1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. OLAN ÜZERİNDEN DEĞİL, OLMASI GEREKEN ÜZERİNDEN...
OLAN ÜZERİNDEN DEĞİL, OLMASI GEREKEN ÜZERİNDEN...

OLAN ÜZERİNDEN DEĞİL, OLMASI GEREKEN ÜZERİNDEN...

Ülkemizde, toplum yaşamında, siyasal yaşamda, sivil toplum alanında, tam bir moralsizlik hakimdir. Günlük yaşamda bu halin, bütün izlerini görmek mümkündür. Bu tespiti yapmak bir meziyet değildir. Yaşayan ve nefes alan her insanın his ettiği bir haldir b

A+A-



 

Ülkemizde, toplum yaşamında, siyasal yaşamda, sivil toplum alanında, tam bir moralsizlik hakimdir. Günlük yaşamda bu halin, bütün izlerini görmek mümkündür. Bu tespiti yapmak bir meziyet değildir.

Yaşayan ve nefes alan her insanın his ettiği bir haldir bu. Bunun nedenleri üzerine de herkesin bir değerlendirmesi vardır. Bu değerlendirmelerin çoğu da genellikle  birbiri ile buluşur.

Ülkemizde değişim ve gelişmenin üstten bir iktidar gücü ile gelmesi beklentisi hakimdir. Bir, “kahraman  veya kahramanlar aranması düşüncesi” de hakim bir düşünüş biçimidir. Bu yüzden ortak akıl arama yerine, “kahramanlar” ve “kurtarıcılar” aramak söz konusudur. .

Bu yaklaşımla bütünleşmiş ve gerçekten bizi edilgen kılan bir başka özellik daha vardır. Gerçekçilik adına, materyalist düşünce adına, sağ ve sol da gerçekleşen bir düşünce sınırlılığı vardır. Bu da, gelişme ve değişimi, OLAN üzerinden ele almaktır..  Bu yüzden de OLMASI Gereken üzerinden düşünce dünyamızı sarsmak kolay kolay yol almıyor..Bunu biraz açmakta fayda var.


SÜREKLİ DEĞİŞİM DİNAMİĞİ

 

Çünkü, OLAN üzerinden düşünmek ve düzenlemeyi ele almak, sonuçta değişimin dinamiğinin, önünü tam kapasite ile açmamayı getirir. Olan üzerinden gelişmeyi, değişim adına da ele aldığınızda, elbette ki bazı alanlarda eskiye göre belli bir ilerlemeyi sağlarsınız.

 Ama olanın, yani var olanın özü, ele alınmadığı ve onu sarsamadığınız için, onun üzerinden düzenlediğiniz yeni; sonunda, eskinin içinde kaybolur. Bir müddet sonra da eskinin etkisi ile kendisi bekleneni veremez. Bu yüzden de bitmeyen ve bıkkınlık veren sorunların tekrarı gerçekleşir.. En sonunda da,” ne yaparsak yapalım, bir şey değişmiyor” yaklaşımı yer eder. Bu da moral bozukluklarını, kaçışları ve inançsızlıkları besler.

Bu bakımdan OLAN üzerinden değil, OLMASI gereken üzerinden, düşünce sistematiğini ele almak  gerekiyor.   OLMASI gereken üzerinden düşünmek ve programlamak;, hayal gücünü, ütopyayı, coşkuyu, bilinmeyenin  arayışını, heyecanını, hümanizmayı, dayanışmayı ve sevginin ateşinde ilerici devrimci dinamizmi getirir, üretir.

Olması gereken üzerinden düşünmek gerekiyor. Bu nedenle, konjüktürü, ciddi bir şekilde değerlendirmek ve değişimin de, sıçramalarla ve her sıçrama ile ulaştığınız noktada, yeni bir sıçrama enerjisini, kendi içinde taşıyıp; sürekli bir değişim dinamiği üretmekle mümkün olacağını ve bunu düşünme sistematiğinin kendisi haline getirmek gerekiyor.  Bu da esasın, yani insanın, hümanist ve adil olana doğru değişimci bir amaçla, sürekli, gelişmesini hızlandırır. Sürekli bir devinim hali demektir bu.

Olan üzerinden düşünmeye, gerçekçilik adına devam ederseniz; maddiyatçılığın öne çıktığını, her şeyi, hak veya kâr ya da makam adına, kazanmak ve elde etmek üzerine kurduğunuzu görürsünüz.

 İş adamı iseniz, yalnızca kâr ettiğiniz ve kâr hacminiz arttıkça mutlu olmak gibi bir hale dönüşürsünüz. Bu bir tükenişin de başlangıcıdır. İstediğiniz kadar kazanın; kaybettiğiniz insani, hümanist, manevi değerler olur. Bir müddet sonrada, sınırsız kâr devinimi olamayacağı içinde, kendinizin de zora girdiğini, başka aktörlerin sistem içindeki varlığı ile de bu olgunun eskisi gibi olmadığını gördüğünüzde, mutsuzluğunuzla birlikte, acımasızlığınız da doruğa çıkar.

Sendikacısınız, sivil toplum önderisiniz, siyasetçisiniz. Olan üzerinden kendinizi var etmeye dönük koşullandığınızda, başarı için birine hak adına, yalnızca maddi sınırlarla belirlenmiş bir alanda bir başarı elde etmek, sizi belirler. Siyasetçisiniz, yöneticisiniz. Her şeyi makama sahip olmak veya onu korumaya indekslediğinizde de, hümanizmayı, etik ile  ilkeyi ezersiniz. İnsani olmaktan çıkar, sahip olduğunuz tüm demokratik değerleri erozyona uğratırsınız.

 Yalnızca, bunları,  yani kârı ve hak almayı, makamı almak veya onu korumayı ve bunlarla başarılı olacağınıza koşullanmak, en nihayetinde sizi, hümanizmadan, eşitlik ve adalet duygusundan, etikten, ilkeden, hatta demokratik sorumluluk ile insani olandan ve toplumsal ortak paydadan uzaklaştırır.

İstediğiniz kadar sağ veya sol düşünce biçimi ile “millet” veya “halk” kavramları ile düşünün, sonuçta zümresel çıkarlarla belirlenmiş bir kıskacın içine girersiniz.

 

EN VAHİMİ..

 

Bu alanda, en vahimi, siyaset alanı içindir. Başarıyı, Olan üzerinden ele alan, her siyasi akım ve siyasetçi, hem kendisi için, hem partisi için, hem ülkesi için bu temelde sözde başarı kazandıkça çöküşü artırır. Bu ülkemizde yaşadığımız gerçektir. Olan üzerinden düşündükçe, batışımızın gerçekleşmesi, yaşadığımız gerçek budur.

Yıllarca statüko üzerinden düşünülüp, uygulamaya konan her adım ve her yenlik, bizi geriye götürdü. Üstelik yeni olanda, kalıcı olamadı. Eski, onu da sildi götürdü. Bu itiraz edenlerinde kaçınılmaz olarak içine girdikleri çıkmaz oldu. Gerçeklik adına, Olan üzerinden düşünmenin yıkıcı, en çarpıcı  örneğini, yakın tarihimizde yaşadık..Bakın bu konuda günümüzde neler çıkıyor ortaya?

 Geçtiğimiz hafta Havadis’in, POLİ ekinde konuşan ülkemizin bilinen liberal düşünce sahiplerinden Sayın Bülent Şemiler, ilginç şeyler söyledi.

2009 Nisan seçimlerine doğru giderken, UBP’nin seçim bildirgesinde ve oluşturduğu tek başına Hükümeti ile ilgili UBP’ye;  kendine göre, ülkede Olması gerekenle bağlantılı görüşler, önermeler ve program yazmak istediğini ve bunu onlara teklif ettiğini anlatıyor.

Ama UBP’den aldığı cevabı da anlatıyor. “ CTP, Türkiye’den para almasını bilmiyor, merak etme, biz biliyoruz, alıp bunları çözeceğiz!”…. Olan üzerinden  düşünüşün tipik örneği. Sayın Eroğlu, 2009 Bütçesinin eleştirisini yaparken bize, resmen şöyle demişti. “ Soyer’in kompleksi var, onun için Türkiye’den para istemiyor. Ama biz Türkiye’nin ne istediğini biliyoruz ve Anavatandan kaynak alıp ekonomik meseleleri çözeceğiz”. Sonuç itibarı ile 2009 Seçim bildirgesine de bunu yazmışlardı. Ne mi?

 “ Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasından alacağımız kaynaklarla ülkemizin finans ve ekonomik sorunlarını çözeceğiz”.Evet, bunu yazmışlardı da kimsecikler ne bu diye sormamıştı? Çünkü, hakim düşünce, OLAN üzerinden olaylara bakmayı meziyet saymaktaydı. Kimse sormadı, ne bu diye?

Yani UBP, Olan üzerinden siyaset yaptı. Bu Olan düşünce yapısı üzerinden yapılan siyasete bağlı olarak, sivil toplum örgütleri, sendikalar, iş dünyası ile UBP protokoller imzaladı. Çünkü Olan üzerinden düşünme, sağ ve solda da açık ve gizli etkiye sahipti. Bu nedenle, Sivil Toplumda bu temelde, UBP ile imzaladığı protokollere ve sözlere önem verdi. Açık veya gizli destek oldu.

 Bu dün de böyle idi. Arif Hoca büyük bir içtenlikle açıkladı. 1973’te onlar için Denktaş’ı desteklemenin şartı, İlk Okul öğretmenlerinin maaşlarını, orta eğitim öğretmenlerinin maaşlarına denk getirmek sözü idi..Bu söz verildiği için desteklemişlerdi onu. Yani yanlış anlaşılmasını, kınamıyorum. Durum tesbiti yapıyorum. Olan üzerinden düşünmenin dün ve bugünkü noktasını ve varlığını işaret ediyorum.

Biz ise, OLMASI GEREKEN üzerinden, yani, “ Kendi Gelirlerimizle, Kendi Giderlerimizi karşılamak hedefini önümüze koymak  gerekir, bunun üzerinde düşünmemiz lazımdır”, dediğimiz için kaybettik! Bu başarısızlık sayıldı.

 Olan üzerinden düşünüp, olan üzerinden hayatı kurgulamak ve olan üzerinden sözler verip, sözde “başarı” elde etmenin sonucunu, şimdi, hep birlikte yaşıyoruz. Acı ile. Bağımlılığın daha da artması, sağ ve solun de- moralize olması.  Emek ve İş dünyasının ataletsizliği ve Toplumsal Varoluş endişesinin silikleşmiş pısırıklığı içinde, yurdumuzda nesne durumuna düşmenin garabeti içinde yaşıyoruz.

 Sonra da kabahati, hep başkasında arayan ruh hali değerlendirmeler yapıyoruz.. Bu yüzden, hem birbirimizi kırıyoruz, hem de aşırı  kırılgan oluyoruz . Çünkü tartışmak ve fikir alış verişi yerine, hala, Olan üzerinden başarıya ulaşmak, sendromunun, etkisi altındayız. Bu yüzden Olması gerekenin üzerinden düşünmekten kaçıyoruz. Çünkü bilinmezliğin içindeki riskin endişesinden, “imkansız” diye düşünüp, risk almaktan ürkerek hareket ediyoruz.

Dün olan üzerinden, sorumluluk paylaştırmada, bir birimiz ile yarışıyorduk. Herkes kendince sorumlu saydıklarını, siyasetin kirli giyotininde kurban vermekle, kurtulacağımızı zan ediyordu. Bu düşünce biçimi ile dün “kurtulamadık”. Bu gün daha da battık. Yarında eğer böyle gidersek daha da batacağız..

Hani, o çok söylenen söz var ya.” Kurtulmak Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber  Ya Hiç birimiz”… İşte o söze ait olan, dayanışmacı, hümanist ve devrimci ruh, Olan üzerinden düşünmekle gelişmez. Olması Gereken üzerinden düşünmekle canlanacak bir ruh halidir o. Bu yüzden, Toplumsal Var Oluş Endişesi taşıyan herkes, artık, Olan üzerinden değil, Olması gereken üzerinden düşünmeye alışmalıdır.

Baksanıza ülkenin en önde gelen Liberal Düşünce sahipleri, ilkesel olarak değil ama olması gereken üzerinden düşündükleri için, Özelleştirme adımlarına ve düzenlemelerine karşı çıkıyorlar. Solcu olmakla sınırlı bir olay değildir bu. Olması Gerekenle ilgili, yani Toplumsal Var Olmak ve gelişmekle ilgilidir.Bu yüzden çok düşünmek, analiz yapmak ve şablon yargılardan çıkmak gerekiyor.

Üstelik biz bunu yaşadık. 2002- 2004 rüzgarını ateşleyen ne idi? Olan üzerinden değil, Olması gereken üzerinden düşünmek.. Herkese ve her kesime inanılmaz bir dinamik sağladı bu. Eğer Olan üzerinde düşünseydik, CHE tişörtü giyenle, TMT’ nin eski üyeleri, İnönü meydanın barış için ve değişim için demokratik dinamizmin heyecanlı, devrimci,  ateşini yakamazdı.

Bu gün ne acıdır. Olması gereken üzerinden bütünlüklü bir düşünüş gelişmiyor. Kendi gelirimizle, kendi giderimizi nasıl karşılayacağız? Nasıl daha demokratik ve adil bir yapıya , kendi kendini yönetme hedefi üzerinden  ulaşacağız?  Bunun üzerinden düşünce var mı?. Hayır. Olan ne? O meşhur ekonomik program üzerinden hem kabul, hem de itiraz anlamındaki düşünceler hala hakim…   

Alternatif, yani Olması Gerekene dönük tartışma derinliği ve arayışı maalesef eksik. Bunu, ele almayı da hayalcilik veya  gerçekçilikten uzaklaşma olarak algılama, hakimdir. O zaman itirazı olanların sesi neden dinlensin? Neden toplumsal büyük bir enerjiye kaynaklık etsin? Neden halk hareketi yok diye şikayet edilsin?  Çünkü çeşitli kesimlerin talepleri dahi, halen, Olan üzerinden ele alınıyor. ..

Evet Olması gereken üzerinden düşünmek. Bilinmezliğin arayışından vazgeçmemek.  İşte devrimci dinamiğin ruhu budur. Hümanizmayı, insani olanı, dayanışmayı, toplumsal ortak sorumluluğu, demokratik sinerjiyi yaratacak olan, özgürlük dinamiğini diri tutacak olan budur.  Kolektif sorumluluk ve ortak heyecanı da yaratacak olan budur.   

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1075 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler