1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'OKUYUP DA ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL'
OKUYUP DA ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL

'OKUYUP DA ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL'

Rana ŞENOL, AGOS gazetesinde Tufan Erhürman’ın roman üçlemesinin son kitabı "Yazışma" ile ilgili düşünçelerini paylaştı

A+A-

 

 

Rana ŞENOL

 

Tufan Erhürman’ın roman üçlemesinin merakla beklediğim son kitabı Yazışma Işık Kitabevi tarafından yayımlandı. Yazışma, aslen bir hukukçu olan Erhürman’ın 12. kitabı ama yayımlanmış 3. romanı. Üçlemenin ilk kitabı Yüzleşme 2009 yılında çıkmış ve bir ilk roman olarak çıtayı gayet yükseğe koymuştu. 2010’da okurla buluşan Yozlaşma, sürükleyici dili, kurgusu; Kıbrıslı karakterlerin bireysel ve toplumsal yozlaşmasına tuttuğu aynayla, Tufan Erhürman’ın romancı yanını keşfetmiş olanların kalbini bir kez daha fethederek çıtayı biraz daha yükseltti. En son söyleyeceğimi en başta söyleyip, üçlemenin son kitabının da çıtanın hiç altında kalmadığını belirtmek isterim.

 

Her ne kadar birbirinden bağımsız kitaplar olarak da -yani belli bir sıra izlenmeden- okunabileceklerini düşünsem de, ben ilk romanla başlayayım:

 

Üçlemenin ilk kitabı Yüzleşme dört bölümden oluşuyor: ‘Aşk,’ ‘Erkek,’ ‘Kadın’ ve ‘Yeniden Karşılaşmak, Birleşmek ve Ayrılmak Üzerine.’  ‘Aşk’ adlı bölümde; bu güzellemeleri bir gün okuyacağı umuduyla, bir adamın uzaktan aşık olduğu kadına yazdığı mektuplar var. Söze “Tamamı sizden mülhem efendim…” diye bir atıfla başlayan kahramanımız, titizlikle tarihlendirdiği mektupların her birine birer de başlık kondurmuş: “Sizi hiç ummadığım bir günde, hiç ummadığım bir vakitte deniz kıyısında gördüğüme dair…”  “O meş’um güne dair…” “Gözlerinizdeki cam kırıklıklarının büyüsüne dair…” “Adınızı hâlâ bilmediğime dair…” “Kıskançlığa, maalesef bu duyguya dair…” “Hasrete, kan revan içinde bir bekleyişe dair…” “Mukadderata, yalnızlığa, cesarete ve sona dair…” vb. Bir mektubunda, neden eski sözcüklerle yazmayı tercih ettiğini şöyle açıklıyor adam: “… bugün artık bambaşka bir dünyaya ait sayılan bir aşkı anlatmak olduğu için niyetim, bugünkülerin anlamakta güçlük çekeceği bir dili seçmek mecburiyetindeydim. Çünkü zat-ı âliniz de bilirsiniz ki, usul esasa takaddüm eder efendim.”

 

İkinci bölümde (‘Erkek’) devam ediyor, kadına yazdığı mektuplar aracılığıyla geçmişiyle ve kendi hakikatiyle yüzleşmeye… Ahmet Hamdi Tanpınar’ı çağrıştıran bir dille çoğu kez, zaman ve mekân mevhumlarıyla da oynayarak; bazense Oğuz Atay’a öykünürcesine kelimeleribirleştirerekyapıyorbunu. (Bu türden edebi göndermelerin ve dil oyunlarının son romanda daha da sıklıkla kullanıldığını, yeri gelmişken söyleyelim).

 

İlk romanın üçüncü bölümünde (‘Kadın’ın); bu mektupların muhatabı olan kişinin kaleminden okuyoruz bu kez olup biteni. Öylesine büyük bir incelikle işliyor ki kadını bu satırlarda, Tufan Erhürman’ın kadınsal duyarlılığına, bir kadının iç dünyasını yine onun ağzından bu denli iyi tasvir edebilmesine hayran kalmadan edemiyoruz.

 

Ve son bölümde, yine adamın mektuplarından, nihayet bir kavuşmanın olduğunu ve kadının çekip gitmesiyle biten bir ilişki yaşandığını anlıyoruz. Aman ne büyülü satırlar onlar öyle! İlişkinin geldiği nokta, son buluşma, tek vücut olma hâli ve büyübozumu öylesine soyut ve masalımsı bir dille anlatılıyor ki bu bölümde; gerçekten yaşandı mı tüm bunlar, asla bilemiyoruz. Nitekim kitap da bu minvalde bitiyor; yani kahramanımız bile emin olamıyor kadının bir hayal ürünü mü yoksa gerçek mi olduğundan.

 

Üçlemenin ikinci kitabı Yozlaşma, ilk ve son kitaplardan farklı olarak, olay örgüsünün daha alışılageldik bir anlatımla verildiği, biraz daha klasik bir roman. Kahramanımız, gazetede gördüğü ölüm döşeğinde yatmakta olan çocukluk arkadaşının fotoğrafıyla başlıyor anlatmaya. Çocukluğundan bugünlere geliyor ve kendi kişisel hikâyesi ekseninde ülkede yaşananları, bireysel ve toplumsal yozlaşma hâllerini resmediyor. Roman boyunca Kıbrıs tarihine de tanıklık ediyoruz bir nebze; ada insanını daha yakından tanıyoruz. Kitaptaki linear anlatıma ara ara, bu romanı yazma sürecinin bir bebeğin doğumuna benzetildiği ‘Yazarın sancıları’ bölümleri de eşlik ediyor. Önce ayaklar ve bacaklar görünüyor, sonra gövde ve nihayet yazarın kendisi gibi kıvırcık saçları olan bir baş; yani, en zor ve tehlikeli doğum biçimiyle, tersten gelerek doğmakta olan roman. Yaratıcılık sürecinde çekilen sancıların tarif edildiği bu kısa alegorik bölümler, romanın olay örgüsünde soluklanma noktaları işlevi görerek, bizi yazarın kurgu kabiliyetine hayran bıraktığı kadar, onun kadınsal süreçlerle özdeşleşebilen, duyarlı bir yapıya sahip olduğunun da işaretini veriyor.

 

Ve sonuncu roman Yazışma, ortak tutkusu edebiyat olan ve ilişkilerinde sorun yaşayan bir çiftin, ilişkiyi kurtarmak adına oynadığı bir oyunun kitabı. Oyun, ayrılık sürecinde kadının adama erkek hikâyeleri, adamınsa ona kadın hikâyeleri yazıp yollamasını ve karşı tarafın yazılan hikâyelerle ilgili yorumlar yapmasını gerektiren; yazarın bu yorumlara yanıt vermesi zorunluluğuyla şekillenen bir tür yazışma oyunu. Yani, hikâye içinde hikâyeler… Ve o hikâyelerde karşımıza birinci ve ikinci kitaptan karakterler de çıkıyor. Sonra işin şekli değişiyor, kimin yazdığı belli olmayan bir kitabı okuduğumuzun farkına varıyoruz. Yani üçlemenin son romanında Tufan Erhürman bizimle tam bir akıl oyunu oynuyor.

 

Üçlemenin ilk ve son kitaplarında yazarın postmodernliğin dibine vurmuş olduğunu söylemek sanırım mübalağa olmaz. Geçmiş dönemlerin şair ve yazarlarına göndermeler yaparak metni adeta bir metinlerarasılık mozaiği içinde kurgulamış yazar. Ahmet Haşim’den Nazım Hikmet’e, Oğuz Atay’dan Halikarnas Balıkçısı’na, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Edip Cansever’e nice edebi değer, kimileyin çaktırmadan, kimileyin aleni, bu kitaplara sızmış, oradan bize göz kırpıyor. Kendisinden önceki edebi eserlerle bilinçli bir flört bu… Ve tabii ki metinlerin dilini ve kurgusunu da etkilemiş. Dilin gerçekliği temsil eden değil, kuran bir yapı olduğunu ispat edercesine; dil oyunlarını ziyadesiyle ve başarılı bir şekilde kullanmış yazar. Okuyup da etkilenmemek mümkün değil.

 

Yüzleşme-Yozlaşma-Yazışma... isikkitabevi.net internet adresinden edinebileceğiniz bu kitapları kaçırmayın, mutlaka okuyun derim.

 

* (AGOS gazetesinde yayınlanmış, yazarının izniyle, YENİDÜZEN okurlarıyla paylaşılmıştır)

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 706 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler