1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'O el artık sahibini bulmalı...'
O el artık sahibini bulmalı...

'O el artık sahibini bulmalı...'

Elleri çok güzeldi. İnce uzun parmakları, düzgün tırnakları vardı. Her ne kadar toprağı işleyip nasır tuttuysa da, nasırlı bile güzeldi elleri. Hani o zaman yaşamayıp şimdi yaşasaydı. Belki de biraz eğitim alsaydı bu eller ne yapardı. Piyano mu, gitar mı

A+A-

 

 

 

Dr. Derviş ÖZER

 

Elleri çok güzeldi. İnce uzun parmakları, düzgün tırnakları vardı. Her ne kadar toprağı işleyip nasır tuttuysa da, nasırlı bile güzeldi elleri. Hani o zaman yaşamayıp şimdi yaşasaydı. Belki de biraz eğitim alsaydı bu eller ne yapardı. Piyano mu, gitar mı çalardı, ressam mı olurdu.  Yoksa cerrah olup cana can mı katardı. Allah bilir. Ama bu elin sahibi yanlış zamanda yanlış yerde doğmuştu. Yanlış kişilerin eline, ellerini vermişti. Hiçbir şey düşünmeden, kendi gibi bir emekçinin çocuğunu arkadaş sanıp ona teslim olmuştu.

Ama o pek mutsuz değildi, bu yanlış zamanda ve yanlış yerde doğmaktan. Çok varlıklı değildiler ama çok güzel bir yerde yaşıyordu. Evlenmişti. Çocukları vardı. Bu ellerle karısını sevmiş. Bu ellerle ona sarılmış ve bu ellerle çocuklarını sevmişti. Onlara el öptürüp, cebinden çıkardığı kuruşu verip, yalın ayak bakkala koşmalarını, bir paket periskan almalarını ve yüzlerinin ağızlarının kenarlarını periskan tozu yaparak yemelerini seyrederdi. Sonra da en küçüğünü kucağına alır. Köy çeşmesine kadar götürür, çeşmeden çocuğunun yüzünü yıkardı. Elleri o kadar kocamandı ki bir tanesi bile çocuğunun yüzünü kaplıyordu. O elleriyle hiç vurmadı çocuklarına. O kadar çok seviyordu ki hayatı, değil çocuklarına, bir tek hayvana bile, bir tek fiske bile vurmadı. O, o nasırlı ve ince uzun ellerini, sadece evine bir parça ekmek getirmek için kullandı. Silah bile tutmadı o ellerle, dedim ya o güzelim ellere silah yakışmazdı.

Bir arabanın içinde, bir barikattan geçerken durduruldular İki kişiydiler, o ince uzun elleri ile direksiyonu tutuyordu. Her zamanki gibi, durdurulduğunda, bunun her zamanki gibi bir yoklama olacağını düşünmüştü. Yoksa durmazdı. Basar geçerdi. Arabanın arkası sebze doluydu. Bir, iki parça sebzeyi köyüne ve civar köylere götürüp satacak, kazandığı üç beş kuruş para ile de okula yeni başlayacak çocuğuna bir ayakkabı alacaktı. Ya yanındaki arkadaşı? Bu küçücük adada işsizliğin içinde, boş oturmaktansa, bir can yoldaşı olmak için vardı yanında.

O gün durdurulmadan evvel. Bir gece evvel rüya görmüştü karısı, “Yola çıkma” diye çok yalvarmıştı. Yine de karısının yalvarmalarını dinlemeden yola çıkmıştı.

Kötü, çok kötü bir rüyaydı bu.  Kabus gibi bir şeydi. Korku filmi gibiydi. Kocasını görmüştü. Bir arabayla gidişlerini, Çocukları için çırpınışlarını. Çocuklarının ağlamalarını ve bir barikatın içinden geçerken durdurulmalarını görmüştü. İşkence edilişini. O güzelim ellerinin kanadığını görmüştü. O eller, ince uzun nasırlı ellerin bağlandığını ve karanlık bir odanın içinde saatlerce sorgulandığını, dövüldüğünü görmüştü. Orada yakınlarda bir köy görmüştü. Kahvede oturanları ve bir köpeğin köyün içinde dolandığını ve köpeklerin çiğ et yediğini görmüştü karısı.

Ve çam ağaçlarının arasında, o güzel adada, yemyeşil çam ağaçlarının arasında yalvarmalarına rağmen diz çöktürülüp öldürülmelerini görmüştü gece rüyasında karısı. Sabah kalkıp anlattığında da gevrek gevrek gülmüştü kocası ona “ Rüyada ölen bu dünyada çok yaşarmış. Bu dünyaya kazık çakarmış” demişti.

                           %          %            %           &           %               %              %

O gün silah seslerinin duyulmasının üzerinden üç gün geçmişti. Kimse silah seslerinin ne olduğunu bilmiyordu. Kimse de kimseye sormuyordu. Meydan köpeklere kalmıştı. Sağda solda dolanıyorlar. Karşılarına çıkan herkese ürüyorlar. Gece oldu mu köpek ulumasından uyunamıyordu. Köy meydanı köpekten geçilmiyordu.  Kimse dışarı çıkamıyor. Dışarı çıkanlar da kuduz köpeklerin ısırığından korkuyordu. Ama babalar, analar çocuklarının ekmeği için, giysisi için, köpeklere aldırmadan dışarı çıkmak zorundaydılar. Toplu halde sadece kahveye kadar gidip orada oturuyorlar. Korkularından tarlaya çalışmaya bile gitmiyorlardı.

Kahvede oturanlar köpeklerin köyün içinde dolaşmasına aldırmıyorlar. Aldırmadan daha çok, bir şey yapamıyorlar, sadece onları izliyorlardı. Kimse, köpeklerin köy meydanını işgal etmelerine bir şey söylemiyor, söyleyemiyordu. Sadece seyrediyorlar, sadece dinliyorlardı.

Belli aralıklarla köyde bağırmalar, ağlamalar, işkence sesleri geliyordu. Ama kimse korkusundan, hiçbir şey demeden hiçbir şey duymadan yaşamaya devam ediyordu.

O gün köyün içinde dolanan köpeklerin birisinin ağzında; bir el, ince uzun bir el, nasırlı, emekçi, işçi eli, silahın ne olduğunu bilmeyen, kalemin ne olduğunu bilmeyen, sadece çocuklarını aşkla seven, karısını sımsıkı saran bir el vardı.  Cebinden bir kuruş çıkarıp onunla periskan aldırıp yüzü gözü toz içinde kalan çocuklarını güler yüzle izleyen esmer yanık yüzlü birisinin eli vardı. Bir köpek, kahvenin önünde, uzatmış bacaklarını bir eli, ince uzun bir eli yemeye çalışan bir köpek vardı. Ve insanlar, korkudan birbirlerinin yüzüne bile bakmaktan korkan insanlar, o köpeğe de, diğer köpeklere de bir şey demeyen insanlar,  Köpeğin ağzındaki o ele baktılar ve korktular sadece. Ve köpeklerden korktukları için de hiç kimseye bir şey demeden hiçbir şey yapmadan, yaşamak denirse yaşadılar. Yaşamaya devam ettiler.

Burada yaşayanlar, birilerinin iki adama, güzel elli iki adama, karanlık bir odada işkence yapmalarından ve gece onların işkence sesini duymamak için yastıkları başlarına bastırıp uyumaya çalışmaktan huzursuzdular. Rezilliği, sessizliğe değişmelerinden, o elleri güzel insanın katledilmelerinden, hiçbir şekilde haberleri olmadan -ki herkes biliyordu birilerinin öldüğünü- ve korkularından, hiç kimseye bir şey söylemeden ve hiçbir şey yapmadan yıllarca yaşayıp durdular.

Birileri öldürüyor. Birileri ölüyor. Ve birileri işkence sesini duymamak için, yastıkları başına, kulaklarına bastırıyor. Duymak istemediler, duymadılar da işkenceyi, bağırmaları. Duysalar da duymazlığa geldiler ta ki bir gün toprağın bu rezilliği kustuğu ve bir elin güzel bir elin dışarıda kalmasına ve bir köpeğin köy meydanında ağzında bir nasırlı ince uzun bir el ile dolaşmasına kadar

Yaşlı adam yerinden kalktı. Ona artık ölüm vız gelirdi. Ne ölüm, ne de köpek ısırması. Ne de köpek ürümesi. Köpeğin yanına kadar yaklaştı. Köpek ağzındaki eli vermemek için hırladı. Ama ilk defa karşısında korkmadan duran bir adamın kızgın ve öfkeli davranışına maruz kalıyordu. Yaşlı adamın emrine uymak zorunda kaldı. Ve o güzelim eli, bileğinden kopardığı eli, yaşlı adama bırakarak kaçtı. Yaşlı adam saatlerce baktı ele ve gözünden yaşlar dökülerek gömdü.

Ve yıllarca konuşmadı ta ki birileri çıkıp sorana kadar. O zaman konuştu yaşlı adam. Dedi ki “Bir köpek ağzında bir el ile köy meydanına geldi. Bu el bizim köpeklerin öldürmüş olduğu bir adamın eliydi. Çok işkence sesi duyduk, çok ağlama duyduk ama kafamızı yorganın altına gömdük. Kimse de sormadı ne oluyor diye? Kim işkence görüyor diye.  Şimdi artık çok yıllar geçti. Vicdan azabı, hiçbir şey yapamazlık ve utanç, hep birleşti büyüdü içimizde. Artık konuşma zamanı geldi. Bu el artık konuşmalı. Bu elin sahibi artık konuşmalı. Ve suskunluğumuz bitmeli” dedi.

“Gel benimle” dedi yaşlı adam “o güzel el sahipsiz kalmamalı. O kazdığınız yerden bir el eksik çıkacak.”

Yürüdük peşinden, topallıyordu. Gövdesi kocaman olmuş bir çam ağacının altında durdu. Ve “İşte tam burada” dedi. “Şimdi burayı da kazın. O el artık sahibini bulmalı...”

(DR. DERVİŞ ÖZER)

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1226 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler