1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Öldürüldüğü gün, seyrüsefer ruhsatlarını Lurucinalı Kıbrıslıtürkler’e götürmeye gitmişti…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Öldürüldüğü gün, seyrüsefer ruhsatlarını Lurucinalı Kıbrıslıtürkler’e götürmeye gitmişti…”

A+A-

Dönemin solcu önderlerinden Derviş Ali Kavazoğlu’nu 8 yıl süreyle evinde saklayan yoldaşı Hristoforos Conis, Mişaulis-Kavazoğlu cinayetiyle ilgili neler anlatmıştı?

“Cinayete karışan dört kişinin hepsi de Lurucinalı’ydı… Onu öldüren kişiler onunla temasa geçtiler ve arabaları için seyrüsefer ruhsatı çıkarması için ondan yardım istediler… Onu öldürdüler… O ruhsatlar, öldürüldükleri arabadan alınmıştı…”

derv.jpg

Dün bu sayfalarda yayımladığımız araştırmacı yazar Ulus Irkad’ın çok değerli yazısı, Derviş Ali Kavazoğlu ile yoldaşı Kostas Mişaulis’in öldürülmesine ilişkin ayrıntılar içermekteydi ve Ulus Irkad’ın kaynağı da, Kavazoğlu’nu da, onun katillerini de tanıyan rahmetli şair-yazar Özker Yaşın’dı – Özker Yaşın, anlattıklarını “Nevzat ve Ben” başlıklı kitabında kaleme almıştı…

Bundan 14 yıl önce, Kavazoğlu’nu sekiz yıl boyunca evinde saklayan yoldaşı Hristoforos Conis’le bir röportaj yapmıştık ve o da Kavazoğlu’nun öldürülmesine giden süreci ayrıntılarıyla bize aktarmıştı – “Milliyetçiliğin Öksüz Bıraktıkları” başlıklı yazı dizimiz, bu sayfalarda Mart 2005’te yayımlanmıştı…

Adanın taksim edilmesini savunanlara karşı çıkan Derviş Ali Kavazoğlu, 1958’de TMT’nin vur emriyle karşılaşınca, kaçıp canını kurtarmaya çalışır ancak faaliyetlerine de ara vermez. 1958-1965 yılları arasında “yeraltı”nda yaşamak zorunda kalan Derviş Ali Kavazoğlu, sekiz yıl boyunca Lefkoşa’nın Rum kesiminde, Akropolis bölgesinde Sofokleus sokağında bulunan Hristoforos Conis’in 8 numaralı evinde gizlenir. Yakın arkadaşı ve yoldaşı Hristoforos Conis “O dönemlerde hem TMT, hem de Yorgacis’in istihbarat teşkilatı onun peşindeydi” diyor... “Çok zor günlerdi...”

Conis bize özetle şunları anlatmıştı:

“Ahmet Sadi’ye karşı suikast girişiminde bulunulduğunda, bildiğiniz gibi eşi önüne geçerek onu ölümden kurtarmış, kurşunlar eşinin bedenine saplanmıştı. Aynı akşam Kavazoğlu’nu da öldürmeye çalıştılar ancak Kavazoğlu Küçük Kaymaklı’daki evinin arka kapısından kaçmayı başardı… Evet, onu öldürmek üzere evine gitmişlerdi. Bu arada, bundan önce de Kavazoğlu bir tehdit mektubu almıştı. Üç sözcük vardı mektupta: “Hain, bu gece öleceksin!” Teorik olarak mektup güya Amerika’dan gönderilmişti ancak bu mektup TMT’den geliyordu. Onu öldürmeye geldiklerinde, Kavazoğlu evden kaçarak Lefkoşa’daki PEO binasına geldi. Sendikalar da bize bilgi vererek bu yoldaşın orada olduğunu, gidip TMT’nin suikast girişimlerinden onu korumamız gerektiğini belirtti. Eşim Galododi o zaman çok gençti, henüz nişanlıydık... Galododi gidip onu PEO’dan aldı ve eve getirdi... Bu eve… Kavazoğlu, solcu Kıbrıslıtürklerin öldürüldüğü trajedileri, bu evde yaşadı. TMT’nin öldürdüğü tüm Kıbrıslıtürk solcular, Kavazoğlu’nun arkadaşları ve yoldaşlarıydı... O dönem, pek çok Kıbrıslıtürkü yurtdışına çıkararak onları ölümden kurtarmak için çabalar vardı. Tüm bu Kıbrıslıtürkler, bu evden geçtiler... Yurtdışına, İngiltere’ye gitmeden önce buradan geçiyorlardı... Kavazoğlu’yla ilgili olarak burada sözü edilmesi gereken bir şey var: O dönemde onu çok sıkı biçimde evde korumaya almıştık. Cepheleşme atmosferi vardı, bu yüzden dışarı çıkıp ortalarda görülmesi çok tehlikeliydi. O nedenle dışarıya çıkmasına izin vermiyorduk... Kavazoğlu’nun peşinde hem Rum şovenistler yani EOKA, hem de Türk şovenistler vardı...

Kavazoğlu’na engel olan biz değildik, güvenliği için böyle gerekiyordu... Ayhan Hikmet’in öldürüldüğü güne kadar sürdü bu yaşam... 1960’ta bağımsızlıktan sonra, 1960-61’lerde, biraz daha rahat hareket edebiliyordu... Arkadaşlarıyla dışarıya çıkıyordu, pikniklere gidiyordu... 1958 sonrasında, Kıbrıslıtürklerin bir lideri olarak kendini ifade edebilmek için ortaya çıkışı 1962’ye rastlar... O zaman ona dilediği gibi hareket etmesini söylemiştik... Hareketleri kısıtlıydı ancak yine de çok iş yapıyordu. Makaleler yazıyordu, bildiriler yazıyordu, broşürler çıkarıyordu... Tüm bunları, yakalanmamak için büyük özen göstererek yapıyordu. Açık bir şekilde kamuoyu önüne çıkmıyordu ama... Ancak bu cinayetlerden (Ahmet Muzaffer Gürkan-Ayhan Hikmet’in öldürülmesinden) sonra televizyona çıktı ve Dali’de halka açık toplantılar yaptı... Kavazoğlu, aynı zamanda köylere gitmeye de başlamıştı... Her zaman ona eşlik eden birisi vardı. Kimi zaman kaçıp kendi başına gidiyordu! Kıbrıslıtürklerle temasları vardı, onlara yardımcı oluyordu... Özellikle seyrüsefer ruhsatları, ehliyet ve sigorta çıkarılması gibi işlerinde, sorunlarının çözümünde yardımcı oluyordu... Tarlalarıyla ya da tapularıyla ilgili sorunlarında onlara yardım ediyordu... Bu mahalle onun koruyucu zırhıydı... Bu sokağın adı Sofokleus Sokağı, Akropolis bölgesinde, 8 numaralı evdeyiz... Mahalle derken, yalnızca bu sokağı kastetmiyorum, çevremizdeki sokakları da kastediyorum... 1963’te genellikle TMT’ye ait bir araç ile KİP’e ait bir araç – ki bu Yorgacis’in istihbarat birimiydi – geçerdi buralardan... Karşıdaki evler yoktu henüz, ana caddeden geçerler ve dururlardı, ışıklarını bu eve doğru çevirirlerdi... Taciz etmek içindi bu, çünkü Kavazoğlu’nun bu evde saklandığından kuşkulanıyorlardı. Her gece evi izliyorlardı, arabalarının ışıklarını buraya çevirerek...

1965’te ne oldu o gün? 11 Nisan 1965’ti... Neden Luricina’ya gitmek istemişti o gün? O dönem Kavazoğlu’nun pek çok Kıbrıslıtürk’le teması vardı... Daha önce belirttiğim gibi, onlara yardım ediyordu. Ne yazık ki bunlar arasında, onu öldüren kişiler vardı. Onunla temasa geçtiler ve arabaları için seyrüsefer ruhsatı çıkarması için ondan yardım istediler. Ona suikast düzenledikleri Pazar gününden önceki Çarşamba günü Kavazoğlu, Larnaka’ya gitmek istedi. Onu ben götürdüm. Daha sonra öldürüleceği noktaya geldiğimizde, “Burada beklemeliyiz çünkü seyrüsefer ruhsatını vereceğim insanlar gelecek” dedi. “Ben arabayı burada durdurmayacağım” dedim ona. “Sağımı, solumu, önümü, arkamı birer kilometre açıklıkla görebileceğim bir noktada duracağım ama burada durmam. Arabayı etrafımı göremeyeceğim böylesi bir yerde durduramam” dedim. O zaman kavga etmeye başladık, “Ama onlar beni burada bekliyor, onlara ruhsatlarını vereceğim!” dedi. Ve geriye döndük, ruhsatı falan da vermedik. O nedenle Pazar günü tekrar gitti oraya, seyrüsefer ruhsatını vermeye... Pazar günü bize “Ben yeniden oraya gidiyorum, o gösterdiğim yerde duracağım ve onlara ruhsatlarını vereceğim” demedi. Pazar günü, “Larnaka’ya gidiyorum, işim var” diye beni aradı. “Bir toplantım vardır” dedi. Ailemle birlikte yaptığım bir plan vardı, bu yüzden onunla gidemezdim. Sonuçta, ona eşlik etmek üzere Mişaulis’i bulduk... Mişaulis, “Köyüme gitmem lazım ama onu götürmem gerekirse götürürüm” dedi. Ve kurbanlık koyunlar gibi mezbahaya gittiler... Arabayı durdurdular ve ruhsatı alacak insanların gelmesini beklemeye başladılar. İki farklı yönden insanlar geldi ve onları öldürdüler...

Bu insanlar kim miydiler? İkisi öldü şimdi... Birisi İngiltere’dedir... Dördüncüsü de kuzeyde yaşıyor... Dördü de Luricinalı’ydı.

Dört kişiydiler... Bunlardan bir tanesi, diğer üçünün kendisini zorla oraya götürdüğünü iddia ediyor çünkü Kavazoğlu’nu öldüreceklerini biliyormuş... Dördü de Luricinalı’ydı... Bir tanesi galiba bir araba kazasında öldü, bir diğeri kanserden öldü, bir diğeri İngiltere’de yaşıyor, dördüncüsü de kuzeyde yaşıyor. Kuzeyde yaşayanı yakın geçmişte gördüm, onunla konuştum ve o zaman bana “Oraya zorla götürülmüştüm, silah kullanmadım vs.” dedi. Onu kuzeyde gördüm...

Kavazoğlu’nun öldürüldüğünü nasıl duydum? Araçlar geçiyordu yoldan ve tanınmış birisiydi, onu görenler tanıdılar, polise de bir araçta ölü insanlar olduğunu bildirdiler...  Televizyona çıktığı için insanlar onu tanıyordu... Onu morgta gördüm sonra...

Seyrüsefer ruhsatı ise Luricina’dan Kıbrıslıtürklere aitti...

Ruhsat bu dört kişiden birine mi aitti yoksa başka birisine mi, emin değilim... Dört ruhsat mı vardı yoksa iki ruhsat mı vardı, onu da bilemiyorum... Pazartesi günü PEO’ya gelen bir adam gördüm, Kavazoğlu’yla buluşmuştu... Kavazoğlu ona ruhsat çıkarsın diye bir takım formalar vermişti...

Öldürüldükleri arabadan  o ruhsatlar alınmıştı, araçta yoktu yani...

…  Kendi ailemizden birini kaybetmiş gibiydik, muhteşem bir yoldaşımızı kaybetmiştik. İllegal bir yaşamda onca zorluğu birlikte yaşamıştık... Öldürüldükleri duyulduğunda, AKEL eski Genel Sekreteri Ezekiyas Papayuannu tüm parti liderliğiyle birlikte, Mişaulis’in eşi Andriana’nın evine başsağlığı dilemeye gitmişti... Andriana, “Yoldaşlar, iki yoldaşımızı kaybettik” dedi... “Ben eşimi kaybettim, bu büyük bir kayıptır ancak parti için kayıp çok daha büyüktür çünkü Kavazoğlu’nu kaybettiler. Başka bir Kavazoğlu bulmak çok zordur çünkü” dedi... Kavazoğlu işte böylesi büyük bir insandı... Özgün, dürüst bir savaşçıydı... Nazım Hikmet’in şiiri vardır, “Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diye... Kavazoğlu her zaman bunu söylerdi, sanki de kendi ölümünü öngörür gibi... Bir mücadele insanıydı, geri adım atmazdı. Onun kitabında, mücadelede herhangi bir adaletsizliğe karşı geri adım atmak yoktu...

… Kavazoğlu hiçbir zaman dostluğun korunması için mücadele etmedi çünkü onun döneminde adamız bölünmüş değildi... Taksim yeni başlıyordu, bölünmeye karşı mücadele ediyordu çünkü olacak olanları görebiliyordu ve bunun için öldürüldü zaten. Şunu da söylüyordu: “Eğer birlikte yaşamanın yolunu bulamazsak, bu ülke felakete sürüklenecektir...”

… Kıbrıslıtürklerle konuşuyordu... Faşizmi genel olarak ele alıyordu... Rum ya da Yunan faşistler de buna dahildi. Yani Kıbrıslırum faşistleri gizlemeye çalışmıyordu – onların aynı olduğuna inanıyordu. Türk, Yunan, İngiliz ya da Amerikan olsun, faşizmin yüzü aynıdır – milliyeti yok yani faşizmin. İşte bu nedenle biz öldürülen solcularla ilgili cinayetlerin araştırılmasını istiyoruz.

… Nasıl evlenebilirdi? Yetişkin bir yaşa ulaşır ulaşmaz öldürüldü... Bütün o yılları saklanarak geçirdi...  Ailesini çok seviyordu, kızkardeşlerini ve erkek kardeşini seviyordu... Hiçbir zaman ailesini unutmadı. Her zaman onları düşünürdü, özellikle ablasını çünkü babası öldüğünde, ablası ona çok yardım etmişti, bunu hiçbir zaman unutmamıştı. Ailesi, önceliklerinde birinci geliyordu... Ancak bir aile kurmanın kendisi için ne kadar zor olduğunun bilincindeydi. Durumu o kadar zordu ki... Yaşasaydı, gelecekte bunu yapabilirdi ancak yetişkinlik yıllarının çoğunu, saklanarak geçirmişti...

Burada kaldığı sekiz yıl boyunca tek teması bizim ailemizle ve yakın arkadaşlarımızlaydı... Olur ya, birileriyle tanışabilirdi – dışarıya çıkmaya başladığında ise buna fırsat bulamadı…”

 

ss-069.jpg

Hristoforos ve Galododi Conis’le birlikte, Derviş Ali Kavazoğlu’nun 1958-1965 yılları arasında saklandığı, Lefkoşa’nın Akropolis bölgesinde bulunan Sofokleus Sokağı’ndaki 8 numaralı evin önünde...

 

(YENİDÜZEN – Milliyetçiliğin Öksüz Bıraktıkları – Mart 2005)

 

 

 

Bu yazı toplam 2253 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar