1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Okumaya Vakit Ayırıyor Muyuz?
 Okumaya Vakit Ayırıyor Muyuz?

Okumaya Vakit Ayırıyor Muyuz?

Türkiye’de her iki ayda bir çıkan edebiyat dergisi NOTOS çoğu edebiyatçılardan oluşan 192 seçmeni ile okunması gereken 100 temel eseri seçti. NOTOS, bu eserleri özellikle eğitim çağındakiler için seçti. 51’i Türk edebiyatından olan bu eserleri

A+A-

Kanunname: “Her düşünülen söylenmemeli, her söylenen yazılmamalı, her yazılan basılmamalı, her basılmış yazı okunmamalı.” Kotzker Rebbe


 Okumaya Vakit Ayırıyor Muyuz?

Türkiye’de her iki ayda bir çıkan edebiyat dergisi NOTOS çoğu edebiyatçılardan oluşan 192 seçmeni ile okunması gereken 100 temel eseri seçti. NOTOS, bu eserleri özellikle eğitim çağındakiler için seçti. 51’i Türk edebiyatından olan bu eserlerin, 49’u da dünya edebiyatından. Seçmenler ilk sıraya Yaşar Kemal’in efsane eseri İnce Mehmed 1’i oturttu. Şubat tatilinde olduğumuz bu günlerde böyle bir liste anlamlı. İşte NOTOS’un 100 eserinden ilk onu…

1. İnce Memed 1, Yaşar Kemal

2. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

3.  Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik

4.  Memleketimden İnsan Manzaraları, Nâzım Hikmet

5.  Don Quijote, Cervantes

6.  Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

7. Sevgili Arsız Ölüm, Latife Tekin

8. Bütün Öyküleri, Sait Faik

9. Suç ve Ceza, Dostoyevski

10. Parasız Yatılı, Füruzan

Peki, ama çocuklarımıza okuyun derken ve kitaplar tavsiye ederken biz büyükler ne kadar okuyoruz? Onların karşısında nasıl bir örneğiz? Aslında çoğu zaman hep aynı mazeretle erteliyoruz okumayı, değil mi? “Vakit bulamıyorum”. Kimse de “okumayı sevmiyorum, dizi seyretmeyi, facebook’ta gezinmeyi seviyorum” demez ki… Halbuki çok normal. Herkes okumayı sevmek zorunda değil, vakit ayırmak gibi bir zorunluluk da yok ama nedense okumuyoruz diye kendimizi hep suçlu hisseder ve mazeret ararız.

Peki, ne zaman okumalıyız? Günün hangi saatinde, hangi mevsimde ya da hangi keyifli anda? Acaba okumamada sorun kitapları fazla yüceltmemiz mi? Kitaplar kutsal varlıklar değil ki… Kitap dediğin bir yandan sonsuza dek uzanan bir dünya, diğer yandan ise basit bir nesnedir. Yani kitap oradan oraya taşınacak, sayfaları buruşturulup kırıştırılabilecek, cümlelerin altı çizilebilecek, gerektiğinde sayfaların arasına notlar alınabilecek bir sayfalar ve kelimeler bütünüdür. Kitapla olan ilişkimizi doğal ve samimi kılabilmektir belki de sorun; bir o kadar da akışkan…

Elimizdeki roman ya da öykü kutsal bir nesne değilse eğer onun için çok özel bir zaman dilimi de ayırmamız gerekmez aslında. Pekala yaşamın zorunlu akıp giden daracık anlarına da sıkıştırılabilir okumak. Seyahat ederken, doktorda sıra beklerken, kuaförde boya yaptırırken, banka kuyruğunda dikilirken ya da uykuyu yakalamaya çalışırken… Orada beş, burada on, hatta bazen yirmi dakika; ufak ufak ve kesik kesik…

Okumak için özel bir mekâna, koltuğa ya da duru bir ruh haline de ihtiyaç yoktur. Hele de günde üç dört saat okumaya vakit ayırabilmek günümüz şartlarında hayal gibi bir şey olsa gerek.

Eğer kitapları gündelik hayatın gayet olağan, basit sıradan ama bir o kadar da vazgeçilmez nesneleri olarak görmeye başlarsak “okuma saati” dediğimiz şeyin gelmesini beklemekten de vazgeçeriz. İşte o zaman bir de bakmışız ki, meğer ne çok vakit ayırmışız okumaya…

 


Bir Sanatçının Evinde…

Lefkoşa’nın göbeğinde Hasane Ilgaz sokakta bir Kıbrıs evi. Girişi sıcacık sarı. Kapı açıldığında kışın ortasında baharı koklatan, duvarları resimlerle dolu bir ev. Her oda başka bir renkte boyanmış. Sıcak ve doğal. Duvarlardaki büyük boy tablolarda güneş ışığını ruhunuzda hissediyorsunuz. Rüya Reşat çiçekler arasında her tabloda size bir farklı gülümsüyor. Bu ev 2011 yazında kaybettiğimiz resim sanatçımız Rüya Reşat’ın atölyesi. Duvar boyalarından yerdeki seramiklere dek her şey onun el emeğini, yüreğinin sıcaklığını ve ruhunun zenginliğini yansıtıyor.

Rüya Reşat yaşamının ve sanatının baharında 48 yaşında hayata veda eden bir Kıbrıslıtürk sanatçı. Yaşamı Lefkoşa- Paris ekseninde şekillenmiş bir ressam. Ailesi, Hasane Ilgaz sokaktaki atölyesini bir kültür sanat merkezi haline getirmeye hazırlanıyor. Rüya Reşat’ın öğrencilerinin bu evde açacağı ilk sergi 6 Nisan’da.

Rüya, “Cyprus Art”da Heidi Trautmann’a (2010) verdiği bir röportajında şöyle diyordu:

“Kuralları kabul etmiyorum. Kurallar sadece bizim kendimizi keşfetmemize engel olur. Yaşamımız kurallar arasında boğularak geçer. Yaşamımızdaki parazitler gibidirler. Verimli zamanımızın çoğuna el koyarlar ve biz bu kurallar yüzünden içimizdeki gerçek bizi keşfedemeyiz. Birçok gerçeğin merkezine ulaşamayız. Biz insanoğlu doğanın çok küçük bir parçasıyız. Sadece zincirdeki bir halka…”

Rüya Reşat iyi yetişmiş bir resim - grafik sanatçısı idi. Kıbrıs’ın denizine, doğasına âşıktı. Resimlerinde doğa koklarsınız. Akdeniz’i, dağları, çiçekleri... Derinlerde bir yerlerde bir yabancılık çöker içinize. O da Rüya’nın 25 yılını geçirdiği ve sanatının inceliklerini öğrendiği Fransız kokusudur. Rüya’nın resimleri ne kadar Kıbrıslı ise bir o kadar da Fransız’dır.

Şimdi ona sahip çıkma zamanı. Kıbrıslıtürk bir sanatçıyı Kıbrıs’ın sanat tarihine yazma ve onun sanatını, ekolünü ölümsüzleştirme zamanı. Bu görev toplumuna olduğu kadar onun sanatını yorumlayabilecek sanatçılara da düşer. Üniversitelerdeki sanat bölümlerine…

 

 


 

Yorumsuz:

1930’larda Kıbrıs’a gelen bir İngiliz Büyükelçisi Kıbrıslıtürkleri şöyle tarif etmiş: “Yumuşak başlı, çıkarcı, köle ruhlu…”

 


 

Karikatür- Serkan Sürek

 

 

 

 

Bu haber toplam 1306 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler