1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Okur yorumları ve sansür
Okur yorumları ve sansür

Okur yorumları ve sansür

İnternet gazeteciliğinin en önemli özelliklerinden birisi, yayımlanan her haber ve yoruma okur tepkisinin anında verilebilmesidir. Böylece etkileşimci iletişim gerçekleşmekte, okurların takdir ve eleştirileri doğrultusunda gazeteler okurlarının geribildir

A+A-

 

 

 

İnternet gazeteciliğinin en önemli özelliklerinden birisi, yayımlanan her haber ve yoruma okur tepkisinin anında verilebilmesidir. Böylece etkileşimci iletişim gerçekleşmekte, okurların takdir ve eleştirileri doğrultusunda gazeteler okurlarının geribildirimlerini görme olanağı yakalamaktadırlar.  Ancak, gazeteler, web sayfalarında yayımladıkları haberler ve yorumlar kadar, okur yorumlarından da sorumludurlar. Peki, bu sorumluluğun sınırı nasıl çizilmektedir?

Doğu Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi ve Bilgisayar ve Teknoloji Yüksekokulu Müdürü Doç.Dr. Mustafa İlkan, Yenidüzen’de okur yorumlarına sansür uygulandığını belirten, aşağıdaki e-postayı gönderdi: “Köşe yazarları veya haber yazıları altında yer alan ‘yorum yaz’ ibaresi boşluğunda ‘henüz onaylanan yorum yok’ yazmakta veya yorum varsa yorumlara yer vermektesiniz. Henüz onaylanan yorum yok demek, aslında sansür demek. Yorumun sansürü mü olur? Yorumun onayı mı olur? Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, yayınlamak durumundasınız, madem yorum soruyorsunuz, yayınlamalısınız. Küfür olmadıktan sonra yayınlamamak niye? Bir de, geçen hafta yaptığım bir yorum ilgili yerde yansıtılmadı. Bu da sansüre uğradı sanırım. Oysa kötü veya küçük düşürücü ibareler yoktu. Ama neyse, sansürlü yaşama devam.”

Okurdan gelen e-postayı Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı ve web editörü Ulviye Akın Uysal’la paylaştım ve gazetenin bu konudaki politikasına ve uygulamaya açıklık getirmelerini istedim.

Cenk Mutluyakalı, okur yorumlarının web editörü tarafından onaylandığını, ilke olarak, kişisel saldırı içermeyen, ilgili haberin veya yazının dışına çıkmayan, etik kuralların çiğnenmediği yorumlara yer verildiğini belirtti. Ayrıca, “barış gazeteciliği” ilkelerine aykırı, yani “çatışmacı, kin ve nefretçi” yorumlara da yayın ilkeleri doğrultusunda izin verilmediğini ifade etti. “Eğer, ilgili okurumuz ‘onaylanmayan’ yorumlarını sizinle paylaşırsa, sanırım, fikir yürütmeniz daha kolay olacaktır” dedi. Web editörünün onay sürecinde kararsızlık yaşaması halinde yazı işlerinden görüş istediğini de ekledi. www.yeniduzen.com’a her gün yüzlerce yorum geldiğini, kimi gözden kaçmaların da yaşanabildiğini ifade etti.

Web editörü Ulviye Akın Uysal, yaptığı açıklamada şunları yazdı: “Siteye gelen yorumlar, küfür ya da kişisel saldırı içermediği, yorumlanan haberin dışına çıkılmadığı ve yayın ilkelerimiz ile genel gazetecilik etik kurallarına uyumlu olduğu takdirde onaylanıyor. Yazı veya haberin altında, ‘henüz onaylanan yorum yok’ ibaresi, ya yazıya yorum gönderilmediği ya da henüz gelen yorumların değerlendirilmediği anlamındadır. Size mail gönderen okurumuzun, hangi yorum ya da yorumlarının onaylanmadığını, her gün yüzlerce kez tekrarlanan bu tür işlemler sonrasında değerlendirme şansımız çok fazla yoktur. ‘Onaylanmayan’ yorumların sistemden silindiğini de belirtmek istiyorum. Bu, sistem kapasitesinin korunmasına yönelik teknik bir düzenlemedir.”

Doç.Dr. Mustafa İlkan’dan yayımlanmayan yorumunu göndermesini istedim, ancak yazıyı bir yere kaydetmediğini, yazdığı yorumun detayını hatırlamadığını, ancak bir köşe yazısına yorum yaptığını, yorumda CTP’nin bugünkü durumunu eleştirdiğini ifade etti.

OKUR TEMSİLCİSİNİN YORUMU:

Web editörü, onay vermediği bazı yorumlardan örnekler gönderdi. İçeriklerine değinmeyeceğim, ancak hakaret, aşağılama, beddua, tehdit içeren, nefret söylemi taşıyan, cinsiyetçi, ötekileştirici yorumların yayımlanmaması gerektiğini, okur yorumlarının mutlaka süzgeçten geçmesinin zorunlu olduğunu düşünmekteyim. Elimde aksine bir örnek olmadığı için yazı işleri müdürü ve web editörünün yaptığı açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum. Mustafa İlkan hocanın yazdığı yorumda etik ilkelere aykırı bir durumun olabileceğine de ihtimal vermiyorum doğrusu. Bu durumda geriye tek seçenek kalıyor. O da web editörünün yorumu dikkatsizce değerlendirdiği ve sildiği yönündedir. Gazetenin okur yorumlarına sansür uyguladığını söyleyebilmem için ikna edici örneklere ihtiyaç var. Bu tür örnekler olursa konuyu tekrar değerlendireceğimi de belirtmek isterim.

 

NOT: Bekir Azgın hoca dün Havadis gazetesinde yayımlanan yazısında okur yorumlarına ilişkin son derece aydınlatıcı bir yazı yazdı. Yenidüzen’i de sorumlu davranmaya davet etti. İnternet sayfalarının “sorma gir hanı” gibi kullanılmaması gerektiğini, New York Times’ın yaptığı gibi, yorum yazacakların önce üyelik işlemlerini tamamlamaları ve yorumlarla ilgili kuralları kabul ettiklerini onaylamalarının gerektiğini söyledi. Bu önerinin gazete yönetimi tarafından dikkate alınacağını umuyorum.


 

Trajik olaylarda medyaya düşen görev

Geçtiğimiz hafta Kuzey Kıbrıs’ta son derece trajik bir olay, ülke gündemini altüst etti. 7 yaşındaki Mustafa Diker’in, önce, kaybolduğuyla ilgili haberleri okuduk. Ardından geçen hafta Cuma günü, küçük çocuğun cesedi bulundu. Cumartesi günü (14 Nisan) Yenidüzen dahil bütün gazeteler olayı manşetlerine taşıdı. Aynı gün, cinayet zanlısı olarak baba Erol Diker, amca İbrahim Diker ve üvey anne Özlem Diker mahkemeye çıkarıldılar ve tutuklandılar.

Haberlerin medyada sunuluş biçimiyle ilgili olarak, Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Metin Ersoy, aşağıdaki eleştiriyi gönderdi:

 Geçtiğimiz hafta 7 yaşındaki Mustafa Diker'in öldürülmesi sonrası basında birçok haber yayınlandı. Bu haberlerde dikkat çeken ve barış gazeteciliğine gönül vermiş biri olarak beni rahatsız eden temel noktaları sizinle paylaşmak ve görüşünüzü almak istiyorum. Haberlerde çatışma terimleri ön planda tutuluyor: vicdansız, caniler, kolları kırılsın, vahşice vb... Böylece; "biz ve onlar" ikilemi üzerinden bir ötekileştirme ve bunu yapanları insan dışı bir varlık olarak gösterme eğilimi ortaya çıkıyor. Ayrıca olayla ilgili tutuklanan kişilere karşı yapılan linç girişimi de meşruymuş, yani haklıymış gibi sunuluyor. Kanaatimce burada bir paradoks bulunuyor. Gazeteci olarak insanlıktan yana olduğunuz için şiddet uygulayan tarafı eleştiriyorsunuz ancak bu kişilere karşı yapılan linç girişimini ve şiddeti normal sayan bir habercilik benimsiyorsunuz. Basının bu son yaşanan olayı yansıtma biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?”

OKUR TEMSİLCİSİNİN YORUMU:

Bu tür trajik olaylarda medyaya düşen temel görev, olaya soğukkanlı biçimde yaklaşmak ve haber yapılırken uyulması gereken etik ilkeleri hatırda tutmaktır. Eğer çocuk Mustafa Diker’in kayıp haberleri gazetelerde günlerce yayımlanmamış olsaydı, ölüm haberi verilirken açık isim ve fotoğraf kullanılmasının doğru olmadığını söyleyebilirdik.  Haberlerde kullanılan dille ilgili eleştiriye gelince, Yenidüzen’de Cumartesi günü Tanju Konuralp imzasıyla yayımlanan haberde, “çocuk cinayeti ülkede infial yarattı” ifadesi dışında bir sorun göremedim.  Pazar günü Meltem Sonay imzalı ayrıntılı haber ise sanıkların mahkemeye çıkarılışlarını konu alıyordu. Sadece mahkeme önünde toplanan “öfkeli” kalabalık haber yapılırken, şiddeti meşrulaştırmaya dönük ifadelerin yayımlanmasından kaçınılmalıydı. Örneğin haberde aktarılan, “onları bize verin” ifadesi linç çağrışımı yapmakta ve şiddeti meşrulaştırmaktadır. Pazartesi günü ise Yenidüzen asıl sorunun sistemde olduğunu, çocuk istismarını önlemenin devletin temel görevi olduğunu hatırlatan bir haber yaptı. Gazetecilerin bu sorunu gündemde tutmaları, koruyucu önlemler alınması için kamuoyunu sürekli bilgilendirmeleri, sorunla ilgili çözüm önerileri getiren sivil toplum örgütlerinin çabalarına geniş yer ayırmaları gerekmektedir.

      

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1065 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler