1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Öğretmen Atama Sınavlarında “Geçerlik” ve “Güvenirlik” Sorunu
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Yazarın Tüm Yazıları >

Öğretmen Atama Sınavlarında “Geçerlik” ve “Güvenirlik” Sorunu

A+A-

Yeni eğitim dönemi başladı… Hemen her eğitim döneminde olduğu gibi bu yılda da “öğretmen” sorunu en önde gelen sorunlar arasında yerine aldı… Ancak öğretmen atamaları ile ilgili oldukça önemli olan bir başka sorun sürekli olarak dikkatlerden kaçıyor: Öğretmen atama sınavlarında “geçerlik” ve “güvenirlik” sorunu…

Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından 2014-2015 öğretim yılı için Genel Ortaöğretim ve Mesleki Teknik Öğretim kadrolarına, farklı alanlarda 40 adet öğretmen mühal sınavları yapıldı… Bu sınavlar sonuçta birer sıralama sınavı. Yani sınavda alınan puanlara göre oluşan listesinin en başında olmak önemli. Ancak yine de aşılması gereken bir eşik var: 600 puanı geçmek… 600 puanı geçemeyen aday yetersiz olarak kabul ediliyor…

Oysa sınav sonuçları incelendiğinde garip bir durum hemen kendini gösteriyor… Kimi alanlarda sınava giren adayların neredeyse tamamı 600 puanı geçmişken, kimi alanlarda 600 puanı ya hiç kimse ya da çok az sayıda aday geçiyor… Bu açıdan genel bir inceleme yapıldığında öğretmen adaylarının 600’ü geçenlerin oranının %20’lerin altında kaldığı açıkça görülüyor… 

Niye böyle? Öğretmen adaylarında mı bir sorun var yoksa bu sınavların kendisinde mi? Öğretmen adaylar mı iyi yetişmedi yok biz onları kapsam dışından seçilmiş sorulardan oluşan testlerle mi sınava alıyoruz? Onların özellikleri mi yetersiz, yoksa biz onların özelliklerini ölçmede mi yetersiziz?  Bu soruların ortaya çıkmasının temel nedeni; sınavların “geçerlik” ve “güvenirlik” çalışmalarının yapılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Geçerlik: Bir ölçüm aracının (testin) geçerliği, o ölçüm aracının istenilen özellikleri ölçmesi, istenmeyen diğer başka özelliklerle işe katmaması demektir… Geçerlik, 3 boyutta incelenir: Kapsam geçerliği, yani bir testin neyi ölçmesi gerektiği gösteren boyutu. Örneğin her konudan soru sormakla kapsam geçerliliği sağlanmış olmaz. Önemli olan hedefler, ölçülmek istenen yeterliliklerle ilgili sorular sormaktır... Bir diğer boyut yordama geçerliliğidir. Bu boyut, testin hangi oranda geleceğe yönelik olduğunu anlatır… Diğer boyut ise görünüş geçerliliğidir. Yani bir testin neyi ölçüyor göründüğüdür. Testin ölçmek istediği şeyi ölçüyor olmasıdır. Kısaca bir testin göründüğü gibi olmasıdır.

Güvenirlik: Çok daha önemli bir kavramdır. Çünkü güvenirlik ön koşuldur. Bir testin geçerli olabilmesi için öncelikle güvenilir olması gerekmektedir. Güvenirlik, bir testin tutarlılığı ve duyarlılığı demektir…

Oysa sınav sonuçları; tutarlı, duyarlı ve tekrarlanabilir sonuçlar olmaktan çok uzakta. Örneğin geçen yıl aynı alanda yapılan sınava girenlerin çok büyük bir kısmı 600’ün üzerinde iken bu yıl yapılanda sadece bir kişi 600’ü geçebilmiş… Önceki sınavda 400 puan almış bir aday, bu kez 800’lerde alabiliyor… Sınav kapsamlarında sorun çok daha vahim. İlgili alandan soru sormak bir anlam ifade etmiyor. Önemli olan aranılan özellikleri, istenilen yeterlilikleri ölçen soruları sormaktır…
 
Ne yazık ki öğretmen atama sınavlarında “geçerlik” ve “güvenirlik” kavramlarını ara ki bulasın… Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından yapılan sınavların hemen her sınav sonucunda bu olgu kendini gösteriyor.

Öte yandan sınav soruları; bireylerde istenilen ve aranılan özellikleri ölçmekten çok uzakta… Oysa esas olan neyi ölçtüğünüzdür… Ne yazık ki bu sınavlar; “ezber bilgisi”, “soru çözme hızı” ve “dikkatten” daha fazlasını ölçmüyor. Oysa öğretmen adayını sınıfta bir eğitim lideri haline getirecek, 21 yüzyılın öğretmeninde bulunması gereken yeterlikleri ölçmeliyiz… Girişimcilik, sosyal ve kültürel katılım, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme gibi üst düzey düşünme becerilerini, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirme becerilerini ölçmeyi sağlayabilmeliyiz. 

Kısacası bu sınavlar sonucunda atanan öğretmenlerle, eksik öğretmen sorunu belki çözülecek ama bu anlayışı terk etmediğimiz sürece eğitim sorunlarımız asla çözülemeyecek…

----------------------------------------------------------------

Aklınızda Bulunsun

Eğitim Sorunu Mu? Yönetim Sorunu Mu?

Yeni eğitim döneminin başlamasıyla beraber, hemen her basın organında yaşanması muhtemel sıkıntı ve sorunları dile getirip bunların değişmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

Eğitimde sorunların dağ gibi olduğu aşikar... Ancak üzerinde yoğunlukla tartışılan sorunlar eğitimle ilgili değil ki… Olsa olsa eğitim yönetimi…

Öğretmen sayısı, öğretmenin ders yükü, öğretmenin maaşı, taşımacılık, okulların alt yapıları... Bütün bunlar eğitim yönetiminin halletmesi gereken şeyler... Sanıyorum eğitimdeki en temel sorunlarından biri de eğitim yönetimindeki bu zafiyetlerdir… Çünkü eğitim dediğimiz şey, bunların dışında bir şeydir…

Çocuklarımız ne öğrenecek? Nasıl öğrenecek? Diğer ülkelerdeki aynı yaş grubunda olan çocuklardan beceri olarak neden çok gerideler? Öğrencilerin tutum ve değerleri her geçen gün neden erozyona uğruyor? Neden en çok zamanımızı İngilizce öğretimine ayırdığımız halde İngilizce öğretemiyoruz? Neden çocukları ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda yönlendiremiyor, onları başarılı olacakları alanlarda yetiştiremiyoruz? Neden uluslararası anlamda değer bulan sanatçılar, sporcular, bilim insanları yetiştirmede tam bir başarısızlık yaşıyoruz. Neden eğitim sisteminin tüm paydaşları ama özellikle öğrenciler sürekli mutsuz?

İşte eğitim sorunları bunlar… Bu sorulara anlamlı yanıtlar bulup, doğru çözümleri yaşama geçirmeye başladığımız zaman, eğitim sorunlarıyla uğraşmaya başladık demektir. Gerisi basit bir kısır döngüden başka bir şey değildir…

-----------------------------------------


Anlayana - Gülmece


İdealist Öğretmen

Genç kadın ilkokul öğretmeni olarak staja başlar, çok heveslidir. Bir gün teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda durduğunu görür.
Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek üzere yanına yaklaşır. Çocuk bir sorununun olmadığını söyler. Bir sure sonra genç kadın çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür, içi rahat etmez ve tekrar çocuğa yaklaşarak:
- "Senin arkadaşın olmamı ister misin ?" diye sorar,
Çocuk pek hevesli olmamakla birlikte "tamam" der. İlerleme kaydettiğini düşünen genç öğretmen söze devam eder:
- "Bütün çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden burada duruyorsun?" diye sorar.
Afallayan çocuk hayretle cevap verir : "Çünkü… ben kaleciyim!!!"

Bu yazı toplam 2199 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar