1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Öğretmen...
Öğretmen...

Öğretmen...

… Önce tanrı insanı yarattı Sonra insan sevgiyi Ümit Yaşar Oğuzcan … Hayatımıza giren, iz bırakan, yaşamımızı besleyen özel insanlar vardır. Ömür boyu hiç unutmayacağımız, hatırladıkça ruhumuza huzur katacak insanlar

A+A-

 

 

Önce tanrı insanı yarattı

Sonra insan sevgiyi

                   Ümit Yaşar Oğuzcan

 

Hayatımıza giren, iz bırakan, yaşamımızı besleyen özel insanlar vardır. Ömür boyu hiç unutmayacağımız, hatırladıkça ruhumuza huzur katacak insanlar. Hep vermeyi, hep sevmeyi misyon edinmiş insanlar da vardır işte bu çivisi çıkmış dünyada. Onlar doğuştan öğretmenler. İşte öyle bir öğretmen girdi bu yıl kızımla yaşamımıza. Eğitimin en üst mertebesine sevgiyi yerleştirmiş özel bir insan. Yusuf öğretmen...

 

Yıllarca Türkiye’nin değişik coğrafyalarında hep çocuk yetiştirmeye çalışmış, kâh karda kışta kurda yem olmak pahasına kilometrelerce dağlar aşarak ulaşmış çocuklarına; kâh Avrupa’daki gurbet çocuklarına taşımış kendi ülke eğitimlerini, gelenek ve göreneklerini.

 

Öğretmenlik apayrı bir yürek ve sabır ister. Yurt sevgisi, gelecek bilinci, tarih ve kültür sorumluluğu gerektirir. Çevre duyarlılığı, dunya ve insan sevgisi olmazsa olmazı olmalı bir öğretmenin. Geleceğe kimlikli, karakterli ve bilgili nesiller yetiştirmek bana göre şu anda bu adada ihtiyaç duyduğumuz en önemli konu.

 

Ve biz veliler; öylesine odaklanmışız ki sınavlara... Matematik, Türkçe, İngilizce; gerçek yaşamda belki de hiç işimize yaramayacak formüller sürüsü. Halbuki öyle farklı ki yaşam; yaşama karşı sorumluluk duyabilmek, görevlerini yapmaya çalışmak. Bulunduğun çağa, coğrafyaya, toplumuna ve ailene duyarlı olabilmek. Yaptığın işi en iyi şekilde yapmaya çalışmak. Peki ama biz veliler kaçımız çocuklarımıza bu sorumlulukları öğretecek öğretmen arıyoruz? Bazılarımız çocuklarımızı yarış atına çevirirken, diğerlerini de tamamen yarışta saf dışı bırakan bu sistemden kaçıp özel okullara sığınırken, gerçekten ne istediğimizi biliyor muyuz?

 

Bu ülkede karanlığın derinliklerinde ve umutsuzluğun girdabında dolaşırken ve çıkış yolu ararken aslında çıkış yolunun eğtimden geçtiğini görmemekte direniyoruz. Öğretmenlerimizin uygulayacağı çağdaş dünyaya uyum programı ile beş yıl içinde bambaşka bir topluma dönüşebileceğimizin hiç farkına varamıyoruz.

İşte Yusuf öğretmen öyle bir öğretmendi. Çocuklara en yüce değerin insan sevgisi olduğunu, çevreyi ve hayvanı sevmenin bir erdem olduğunu anlatmaya çalışan, her an, her yerde hiç bir ücret talep etmeden çocukları eğitmeye and içmiş bir öğretmen. Türkiye’deki devlet okullarının disiplininden gelmiş, özel okula ayak uyduramamış bir eğitimci. Buralarda sayıları artık sayılabilecek kadar çok azalmış türde gönlü zengin bir hoca...

 

Yusuf öğretmen bana hep benim ilkokul öğretmenimi hatırlattı. Bana piyangodan çıkan o kutsal insanı, Hüseyin öğretmeni.

Adam gibi adamlar yetiştirmek için her şeyiyle didinen canım öğretmenimi.

Kolay değildi o günlerde, savaş sonrası darmadağın olmuş hayatlarda yeni bir toplum yaratmanın yükünü üzerinde hissetmek.

Evini, köyünü terk etmiş, belki babasını ya da kim bilir nelerini kaybetmiş çocuklara yepyeni bir geleceğin yapı taşları olduklarını anlatmaya çalışmak. İyi bir gelecek için eğitimin en iyisini almaları gerekliliğini.

“Çocuklar” diyordu Hüseyin öğretmen “fakir bir ülkenin çocukları olabilirsiniz ama iyi eğitimli ve bilgili olursanız mutlaka ülkenizi ileriye taşırsınız.”

En iyiler koleje girmeli diyordu ve mesai saatlerinin dışında hiç karşılıksız eğitime devam ediyordu seçilmiş öğrencilerle birlikte.

O sadece bir köy öğretmeni değildi, toplumu ileriye taşıyacak bireyler yetiştiren bir misyonerdi aslında.

Hani o adam gibi adamları yetiştiren.

Karşılığında ne mi bekliyordu?. Sanırım sadece saygı ve sevgi.

Yıllar sonra karşılaştığımızda yanındaki arkadaşına gözleri dolarak, “kızım” demişti, “doktor oldu.”

 

Yusuf öğretmen çocuklara sevgi ve demokrasi öğrettiği için bizim buralarda çok anlaşılamadı ne yazık… Öyle ya, biz sınıflarımızda yarış istiyoruz. İyinin daha iyi olmasını, diğerlerinin de armut toplamasını; halbuki marifet kötüyü iyi yapmak değil midir? Kolej aşkımız da egolarımızın yüksekliğinden kaynaklanmıyor mu? Bu ülkede hangimiz gerçek öğrencilik yaptık? İlgi alanlarımıza göre takdir edildik, keyifle okula gittik? Kültür, sanat öğrendik? Halbuki bir düşünsek; bu ülkede bir sanat müzemiz bile yoksa bunun tek nedeni aldığımız eğitimde böyle bir kültürümüzün olmaması değil midir? Demokrasiyi içimize sindirememişsek, onun da nedeni çocuk yaşta aldığımız eksik eğitim değil midir?

 

Ben kolej kapılarında sürünen tazecik bedenleri ve beyinleri gördükçe umudumu daha çok kaybediyorum. Bizim ihtiyacımız olan eğitimi bence biz çoktan unuttuk.

 

Teşekkürler Yusuf öğretmen bu ülkenin çocuklarına vermeye çalıştığın bütün güzel değerler için ve teşekkürler Hüseyin öğretmen yaşamımda silinmez, ödenemez değerde ve güzellikte izler bıraktığın için...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 905 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler