1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÖLDÜREN CAZİBE TAVŞANI
ÖLDÜREN CAZİBE TAVŞANI

ÖLDÜREN CAZİBE TAVŞANI

Aşk saplantısı, karşılıksız ve tacizkar aşk üzerine çok düşünüp okudum son sıralar. Aslında bunun yazısı filan yazılamaz kolay kolay. Olsa olsa şiiri ya da romanı ortaya çıkar. Yine de bazı saplantı hallerini analiz etmeye çalışmak rahatlatıyor insanı. B

A+A-

 

Aşk saplantısı, karşılıksız ve tacizkar aşk üzerine çok düşünüp okudum son sıralar. Aslında bunun yazısı filan yazılamaz kolay kolay. Olsa olsa  şiiri ya da romanı ortaya çıkar. Yine de bazı saplantı hallerini analiz etmeye çalışmak rahatlatıyor insanı. Beyoğlu kitapçılarının birinde dolanırken Gregory Dart’ın Karşılıksız Aşk: Kovalamak ve Kovalanmak Üzerine adlı kitabına denk geldim geçenlerde... Güya akademik bir çalışma ama konu gereği yazarın kendi deneyimine ve bazı arkadaşlarının anlatılarına dayanıyor. Henüz başındayım ama okuduklarım dahi gün boyu kafamı konuya ilişkin düşüncelerle doldurdu.

Yazar, Öldüren Cazibe filminden söz etmiş midir diye sayfaları karıştırdım hızlı hızlı ama önce rastlayamadım. Sonuçta bir Amerikan gerilim filmi... Bir dilbilimcinin başvuru kaynaklarından olmaması anlaşılabilir diye düşündüm ama sonra baktım ki konuya cinsiyetçi açıdan yaklaşan başarısız bir film olarak değerlendirmiş bir yerde.

Filmde kadın kahraman Alex’in, geçirdikleri romantik hafta sonunun ardından saplantılı bir aşkla sevmeye başladığı mutlu aile babası Dan’ın küçük kızı Elen’e almış olduğu  ev tavşanını öldürerek tencerede kaynattığı sahne inanılmaz çarpıcılıktadır benim için...  Aşk saplantısının çıldırma derecesidir bu.

Hayatta en zor başa çıkılacak şeylerden birisi yaşama alanı elinden alınan, onuru kırılan bir kişinin intikam tutkusuyla yanan nefretidir. Filistin sorunu da hep bunu düşündürmüştür bana... Dünyanın pek çok yerindeki etnik ya da diğer tür çatışmalarda en önemli faktörlerden biri bu sanki. Ekonomik ya da benzeri maddi, lojistik problemler çok daha kolay halledilir de kırılan onur için hangi rapor ve rasyonel planlama fayda eder acaba?

Medea’nın çıldırması, Yunan trajedilerindeki entrikalar hep bu çok temel insanlık durumlarıyla ilgili değil midir?

Çatışmaları çözümlemek için kurulan müzakere masalarındaki uzman ve teknokratların edebiyat okuyup okumadıklarını düşünürüm hep. Her türlü bilgiyle donanmış olduklarından hiç kuşkum yok, edebiyatın kapsam dışı sayıldığından da... Dünyayı yönetenler insan ruhunun inceliklerine biraz olsun hakim olabilselerdi çok şey değişirdi. 1974’te yitirilenleri yalnızca bir takım maddi kayıplar olarak görmek, adanın ortadan kırıldığı noktada paramparça olan hayatları anlayamamak, her şeye bazı yüzdeler ve rakamlar olarak bakmak, “Hayır”ın bile bazen her an “evet”e dönüşmeye hazır bir naz cümlesi olabileceğini anlayamamak biraz da edebiyatla kurulan mesafeyle bağlantılıdır. Ekonomik olanın dünyayı döndürdüğünden, Marx’ın sonuna kadar haklı olduğundan hiçbir kuşkum yok ama birtakım arzular ve ihtiraslar, gönül kırıklıkları ve birikmiş öfkeler de sistemlerin tam göbeğinde duruyor.

Bana soracak olursanız zavallı Kıbrıs’ımız tencerede kaynayan bir Öldüren Cazibe Tavşanı’ndan başka bir şey değildir.

Bazen aşk ve ilişkiler üzerine yazdığım bazı şiirlere bakıyorum ve bunların hiç tasarlanmadığı halde güçlü politik alegoriler oluşturduğunu görüyorum. Dünyanın başındaki en büyük felaketlerden biri özel ve politik alanların güçlü bir dikotomi içinde bulunmasıdır belki de...

Yanlış anlaşılmasın, edebiyatçıların politik süreçlere katılmasını oldukça tehlikeli görüyorum. Bu süreçlere dahil olan edebiyatçıların güç ve iktidar meselesi yüzünden nasıl bozuldukları bilinen bir şey. Edebiyat politikaya yalnızca dışarıdan destek versin bana kalırsa.

Başlarken yalnızca aşktan söz etmeyi hedefleyen bu yazının politikaya doğru meyletmesi hiç tevekelli değil. Ben televizyondaki takım elbiselilere baktığımda onların iç dünyalarındaki hırs, ihtiras, öfke ve arzuları anlamaya çalışıyorum en çok da... Bazen düşünüyorum ve diyorum ki: “Ne korkunç, bu insanlar milyonlarca insanın mutluluğu ve geleceğinden sorumlu”. Politika dediğin öyle şakaya gelir bir şey değil. Bir anda milyonlarca insanın ölümü filan demek.

Bazen içimi karartır bütün bu politik manzaralar. Nutuk atıp duran bir takım içten pazarlıklı adamlar karşısında zaman zaman kendimi  öyle güçsüz ve çaresiz hissederim ki derin bir karamsarlığa kapılırım. Bazen de derim ki biz sanatçılar darmaduman etmeye muktediriz böylelerini... Dünya inim inim  inlemekte bunca yanlışın, bunca zulmün altında. Politik cümlelerin tacizkar sinsiliğine karşılık insanlığın edebiyatın şefkatli dokunuşuna her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1467 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler