1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Olağandışı Hâl ve Vesayet
Olağandışı Hâl ve Vesayet

Olağandışı Hâl ve Vesayet

Tufan Erhürman: Sanırım bir ülkedeki durumun olağandışı olduğunu tespit edebilmenin ölçütü şudur: Eğer normal şartlarda herkesin karşı çıkması gereken bir şeye karşı çıkabilmek için belli derecede bir cesarete sahip olunması gerektiği düşünülüyorsa, o ülk

A+A-

 

 

                                                                                     Tufan Erhürman

                                                                                     tufaner@yahoo.com

 

Sanırım bir ülkedeki durumun olağandışı olduğunu tespit edebilmenin ölçütü şudur: Eğer normal şartlarda herkesin karşı çıkması gereken bir şeye karşı çıkabilmek için belli derecede bir cesarete sahip olunması gerektiği düşünülüyorsa, o ülkede olağandışı durum vardır.

Bu cümleyi, derdimi daha iyi anlatabilirim umuduyla biraz açmak istiyorum:

 

1. Her şeyden önce kullandığım kavram “olağanüstü hâl” değil, “olağandışı hâl”dir. “Olağanüstü hâl” kavramını kullanmıyor oluşumun sebebi, bu “hâl”in, anayasada belirlenen, anayasada yetkilendirilen organlar tarafından ilan edilebilen ve anayasada belirlenen kurallara tabi olan bir durum olmasıdır. Oysa olağandışı olan, anayasayla, mevzuatla ve hukukun genel ilkeleriyle açıklanamayacak olandır.

 

2. Tanınmasından ya da tanınmamasından bağımsız olarak, devlet olduğu iddiasında olan herhangi bir yönetim, egemen olduğunu, yani kendisiyle ilgili kararları kendi yetkili organları aracılığıyla vereceğini de iddia etmiş olur. Bu durumda, devletin ülkesinde bazı temel hakların (örneğin sendikal faaliyetlere ya da toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin hakların) aşkın kullanılıp kullanılmadığına, bu hakların yeniden düzenlenmesinin gerekip gerekmediğine, o devletin organları karar verir. Olağan şartlarda, ne kadar dost ve kardeş veya özel olursa olsun, başka bir ülkenin yetkililerinin bu haklarla ilgili açıklama yapması egemen devletin organları tarafından hiçbir biçimde kabul edilmez.

 

3. Küreselleşmenin de etkisiyle, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkiler, egemenliğin eski klasik tanımının geçerliliğini tartışılır hâle getirmiştir. Ülkelere verilecek borçlar ya da yapılacak bağışlar karşılığında yurttaşların gelirlerinde bazı indirimler yapılması uluslararası kuruluşlar tarafından önerilebilmekte, ancak bu öneriler yapılırken, yine de, ülkelerin iç işlerine karışılmaması ilkesi konusunda özel bir hassasiyet gösterilmektedir. Bu arada, maaş, emeklilik gibi doğrudan doğruya bütçeyle ilgisi olan haklar dışında kalan insan hakları konusunda uluslararası kuruluşların yaptıkları önerilerin, hemen her zaman, bu hakların kısıtlanması değil genişletilmesi yönünde olması dikkat çekicidir.

 

4. Olağan koşullardaki ülkelerde, o ülkedeki yönetimle ilgili olarak, devlet organlarına öneride bulunmak yerine, talimat verilmesi ve insan haklarının kısıtlanmasının önerilmesi hiç de hoş karşılanmaz. Böyle bir durumda yurttaşların, hatta onlardan da önce devleti yönetenlerin, devlete ve egemenliğe sahip çıkmak adına sesini yükseltmesi beklenir. Olağan olan budur.

 

5. Oysa olağandışı koşullar altındaki ülkelerde, tabir-i caizse, olağandışı olan olağanlaşmaktadır: Olağandışı olanın olağanlaşması, kabaca söylersek, dört ayrı biçimde kendini göstermektedir:

a) Başka ülkeleri ya da uluslararası kuruluşları yönetenler öneri-talimat farkını görmezden gelebilmekte,

b) doğrudan doğruya bütçeden çıkan parayla ilgili olmayan insan haklarının sınırlanması istenebilmekte,

c) devleti yönetenler, bunlar karşısında sessiz kalabilmekte,

d) dahası, normal şartlarda, devlete ve egemenliğe sahip çıkması talep edilen yurttaşların bu davranışları eleştirmesi cesaret meselesi hâline gelebilmektedir.

 

6. Daha önce pek çok yazımda da söylediğim gibi, Kıbrıslı Türklerin muzdarip olduğu ve olağan koşullardaki devletler arasında görülmesi mümkün olmayan olağandışı ilişki biçiminin adı vesayettir. Vesayetin en temel özellikleri,

a) Vasinin, sizin kendi kendinizi yönetemeyeceğinize ve kendi kendinizi yönetmeye kalkmanız durumunda kendi kendinize zarar vereceğinize inanmış olması,

b) sizin de bu konuda vasi ile hemfikir olmanız ve dolayısıyla,

c) vasinin, sizi size karşı korumak adına söylediklerinin ve yapıp ettiklerinin, yukarıda açıklanan sebeplerle olağan koşullarda kabul edilemez olmasına karşın, hem onun hem de sizin gözünüzde meşruiyet kazanmasıdır.

 

7. Olağandışı sözcüğünün temel özelliklerinden biri, geçiciliğin bir anlamda bu sözcüğe içkin olmasıdır. Öyle ya, eğer durum geçici değil kalıcıysa, olağandışı değil, olağandır. Bir duruma olağandışı diyorsak, ondan daha uzun sürmesi gereken bir “olağan”ın varlığını da zımnen kabul etmiş oluruz. Olağandışı hâldeki uygulamaların meşruiyet zemini de çoğu zaman bu özellikten kaynaklanır zaten. Bu uygulamalar, “olağan”a geçebilmek için zorunlu kabul edilir. Oysa bazı devletler arasındaki olağandışı ilişkilerin bir biçimi olarak ortaya çıkan vesayet, kazın ayağının hiç de öyle olmadığının görülmesini sağlamıştır. Vesayet, vasi ve vesayet altında olanın statülerini kalıcılaştıran, aradaki ilişkiyi sabitleştiren bir özelliğe sahiptir. Bu ilişki sayesinde, vesayet altında olan, zaman içinde, kendisinin yetersizliğinden, kendi hâline bırakıldığı zaman kendi kendine zarar vereceğinden emin olmaya başlar ve tabir-i caizse çocuk kalır. Aynı anda vasi de zaman içinde çocuğunun hiç büyümeyeceğini, her zaman kendisine ihtiyaç duyacağını düşünmeye başlar. Kısacası, bu ilişki, vesayet altında olanın vesayete ihtiyacını daimi hâle getirir. Beklenenin aksine ortada geçici değil, kalıcı bir ilişki biçimi vardır. Yani aslında olağandışı olduğu sanılan, olağanlaşmış, geçici olduğu sanılan kalıcılaşmıştır.

 

8. Bu döngüyü kırmanın tek yolu vardır: Kıbrıslı Türkler, bu olağandışı durumun ve vesayet ilişkisinin kendilerinde yarattığı özgüven kaybının farkına varmak ve olağanlaşmayı talep etmek, olağana dönmek için mücadele etmek durumundadırlar. Elbette bu talep ve mücadele olağandışı koşullarda gündeme gelecektir. Çünkü koşullar olağanlaşmış olsa, zaten böyle bir talebe ve mücadeleye gerek olmazdı. Yukarıda açıklandığı gibi durum olağandışı olduğu için olağanlaşmayı talep etmenin olağandışı bir cesaret gerektirdiği sanılmaktadır. Oysa çözülmesi gereken şifre aslında tam da buradadır. Hiç çekinmeden ve durmadan, dinlenmeden dillendirilmesi gereken slogan şudur:

Herkes gibi bizim de, olağan koşullarda yaşama ve kendimizle ilgili kararları kendimiz verme hakkımız vardır.    

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 909 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler