1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Öfkenin Dili
Öfkenin Dili

Öfkenin Dili

9 Haziran tarihinde facebook’ta açtığımız “Anayasa İnisiyatifi” grubunda yapılan tartışmalar benim için çok öğretici oldu. Bir yandan pek de aşinası olmadığım sosyal medya alemini daha yakından tanıma fırsatı yakaladım, diğer yandan da ö

A+A-

 

 

9 Haziran tarihinde facebook’ta açtığımız “Anayasa İnisiyatifi” grubunda yapılan tartışmalar benim için çok öğretici oldu. Bir yandan pek de aşinası olmadığım sosyal medya alemini daha yakından tanıma fırsatı yakaladım, diğer yandan da özellikle ülkemizde hukukun uygulanması alanında yaşanan sorunlardan haberdar olma şansına sahip oldum. Ama galiba bunlardan bile daha önemli olan, bir süredir üzerinde düşündüğüm, zaman zaman yazdığım, toplumun önemli bir kesimine hâkim olan öfkenin diliyle bir kez daha yüzleşmemdi.

Günlük yaşamda, yüz yüze ilişkilerde de etkili olan bu dil, sanal alemde hoyratlığın en yüksek seviyesine ulaşıyor sanırım. Bu alemde faaliyet gösterenlerin bir kısmı, hitap ettiklerinin gözlerine bakmak zorunda olmamanın verdiği rahatlıkla, karşılarındakini yenmeyi, mümkünse kırıp dökmeyi, hatta yok etmeyi, alemden silmeyi hedefleyen bir dilin içine hapsolmuş durumda. Daha ilginç olan, bu dili tercih edenlerin önemli bir kesiminin, bunu, muhataplarını kendi dünya görüşlerinin doğruluğu konusunda ikna etmek amacıyla yaptıkları izlenimi yaratmalarıdır.

Yazanın, konuşanın, kendi görüşünün doğruluğundan en ufak bir kuşkusu yoktur. Ona göre, kendisi yüzde yüz haklı, muhatabı yüzde yüz haksızdır. Kendisine düşen, bu aydınlanmamış, cahil, bazen de kandırılmış muhatabı, bir an önce, kendisinin temsil ettiği doğru yola çekmektir. Bunun için seçtiği yöntem, muhatabın, (tabirimi mazur görün) ne kadar “salak” biri olduğunu anlatmak ve hatasını kabul edip doğru yola dönmesini kafasına vura vura sağlamaktır.

Dünyadaki tek doğruyu bilmekten ve çevredekilerin ayan beyan ortada olan bu doğruyu bir türlü öğrenememesinden kaynaklanan yoğun bir öfkeyle bezenmiş bu dilin kamusal alanda nasıl bir etki yarattığını daha açık anlatabilmek için, Tanıl Bora’nın söylediklerini aktarmakta yarar vardır:

“Yerleşik politika dili ... (ucu) kapalı bir dildir. Kendisini başka yaşam dünyaları içinden yeniden üretmez. (Çünkü) kendisi de, kendi dinamiği, ritmi, gerçekliği olan bir (sadece bir!) yaşam dünyasının dilidir. Başka yaşam dünyalarına ‘uyarlanma’, nüfuz etme, diyalog oluşturma yatkınlığı yoktur”.[1]

İşte sosyal medyada yüz yüze ilişkilerdekine oranla çok daha hoyrat biçimde karşılaştığımız öfke dili tam da böyle, var olan tek doğrunun ifadesi olma iddiasındaki, muhatabına ulaşma yatkınlığı, hatta niyeti barındırmayan, kapalı bir dildir. Bu dilin temel özelliği, “birlikte düşünmeyi kışkırtmayan, bu nedenle sesli düşünme payı taşımayan, nihai bilgiye daima vâkıf, birlikte aydınlanmacı değil, hep aydınlatıcı”[2] olmasıdır. “Muhatabıyla karşılıklılık ve alışverişlilik gözetmez. Alçakgönüllü olmayan, dahası narsisist bir dildir: Kendini duyurmakla yeteri kadar hazza kavuşur... Ciddi bir ‘sıcaklık’ eksikliği vardır. Seslendiği, iletişim kurmaya çalıştığı insanlardan haberli olduğunu içselleştirememiş, dolayısıyla bir duygudaşlık yansıt(a)mayan, empati kaygısı taşımayan bir dildir”.[3]

Tekrar etmek gerekirse, bu dili kullananlar, kendilerini var olan tek doğrunun sahibi olarak görmekte, bu kadar açık biçimde ortada olan tek doğruyu bir türlü anlayamayan ya da anlamak istemeyenleri irşad etmeye çalışmakta, muhataplar ısrarla anlamadıkları zaman öfkelenmekte ve “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” diyerek muhataplarına girişmekte, onlar “salak”lığa devam ederlerse, kalemi kırmakta, onları arkadaş listesinden silmektedirler.

Yukarıda söylediklerimden hareketle kimse, “diyalog”u yücelttiğim ve bilgisizliği, ilkesizliği hoş gören, “her görüş eşit değere sahiptir” sonucuna varan bir noktaya savrulduğum kanaatine ulaşmasın lütfen. Ama “her görüş eşit değere sahiptir” ile “yalnızca benim görüşüm değerlidir” arasında bir gri alanın var olduğunu da fark etmek gerekiyor. Sanırım siyaset ancak bu gri alanda yapılabilecek bir faaliyettir. Bu alanda, görüşler ortaya konulacak, insanlar birbiriyle konuşmaya, birbirini anlamaya, kendi görüşlerinin doğruluğu konusunda birbirini ikna etmeye çalışacaktır. Öfke, yenme, galip gelme, rakibini yok etme, silme arzusu, kaçınılmaz olarak, kendi ağzından çıkan sese aşık olmaya, kendi sesinden başka ses işitmekten rahatsızlık duymaya itecektir konuşanı. Narsisizmle siyasetin birbirine karıştırıldığı ve “kadri kıymeti bilinmemiş akil insanlar”ın öfkenin dili içerisine hapsolup kendi kendilerini paraladıkları yer tam da burasıdır galiba!                



 

[1] Tanıl Bora, “Sol Politika Dili Üzerine Düşünceler”, Yeni Bir Sol Tahayyül İçin, der. Tanıl Bora, İstanbul, Birikim Yayınları, 2000, s. 140.

[2] Bora, “Sol Politika Dili Üzerine Düşünceler”, s. 140.

[3] Bora, “Sol Politika Dili Üzerine Düşünceler”, s. 140.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 974 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler