1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!
Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

Kafka’nın geçen hafta sözünü ettiğim Bir Köpeğin Araştırmaları adlı öyküsünde, soruları karşısındaki sessizlikten rahatsız olan yaşlı köpeğin özeleştirisini verdiği bölümde, yazar şunları söyletir kahramanına: “Ama sen de bir köpeksin, onl

A+A-

 

 

Kafka’nın geçen hafta sözünü ettiğim Bir Köpeğin Araştırmaları adlı öyküsünde, soruları karşısındaki sessizlikten rahatsız olan yaşlı köpeğin özeleştirisini verdiği bölümde, yazar şunları söyletir kahramanına: “Ama sen de bir köpeksin, onlardaki bilgi sende de var; o hâlde sen ortaya çıkarsana onu; sadece soru sorma, cevap da ver. Sen ortaya çıkarsan o bilgiyi, kimin aklına gelecek sana karşı koymak? Köpek ülkesinin büyük korosu, sanki ne zamandır seni bekliyormuş gibi katılacak sesine. İşte o zaman, istediğin kadar açıklığa, hakikate ve itirafa kavuşacaksın. Hakkında o kadar şey söylediğin bu sefil hayatın çatısı uçacak ve hepimiz özgürlüğün yüce ülkesine ineceğiz”.[1]

İlk bakışta, “ya böyle olmazsa? Ya seslerini sesime katmazlar ve ben dımdızlak ortada kalırsam? Ya kabak benim başıma patlarsa” diye düşüneceğini sanabilirsiniz köpeğin. Oysa o, o kadar emindir ki bu sefaleti kimsenin istemeyeceğinden, köpek ülkesinin büyük korosunun sesine katılacağından zerrece kuşku duymaz. Esas endişesi başka bir şeydir. O, özgürlüğün yüce ülkesine inmeyi becerememeleri durumunda işlerin eskisinden daha da kötü, tüm hakikatin yarım hakikatten daha da dayanılmaz olmasından, o güne kadar susmuş olan “hayat bekçileri”nin susmakla ne kadar haklı olduklarını fark etmekten endişelenmektedir.

Bir ülkenin dibe vurduğunun herkesçe fark edildiği bir ortamda sessizliğini ısrarla koruyanların önemli bir kısmının endişesi tam da budur aslında. Dibe vurulduğu noktada zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi kalmayanların seslerini çıkarmaktan çekinmeyecekleri açıktır. Ama ya zincirlerinin yanında kaybedecek başka şeyleri olanlar ne yapacaklardır? İşte benim çoğu zaman orta sınıf ya da küçük burjuva diye nitelediğim, Kıbrıs Türk halkının çoğunluğunu oluşturduğunu düşündüğüm “hayat bekçileri” bunlardandır. Onların en büyük endişesi, tüm hakikatin yarım hakikatten daha dayanılmaz olması, yarım hakikati yaşarken üç beş bir şeye sahip olmalarına karşın tüm hakikate ulaşılması durumunda onları da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktır. O nedenle, bu grupta bulunanlar garantiye almadıkça özgürlüğün yüce ülkesine inmeyi, kazandaki kurbağa misali yavaş yavaş haşlanarak ölmeyi (yok olmayı) tercih edeceklerdir.[2]

Kafka’nın köpeğinin kendi kendini sorgularken ulaştığı sonuç bellidir: “Bu son işi [omuz omuza özgürlüğün yüce ülkesine inme işi] beceremezsek bile, sonunda işler eskisinden daha kötü olacaksa, tüm hakikat yarım hakikatten daha dayanılmaz olacaksa, susanların, hayat bekçileri olarak haklı olduğu ispat edilecekse, eğer hâlâ elimizde tuttuğumuz o zayıf umut tam bir umutsuzluğa yol açacaksa bile, sana dayatıldığı gibi bir hayat yaşamak istemediğine göre yine de denemeye değer”.[3]

Galiba zurnanın zırt dediği yer tam da burasıdır. Acaba kaç kurbağa göze alabilecektir denemeyi? Denemeye değdiğini düşünecek kaç kişi vardır? Çoğunluk sahip olduklarının zincirleri dışında kalan kısmını riske atmaya hazır mıdır?

Aslında bu sorular Shakespeare’in o meşhur sahnede Hamlet’e söylettiklerinden bağımsız değildir. “Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu!”.

 

Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!

Düşüncemizin katlanması mı güzel,

Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,

Yoksa diretip bela denizlerine karşı

Dur, yeter! demesi mi?

Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız

Bitebilir bütün acıları yüreğin,

Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.

Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!

Çünkü o ölüm uykularında,

Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,

Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.

Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.

Kim dayanabilir zamanın kırbacına?

Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,

Sevgisinin kepaze edilmesine,

Kanunların bu kadar yavaş

Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,

Kötülere kul olmasına iyi insanın

Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?

Kim ister bütün bunlara katlanmak

Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,

Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,

O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya

Ürkütmese yüreğini?

Bilmediğimiz belalara atılmaktansa

Çektiklerine razı etmese insanı?

Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:

Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor

Yürekten gelenin doğal rengini.

Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar

Yollarını değiştirip bu yüzden,

Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.

Ama sus, bak, güzel Ophelia geliyor.

Peri kızı dualarında unutma beni,

Ve bütün günahlarımı.[4]




[1] Franz Kafka, Bir Köpeğin Araştırmaları, çev. Mehmet H. Doğan, İstanbul, Can Yayınları, 2005, s. 32.

[2] Kurbağa haşlama deneyiyle ilgili olarak bkz. http://www.youtube.com/watch?v=OJ7vH5YlTU4, erişim tarihi: 12.1.2012.

[3] Kafka, Bir Köpeğin Araştırmaları, s. 32-33.

[4] Sabahattin Eyüboğlu çevirisi.

Bu haber toplam 1350 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler