1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. OLAĞANÜSTÜ BİR SERGİ
OLAĞANÜSTÜ BİR SERGİ

OLAĞANÜSTÜ BİR SERGİ

Ümit İnatçı, sanatta tuttuğu yolu daha da derinleştiren, insanı şaşırtan, “işte sanat bu” dedirten bir sergi açtı. ‘INSIGNA’ adını verdiği bu sergide, bir kez daha gerçek sanat ve sanatçının adını yazdırıyor Ümit ‘Sanat Tarih

A+A-

 

Ümit İnatçı, sanatta tuttuğu yolu daha da derinleştiren, insanı şaşırtan, “işte sanat bu” dedirten bir sergi açtı. ‘INSIGNA’ adını verdiği bu sergide, bir kez daha gerçek sanat ve sanatçının adını yazdırıyor Ümit ‘Sanat Tarihimize’. O, sadece bizde değil Avrupa kentlerinde de sergiler açmış, müzelerinde eserleri olan bir sanatçı…

Bana, Ümit’i tarif et deseniz: “Kendi başına buyruk olmayı, yaşam mücadelesini, sanatında amaçladığı değerlerin bir göstergesi saymayı ve bu değerleri sürekli geliştirerek sanatın doruklarına taşıyan gerçek bir sanatçı” derim…

Ve sözü, son sergisine getirerek, ona veriyorum:

… Sevgili Ümit son sergin konusunda özetle bir başlangıç yap desem…

-          Resim, malzeme resmi ve yerleştirmelerden oluşan sergide 40 parça eser sergilendi…

Antropolojik bağlam üzerinden resim yapmanın kökenine inmek ve sanat bilgisinin arkeolojik kazısını yapmak eserlerimin pratiğini oluşturuyor.

Bu resimlerde sanki ilk serginden başlayarak ‘yeniye’ değil, ‘eskiye’ doğru yol alıyorsun… Sence sanatta “eski / yeni” kavramı var mı – olmalı mı?

-          Sanatta “ilk” olanın hiçbir zaman “geçmiş” olmayacağını ve sanatın bütünsel bir zaman üzerinden olageldiğini kanıksadığımdan bu yana, sanatın bir tek ülkesinin olduğuna inandım. O da yeryüzünün kendisidir.

Sanatta “eski” ya “yeni” kavramları görece geçerliklere sahiptir, esas olanın sanat yapmanın hangi niyet ekseninde vücut bulduğudur. Benim niyetim, insanı sanat yapmaya sevk eden dürtülerin hangi zihinsel iştahtan beslendiği hakkında veriler toplamaktır.

Bunu yapmak için evrensel kültür kapsamı altında sanatın doğuş ve dönüşüm evrelerini gözlemlemem gerekirdi. Bugün sanat dediğimiz şey başlangıçta gizem, büyü ve adanmayla ilgili ritüellerden başka bir şey değildi. İnsanın doğayla kurmaya çalıştığı ilişki aslında metafizik ve fizik arasındaki boşluğun içinde salınmaktan başka bir şey değildi. Oradan yaratılış efsaneleri ve dinler çıktı.

Resimlerindeki semboller yazılar vb. insanı ürpertiyor. Ve derinden etkiliyor. Bunu yaratan ‘o derin suyu’ sorsam sana…

-    Yeryüzünün değişik yerlerinde değişik formel eğilimlerle ortaya çıkan inanç kültü, ölüm kültünden başka bir şey değildi. Mağarada atılan çizgiden Sümerlerin çivi yazısına, Mısırlıların hiyerogliflerine kadar doğadan yapılan soyutlamalarla inşa edilmeye çalışılan yazı, aslında fizikötesine dokunmanın bir uzvuydu. Bunun en güzel örneği, Mısırlıların “Ölüler Kitabı”dır. Kanımca bugüne kadar yapılan en etkili sanat eseri sayılır Ölüler Kitabı.

Ölümün en değişmez hakikat olarak insan yaşamında yer alması, insan aklını en fazla dürten gerçekliktir. Benim son on yıldır üzerinde durduğum ve araştırmalarımın yoğunlaştığı odak da budur: Ölüm… Uygarlıkların kaderini belirleyen bu derin kaygı, sanatı da belirleyen önemli bir etkene dönüştü. Ayinler, dualar, büyüler… Semboller ve gizli yazılar. Ezoterizm, hermetizm ve mistik eğilimler… Tüm bu bilinemezin güvensizliğinden kaynaklanan adanmacı eğilimler insanoğlunun yaşamını oldukça derinden etkilemiştir ve etkilemektedir. Dinlerin bu ayrıştırıcı yönünü sıfıra indirgemek ve inanç merkezli düşmanlıkların tehlikesine işaret etmek için “kutsal” sayılanı “doğal”a indirgemek gibi bir çaba içindeyim.

  Yani, Ateistsin ve bunu da sanatına yansıtıyorsun…

-          Ateist yönümün sanatıma yansıması kendi akıl yapımın apaçık kılınması açısından önemlidir. Modalarla yapılan sanata karşı olduğum için de anarşist bir yönüm var. Elbette ki tüm bu eğimler beni oldukça riskli bir entelektüel konuma taşır.

“Zamana uygun” dönemsel sanat yapıtlarına karşı olarak anakronik bir tavır ortaya koymam kendi özerkliğime düşkünlüğümdendir. Özellikle Avrupa – merkezci eğilimlere karşı da direnç göstererek daha ‘evrensel merkezli’ arayışlara önem veriyorum. Bu yüzden eserlerimde, Kıbrıs’ın arkeolojik eserleri. Anadolu Uygarlıkları, Mısır, Maya Sanatı, Tantra Sanatı, Zen Budizm, Şamanizm, Doğu ve Uzak Doğu Ezoterizm ve Hermetizmi gibi ‘kültürel farklılıklara gönderme yapan biçimsel unsurlar’ ön plandadır. Tüm bunlar inanmak için değil oynamak içindir… Her sanatçının içinde bir Homo Faber (yapan insan)’in yanında bir de Homo Ludens (oyuncu insan) vardır.

... Serginin bir başka ve önemli vurgusu da sergiyi ünlü İtalyan sanat yönetmeni, sanat eleştirmeni, Kurator Bruno Cara’nın yapmasıydı… Bu gerçekten bir sanatçı için büyük bir onur…

-          Evet, serginin sunuş konuşmasını İtalyan Sanat Yönetmeni, Sanat Eleştirmeni, Küratör Bruno Cora yaptı. Yetmişli yıllardan günümüze. Arte Povera’dan kavramsal Sanat’a birçok öncü sanatçının sergi küratörlüğünü ve Venedik Bienali gibi önemli uluslararası sanat etkinliklerinin küratörlüğünü yapan Bruno Cara,uluslar arası birçok çağdaş sanat müzesinin yöneticiliğini ve danışmanlığını da yapmıştır. Ümit İnatçı’nın Perugia, Pietro Vannucci Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördüğü sırada ‘Sanat Tarihi Profesörlüğünü’ de yapan Bruno Cora, aynı zamanda sanat dergisi yayıncılığı da yapmaktadır.

Çok teşekkürler sevgili Ümit… Sanatın – felsefenin peşinde koşan başarılı süvari… Çok teşekkürler…

 

 

 


 

 

Başarılı bir festival… Ve,

ÇATALKÖY BELEDİYE TİYATROSU…

 

Tiyatro dünyamızın önemli isimlerinden biridir Derman Atik. Yılmadan, olumsuzluklarla mücadele ederek tiyatro yapmayı sürdürüyor. Tepeden tırnağa gönüllü, işlerinden çıkıp tüm yorgunluklarına karşın Çatalköy’e koşan ‘amatör’ arkadaşlarıyla. Öylesine bir heves ve heyecan içindeler ki, izleyicileri de takıp peşlerine götürüyorlar…

Bu güzel heyecanın bir nedeni de “Çatalköy Belediye Başkanının” onlara açtığı sımsıcak bir çalışma alanı ve heyecanla kurdukları, “Çatalköy Belediye Tiyatro Su”nun ikinci yılında ise adımlarını daha da sağlamlaştırarak: “Beşparmaklar 2. Tiyatro Festivali’ni gerçekleştirmeleri. On tiyatro kuruluşu ve on bir oyunla…

Sözün bundan ötesini, bu olayı yaratanlara vermek istiyorum:

 

İNSAN KALABİLMENİN ONURU.

“Çatalköy Belediyesi, ‘Çağdaş Belediyecilik anlayışı’ çerçevesinde, kültür-sanat çalışmalarını asli görevleri arasında görmektedir. Dünyadaki toplumlar değişip gelişip çağdaşlaşırken, bizlerin de olduğumuz yerde kalmamız beklenemezdi; çünkü, çağdaş yaşam bir bütündür ve suya – yola – çöp toplamaya ihtiyacımız olduğu gibi, kültür ve sanata da aynı oranda ihtiyacımız vardır…” Belediye Başkanı: Mehmet Hulusioğlu.

 

***

 

“Tiyatro, yazarı-oyuncusu-yönetmeniyle, her dönemde, devrimci düşünce ve anlayışlarıyla siyasetçinin karşısında olmuştur. Tiyatro sanatçısı, düşünceleriyle, ortaya koyduklarıyla sorgulanmış, yargılanmış, hapse atılmış ve hatta aforoz edilmiş ya da öldürülmüştür (…) Herhangi bir ülkede tiyatro sanatçıları başka bir ülkenin sanatından etkilenir mi? Elbette etkilenir; ancak, gerçek tiyatro sanatçısı, sanatını kendi ülkesinin duruşu, kültürü ve anlayışıyla yoğurup, yaşam sanatına yeni – başka bir sentez olarak sunar…

İşte bizler bu anlayıştan yola çıkarak, kendi ülkemiz ve beldemizde halkımızı, ‘Kıbrıs Türk Tiyatro Sanatı ve Sanatçısıyla’ buluşturmak istedik…” Genel Sanat Yönetmeni: Derman Atik…

 

BEPŞARMAK TİYATRO FESTİVALİ…

Ve, bunu başarmışlar da. Geçen yıl birincisini düzenledikleri festivalde, dört tiyatro 5 farklı oyunla katılırken… bu yıl on tiyatro kurumu 11 oyunla katılmış… Bu olay ise Çatalköy Belediyesi yanında: Ustalardan – gençlere uzanan çizgide, “amatör Tiyatroculuğun” da bir başarısıdır. Tiyatroya gönül vermiş bir avuç insanın başarısıdır bu… Sevinmemek, kutlamamak olası değildir.

Bir bölge tiyatrosu olmalarını da önemsiyorum ben; çünkü, bölge tiyatroculuğu, bir anlamda, tiyatroyu halkın ayağına götürmektir de… ki, böylece de kentsel tiyatroya uzak düşmüş insanımızın da tiyatro eylemine katılımıyla o sevgi büyümüş, daha bir gelişmiş olur. Nitekim, benim gözlemlediğim, oyunun sergilendiği, “Çatalköy Olive Tree Hotel Gösteri Çadırında” tek boş yerin kalmayışıydı.

 

TİYATRO DENENDE

Ülkemiz için sanatın her dalının çok önemi var. Tiyatro sanatı da “Tüm sanatların bileşimi” özelliğini taşıdığına göre, okullular + amatörlerin de katılımıyla bu tür yapıların + çalışmaların sürmesi… Bu dünyada her şey para ve menfaat değil… halkımızın sanatla beslenmesidir… Bunların başında da tiyatro gelir; çünkü, tiyatro en güçlü eğitim aracıdır.

Ve, evet, tiyatro bir yüzleşme alanıdır. Bu festivaldeki oyunlar da bunun birer kanıtıydı… Çünkü,

Tiyatro, gerçekten de bir “yüzleşme alanıdır.” Aynaya bakmaya cesareti olan toplumların tiyatrosu olabilir…”

Festivalin katılımcı ekiplerine bakıyorum:   Çatalköy Belediye Tiyatrosu,  Güzelyurt Şehir Tiyatrosu, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, Yeni Erenköy Belediyesi, Karpaz Esprin Tiyatrosu, Güney Kıbrıs İllegal Tiyatro Takımı, Dördüncü Duvar Kültür ve Düşünce Derneği, Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları,  Güzelyurt Sanat Derneği, Lefkoşa Sanat Tiyatrosu,  Sinerji Tiyatrosu…

 

***

Başarılı bir Tiyatro Festivaliydi yaşanan. Emeği geçen her ferdi yürekten kutlamak gerek. Özellikle de bu başarıya imzasını atan: “Çatalköy Belediye Tiyatrosu” ve Çatalköy Belediyesi’ni…

Bizi sanatla, bizi bizle yüzleştirdikleri için.

Gerçeğe farklı açılardan bakabilme olanağı yarattıkları için…

Çünkü, sanat girer yüreklerin kuytu köşelerine ve tutsaklığı reddeden düşüncelerde volkan olur…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 955 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler