1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ölüme karşı Yaşam, savaşa karşı BARIŞ!..
Ölüme karşı Yaşam, savaşa karşı BARIŞ!..

Ölüme karşı Yaşam, savaşa karşı BARIŞ!..

Bir sergisi sırasında: “Bu resmi siz mi yaptınız? (Guernica)” diye soran bir Alman generaline; -Hayır, siz yaptınız! Cevabını vermiştir. “Özgürlük” diyor Picasso kendini anlattığı bir metinde “özgürlük konusunda çok dik

A+A-

 

 

 

Bir sergisi sırasında: “Bu resmi siz mi yaptınız? (Guernica)” diye soran bir Alman generaline;

-Hayır, siz yaptınız! Cevabını vermiştir.

 

 Özgürlük” diyor Picasso kendini anlattığı bir metinde “özgürlük konusunda çok dikkatli olmak gerekir. Her şeyde olduğu gibi, resimde de. Bir şey yaptığın anda zincire vuruluverirsin.” Zincirlerden kurtulmanın bir yolu, yöntemi var mıdır? Galiba en iyisi “bir şey yapmama özgürlüğü” diyor sanatçı. Yapmama özgürlüğü zorunlu olarak bir başkasını yapmayı gerekli kılıyor. Picasso, resimle savaşarak sonsuz bir hayatı yaşamanın verdiği bedeli ödedi; yarattıklarıyla asla tatmin olmayarak. Hayatta durduğumuz anda yeniden sıfırdan başlamak gibi bir gerekli gerçek kaçınılmazdır.

 

Picasso’nun gerçekliği aynen şöyledir: “aramaktan ve bulmaktan vazgeçmeyen bir ressam, savaşa ve zorbalığa her zaman yapıtlarıyla karşı çıkmış, sanatını olağanüstü etkili bir silaha da dönüştürebilen bir siyaset adamı, zamanı kucaklayan, değiştiren bir şair, bir matador, bir boğa.”

 

1936 yılında İspanya’da iç savaş patlak verir. İspanyol Cumhuriyetçilerinden yana olduğunu açıkça gösteren Picasso, General Franco’nun faşist partisine karşıdır. Bu dönem onun en sıkıntılı, ikilemli ve değişken ruh haliyle bir gün ressam, bir gün şair daha ertesi gün ise şarkıcı olmaya kalkıştığı ama her şeyden vazgeçerek ille de resim dediği döneme rast gelmiştir. Bu karamsar dönemi yaşadığı yer Juan-les-Pins’tir. Yani vatanından kilometrelerce uzaktadır. Ama bu onun ülkesinde yaşananlara karşı duyarlılığını ve tavrını belirlemesinde etken olmaması anlamına gelmemiştir. Neden? Çünkü onun her zaman özgürlüğe karşı temel, yaşamsal bir eğilimi olmuştur. İspanya Savaşı ile birlikte kendi özgürlüğü, halkının ve ülkesinin özgürlüğü tehdit altındadır. Hiş kuşkusuz tüm bunların etkenliğinde bir Cumhuriyetçi’dir. O dönemdeki “aydın kafalar”,  direnmek” gerekliliğinin anlamını bilen ve uygulayan kişilerdir. Sanatçı olmanın ötesine geçer artık Picasso ve Cumhuriyetçilerin tarafında olmak, her şeyden önce siyasal bir anlam taşıyordu. İç savaşın İspanya’yı kasıp kavurduğu günlerde, sanayide gelişmiş ülkeler, sanat gösterileri yapmak ve sanayi, tarım gibi çeşitli alanlarda ürettikleri ürünleri pazarlamak amacıyla, büyük bir dünya fuarı düzenleme hazırlığı içindeydiler.

 

1937’de bu uluslararası serginin yedincisi Paris’te düzenlenecekti. İspanya Halk Cephesi Hükümeti sorumluları da, o sıralarda Paris’te yaşayan İspanyol sanatçıdan sergiye katılmalarını istediler. Picasso da bu sanatçılar arasındaydı. İspanya Pavyonu için bir duvar resmi yapması isteniyordu. Picasso bu isteği kabul etmiş ve hazırlıklara başlamıştı. Konuyu henüz netleştirmemişti, ta ki tarihe kara bir leke olarak geçen 26 Nisan 1937 gününe kadar!

Almanya'da Hitler yönetiminin başa geçmesi, birçok ülkede olduğu gibi, İspanya'nın da kaderini etkilemişti. 1933 yılında İspanya'da kurulan sağ koalisyon hükümetine Faşist İtalya ve Nazi Almanyası büyük destek veriyordu. Bu yönetime karşı, halk da ayaklanmalar başlatmıştı. 4 Ekim 1934'te, General Franco’nun emriyle askerler halkın üzerine saldırdı. Beş bin işçi öldü, kırk bin kişi tutuklandı ve bu yöntemlerle direniş bastırılmaya çalışıldı. İspanya'nın demokratik güçleri, Halk Cephesi'ni kurdular. Halk Cephesi, 1936 seçimlerini kazandı. Buna karşın sağcı partiler Milliyetçi cephede birleşti. Milliyetçi Cephe'nin kışkırttığı subaylar darbe hazırlığına girişti. Sonuçta iç savaş başladı.

 

Nazi Almanyasının yeni silahları Bask Bölgesi’nin en eski ve kutsal kenti Guernica'da denenecekti.  Altıyüz yıllık meşe ormanlarının kapladığı tarihi kent Guernica'da, sıradan bir bahar günü kuş sesleri, çan sesleri, uçak sesleri birbirine karıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Burma'da yaşamını yitiren ünlü gazeteci George Steer, Guernica olayını yerinde saptadıktan sonra gerçek durumu şöyle özetliyordu:

 

Guernica'da sıradan bir Pazartesi’ydi. Saat 16.30 suları. Köylüler pazar yerine geliyorlar ve meydan yerinin en kalabalık olduğu anlarda kalabalığın sesine karışan çan sesleri ve halkın sığınaklara girmesini isteyen anonslar. Kısa bir süre sonra Alman bombardıman uçakları belirdi. Kentin üzerinde yarım daire çizdikten sonra ilk kez altı büyük bomba tren istasyonunun üzerine atıldı. Sonra benzer bombalar pazar yerinin üzerine atıldı. Ayrıca uçaklardan, el bombaları ve benzeri bombalar atılıyordu. Bir süre sonra üç Junkers uçağı geldi yine kenti bombaladı. Kentin on bin kadar olan nüfusu panik halinde kaçışmaya başladı. Uçaklar, kaçışan halkın üzerine de makineli tüfekleriyle ateşler açıyorlardı. Tek tek tüm evler, uzaktaki çiftlikler bombalandı, yakıldı. Kuşkusuz yeni bir savaş tekniği ile saldırıyorlardı. Şu anda ölenleri saymak olası değil. Ancak sayının yüksek olduğu ve çoğunluğunun kadın ve çocuk olduğu söylenmektedir.

 

Picasso Paris yaşamına devam ederken, doğduğu ve tüm ailesinin yaşamakta olduğu İspanya'dan ilişkilerini koparmamıştı. Guernica'nın bombalanışından birkaç gün önce, 81 yaşındaki annesinden bir mektup aldı. Mektupta, kentteki hastanenin Nazi askerleri tarafından yıktırıldığı yazıyordu. Sanatçı, 26 Nisan'da Guernica'da yaşanan vahşeti gazetelerden öğrenmişti. 1 Mayıs'ta Paris'te yapılan, gösterileri de izledikten sonra, ömrü boyunca barışı savunmuş bir insan olarak ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Guernica'nın kroki çalışmalarına başladı. İspanya'da boğa güreşlerinin temel unsuru olan at ve boğa ile elinde lamba taşıyan kadın ilk günkü çalışmada belirginleşerek, resmin çekirdeğinin oluşturdular. Felaketle ilgili, gördüğü, duyduğu, öğrendiği her şeyi resimledi. 6 Mayıs’ta katliamı yaşayanlardan bir anne, üç kızıyla Fransa'ya geldi ve sinema aktüalite haberlerinde gösterilmek üzere filme alındılar. Picasso da filmi izledi.

 

Genel kompozisyon belirdiğinde, boğa saldırgan bir konumda tablonun solundaki yerini aldı. Anne ile ölü çocuğu korku saçan boğanın altına yerleştirilmişti. Elinde lamba tutan kadın, boğayı ya da onun simgelediği karanlık gücü yakından göstermek istercesine lambayı ona yaklaştırmaya çalışmaktaydı. Guernica saldırısı gündüz yapılmasına karşın, ortada sahneyi aydınlatan gün ışığı değil, bir elektrik ampulüydü. Işığın yetersizliği dehşet duygusunu artırıyordu. Işığın yapaylığı, renkleri yok etmişti ve tabloya siyahlar, beyazlar, griler egemen olmuştu. Yerde yatan, kılıcı kırılmış asker, bağıran, çığlık atan, başını yukarı doğru kaldırmış genç kız savaşın getirdiği yıkımı ve korkuyu gösteriyordu. At bir ölüm kalım savaşı içindeydi. Dili, dişleri, çenesi çektiği acının boyutunu yansıtıyordu.

 

“Bir sanatçının ne olduğunu sanıyorsunuz?

Bir ressamsa gözlerinden, bir müzisyense kulaklarından, bir ozansa kalbinin tellerindeki lirlerden, hatta bir boksörse kaslarının gücünden başka bir şeyi olmayan bir budala mı?

 

Tam tersi!

 

Sanatkâr, ister acı, ister tatlı, isterse sıkıntılı olsun, bu dünyada olan biten şeyleri her zaman bilen ve bunlarla kendisini biçimlendiren siyasal bir varlıktır.

Benim bu davranışlarım, yaşamımın, çalışmalarımın mantıksal bir sonucudur. 

Resim sanatı hiçbir zaman, salt basit bir haz ya da eğlence sanatı değildir.

Ben renkler ve desenler yoluyla, bu silahlarımla dünyayı ve insanları daha iyi tanımak istiyorum.

Resim apartmanları süslemek için yapılmaz. O düşmanına karşı, savunucu ve saldırıcı bir savaş aracıdır."

 

Guernica'daki her figür için farklı yorumlar yapıldı.

Resmin yapıldığı günlerde boğanın, İspanya'yı ve İspanyol halkını, atın ise Franco faşizmini simgelediği söylendi.

Ancak, 1945 yılında Picasso, bu konudaki sorulara verdiği yanıtta,

 

"Boğanın dolaysız faşizmi değil, ancak karanlık bir gücü, atın ise İspanya halkını simgelediğini" söyledi.

 

Picasso'nun 1 Mayıs - 4 Haziran 1937 arasında yaptığı bu resim, faşizme karşı savaşın simgesi olarak yirminci yüzyıla damgasını vurdu.

 

1937 Uluslararası Paris Sergisi’nden sonra, Avrupa'da belli başlı büyük kentlerde sergilendi.

Picasso'nun isteği üzerine 1939 yılında New York Modern Sanatlar Müzesi’ne konuldu. Bu isteğinin gerekçesini de şöyle açıklıyordu Picasso: 

 

 "Bu resim İspanya Cumhuriyeti'nindir. Ancak Franco Militarizmi yıkıldıktan ve İspanya'da yeniden cumhuriyet, demokrasi kurulduktan sonra İspanya'ya gidebilir.

 

Guernica, Picasso'nun 100’üncü doğum yılı anısına 1981 yılında Madrid'e getirtilerek, Prado Müzesi’ne kurşun geçmez bir bölüme konuldu.

 

Döneminde Picasso’nun ne solcu arkadaşları; ne de sağcı eleştirmenleri resmi beğenmediler.

Fakat yıllar geçtikçe bu resim, çağdaş uygarlığın temel taşı oldu. Kasabanın bombalanması bugün tarihsel bir olay olarak değil, bu resmin teması olarak anımsanıyor.

 

 

Bu haber toplam 955 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler