1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ODTÜ’den Mektup Var
ODTÜ’den Mektup Var

ODTÜ’den Mektup Var

Kuzey Kıbrıs ODTÜ Yeşil Kampus İnisiyatifi… Üniversitelerin var olma amaçlarından birisi de topluma iyi meslek sahibi bireyler yetiştirmenin yanı sıra insana, insanlığa, insanı insan yapan öğelere duyarlı bireyler yetiştirmek. Toplumun önünü açmak,

A+A-

 

Kuzey Kıbrıs ODTÜ Yeşil Kampus İnisiyatifi…

Üniversitelerin var olma amaçlarından birisi de topluma iyi meslek sahibi bireyler yetiştirmenin yanı sıra insana, insanlığa, insanı insan yapan öğelere duyarlı bireyler yetiştirmek. Toplumun önünü açmak, üretmek ve ürettiklerini toplumla paylaşmak…

Evreni, dünyayı, gelecek nesilleri korumak insan olmanın da en temel öğesi ise eğer, oluşumunun ve işleyişinin her noktasına hayran olduğumuz şu evrenin dünyada yok olan kaynaklarının seslerine biraz daha kulak vermenin zamanıdır. Biz insanoğlu çoğu zaman tüketmeyi seçtik. Halbuki asıl anlamlı olan korumak ve üretmek değil midir?

EĞİTİMDE ÖNCELİKLER…

Eğitimin yeni başladığı şu günlerde, veliler toplantısında, kızımın ilkokuldaki sınıfının sırasında otururken, öğretmeninin ebeveynlere görevlerini hatırlatan cümleleri beni çok etkiledi. “Öncelikle beslenme” diyordu öğretmen. “Çocuklarımızın sağlığını korumak için sağlıklı beslenmelerine dikkat edelim. Çips, kola, çikolata benzeri ürünleri buzdolabınızdan kaldırın. Ben çocuklarınıza nasıl sağlıklı besleneceklerini öğretebilirim ama bunu bir yaşam tarzı haline getirmek sizin elinizde. Sağlık bireyden aileye taşacak, aileden de topluma…”

Sonra suya değindi öğretmen… “En iyi içeceğin su olduğunu onlara öğretelim ve su kaynaklarının gittikçe azaldığı dünyamızda ve özellikle adamızda suyu korumanın ne kadar önemli olduğunu onlara anlatalım.”

Ve telkinlerini sürdürdü:

“Birlikte sofraya oturmanın aile olma kavramında önemli olduğunu uygulamasıyla gösterelim.

Okuldan sonra açık havada biraz bisiklet sürmenin ya da yürüyüş yapmanın veya herhangi bir sporla doğayla bütünleşmenin bilgisayar ya da televizyon karşısında geçirilecek zamandan daha anlamlı olduğunu onlara anlatalım.”

Sağlıklı birey, sağlıklı toplum ve sağlıklı çevre…

Öğretmenler, bir toplumun heykeltıraşlarıdır. Bir toplumda nasıl bir insan topluluğu yaratılacağı onların elindedir. Öyle ya, bir ilkokul öğretmeni, veliyi de mutlaka eğitimin kapsamına alması gerektiğinin çok iyi farkındadır.

ODTÜ’DEN ANLAMLI MEKTUP…

Üniversitelerle başlamıştık. Eğitimin mabedi olan o mekânlarla... Dünya, toplum ve aile kargaşasında beyinleri karmakarışık, bir o kadar da yaşama enerjisi ve umuduyla dolu gencecik insanların toplandığı irfan kurumları... Her türlü bilginin, farkındalığın paylaşıldığı yerler... İşte gerek insanlığın, gerekse biz Kıbrıslıtürklerin tek kurtuluşumuzun eğitim olduğunu hep düşündüğüm bu günlerde, Kuzey Kıbrıs’ın batıdaki çok saygı duyduğum üniversitesi Kuzey Kıbrıs ODTÜ kampusundan bir mektup geldi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi son zamanlarda çevre konularında içine düştüğümüz çıkmaza kendi içinde kurduğu bir inisiyatifle ışık yakmaya, yol göstermeye çalışıyor. Mektubun içeriği şöyle:

“ODTÜ’lü olmak veya ODTÜ’lü gibi düşünebilmek Yeşil Kampus İnisiyatifinin temel enerji kaynağını;  özgür düşünmek ve düşündüğünü ifade edebilmek, yaşama ve yaşamı var eden su, toprak ve gökyüzü gibi tüm insanların en önemli ortak çevresel öğelere saygı duymak, korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak, giderek kalabalıklaşan ve iktisadi kaynakları azalan dünyamız ve bu dünyada yaşayacak nesillerimizin geleceği için bir araya gelmek ve gelecekleri için en azından mümkün olan çabayı gösterebilmek düşünceleri de bu inisiyatifin temel birleşim kaynağını oluşturmaktadır.

Kampus içerisinde zaten var olan bu temel enerji ve birleşim kaynakları, farklı motivasyonlara sahip olan akademisyen, idareci ve öğrenci gruplarını bir araya getirebilmiş ve oldukça demokratik bir örgütlenme modelinin oluşmasını sağlayabilmiştir.”

YEŞİL KAMPUS STRATEJİ BELGESİ…

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Yeşil Kampus Strateji Belgesi, sürdürülebilir ve iklim dostu olmak vurgularıyla oluşturulmuş bir toplumsal sorumluluk açılımıdır. Ulusal ve uluslararası normlar ve konu ile ilgili yasal mevzuat çerçevesinde; kampus dahilindeki enerji üretimi (jeneratörler), iletimi ve tüketimindeki verimliğin artırılması, bilinçsiz kullanım ve israfın önlenmesi, enerji maliyetlerinin sürdürülebilir kılınması; iklim değişikliği ile mücadele edilmesi amacıyla kampusun sera gazı emisyonlarının azaltılması; arazi kullanımı ve yağmur suyu yönetim planı ile doğal kaynakların korunmasının sağlanması; atık yönetim planı ile çevre kirliğinin önlenmesi ve toplumun enerji ve çevre konularında bilinçlendirilmesi, ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusunun çevre ve enerji politikasının öncelikli ve önemli bileşenlerini oluşturmaktadır.”

Bir üniversitemizin dünya normları çerçevesinde, bilimsel verilerin ışığı altında böylesine geniş kapsamlı bir çevre plan ve programını, politikasını ve eylem planlarını oluşturması bence çok anlamlıdır. Benim burada yayınlayabileceğimden çok geniş kapsamlı olan bu programı çevre konusundaki tüm sivil toplum örgütlerinin ve özellikle Çevre Dairesi’nin de incelemesi ve gerekirse birlikte çalışıp Kuzey Kıbrıs için detaylı bir çevre politikası ve yasalarının oluşturulması gerekliliğini düşünüyorum.

 


 

Sunay Akın’dan…

İstanbul’un meşhur Rumeli Hisarı’nın mimari şeklinin Fatih Sultan Mehmet’in imzası olduğunu biliyor muydunuz? Ve imzasını herkesin en iyi kendisinin atabildiği gerçeğinden hareketle hisarın yapımında bizzat Fatih Sultan Mehmet’in çalıştığını…

Ya da, “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” sözünün aslının “Ane gibi yar (yani uçurum) Bağdat gibi diyar olmaz” olduğunu?  Ve bu sözün söylenme nedenin de şu olduğunu; Ane, Bağdat yolu üzerindeki bir uçurumun adıdır. Bağdat ise, bir dönem bilimin merkezi konumundaydı, kültürün başkentiydi… Ve bilgiye ulaşmak isteyenlerin, bilginin merkezine, yani Bağdat’a giderken geçmeleri gereken bir uçurum var, bu uçurumun adı da Ane. Bu sözle anlatılmak istenen de bilgiye, bilime ulaşmak Ane uçurumundan geçmek kadar zor, fakat bu uçurumu geçtiğinizde ise bilime, bilgiye ulaşıp aydınlanırsınız.

“Yanlış hesap Bağdat’tan döner” sözü de, yine Bağdat’ın bilginin merkezi olduğu dönemde söylenmiş… “Bilginin merkezine gider araştırır, öğrenirsen yanlış bildiklerini düzeltebilirsin” anlamında... Murat edilen, “Bağdat bilginin merkezi olduğu için sana doğruları gösterecektir.”

1967’de Neil Armstrong aya ayak bastığı zaman geri dönüş yolculuğunda uzay aracı kalkamamış. Uzun uğraşlardan sonra bunun nedeninin Neil Armstrong’un uzaydan dünyaya getirmek için aldığı taşların ağırlığı olduğu anlaşılmış. Armstrong da ayakkabılarını çıkarıp ayda bırakmış ve böylece bu ağırlığı dengelemiş. Sonra bu gelenek halini almış. Uzaya giden her astronot ayakkabılarını ayda bırakıp da öyle dönmüş.

Ve bunun üzerine bizden bir bilgi: Yakın geçmişte yaşama veda eden Neil Armstrong’un aydan getirdiği taşlar 1967’de dünya başkentlerini gezip sergilendi. Bizde de Lefkoşa Kız Lisesinde (20 Temmuz Lisesi) o taşlar, o günlerde sergilendi.

“Bilgi paylaşınca güzel” dedi Sunay Akın Türkcell organizasyonuyla gerçekleşen o muhteşem stand-up’ında… Ben de paylaşmak istedim.

Ve Sunay Akın deyip de, ondan birkaç dize eklememek mümkün mü bu yazıya…

İşte onun “Barış” başlıklı şiirinden:

“Ekmek kırıntıları/ serpiyorum cephede/ kum torbaları üstüne/ su verirken evinde generalim/ kuşkonmaz çiçeğine.”

 


 

Sözlü Tarihe Bir Katkı da Ahmet Sanver’den…

Sözlü tarih, yaşananların yazılmasıdır… Bu bağlamdaki her satır öylesine önemli ki, biz Kıbrıslıtürkler için. Elimin altında Önder’lerin babası Ahmet Sanver’in anılarını toparladığı bir kitap var. “TMT ve ÖHD Anılarım” demiş Ahmet Sanver bu kitabın adına ve özellikle TMT içinde birebir yaşadıklarını ve elindeki belgeleri samimi bir anlatımla toplumsal belleğimize sunmuş. TMT içinde yaşanan birçok canlı anının yanı sıra o günlerdeki topluma dair alışkanlıklar da var bu kitapta. İşte onlardan biri:

Ahmet Sanver TMT için broşür dağıttığı günlerden birinde tutuklanır. Serbest bırakıldığı zaman tutuklandığı anda bisikletini bıraktığı yere koşar ve şöyle anlatır o günkü yaşanmışlığını: “Şimdi sıra bisikletimi bulmaya gelmişti. Sokak ortasında bıraktığım yerde duruyor mu idi acaba? İngiliz askerlerinin beni yakaladıkları yere doğru merakla yürümeye başladım.

O zamanlarda Kıbrıs’ta bisiklet hırsızlığı hemen hemen hiç olmazdı. Bisikletimizi kilitlemeden kaldırımın kenarına bırakıp civardaki işlerimizi yapar, döndüğümüzde bisikleti bıraktığımız yerde bulurduk.

Ama şimdi durum değişikti, bisikletimi yol ortasında atılı bırakmıştım. Babam onu bana beş yıl önce on Kıbrıs Lirası’na almıştı. Bisikletim elim ayağımdı. Onunla okula, sinemaya, maça, geziye her yere gidiyordum. Bisikletsiz yapamazdım. Kaybedersem başka almam çok zor olacak diye düşünerek yürürken, yakalandığım yere geldim.

Korktuğum başıma gelmişti, bisikletim buralarda yoktu. Biraz ileri yürüdüm, sağıma baktım, soluma baktım yoktu. Sokak ortasında ileri geri yürüyüp aramaya, bakınmaya devam ettim.

Şimdi durumum o hücredeki çaresiz ve endişeli halimden çok daha kötü olmuştu. Tüm vücudumu bir sıcaklık sardı, soğuk terler dökmeye başladım. Bisikletimi kaybetme düşüncesini bir türlü kabul edemiyordum. Hem, evdekilere olayı nasıl anlatacaktım? Öğrenci olduğum için bir gelirim de yoktu. Bu durumda babam bana başka bisiklet de almazdı. Başımın bir mengene arasına sıkıştığını hissediyordum.

Sokak ortasında dakikalarca bisikletimi aradım durdum. Sonunda, tam umudumu kesmiştim ki evlerden birinden iyi giyinmiş orta yaşlı bir adam çıktı ve bana, ‘Evladım, bisikletin burada, gel de al’ dedi.”

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 961 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler