1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. O bir fahri Posta çalışanı
O bir fahri Posta çalışanı

O bir fahri Posta çalışanı

Cafer Tayyar engelli ama engel tanımıyor…

A+A-

Cafer Tayyar engelli ama engel tanımıyor…

 

O bir fahri Posta çalışanı

 

Stella Aciman

 

“ÇALIŞKAN İNSAN OLMAK İSTEYEN BİR ÇOCUK”

 

Ben, Cafer’i geçen yıl tedavi amaçlı gittiğim özel bir hastanenin fizik tedavi bölümünde tanıdım. Tedavisini yapan uzmandan yazar olduğumu öğrenince, ilgisini çekmiş olmalıyım ki annesiyle beraber hemen yanıma geldi ve konuşmaya başladı. Rahatsızlığından dolayı söylediklerini yeterince anlayamıyordum ama öylesine heyecanlı, sıcak, samimi, saygılı ve güler yüzlüydü ki, ‘varsın sözler olmasın!’ diye düşünmüştüm o an. Giderken, ‘bana kitabını gönder’ demesini hiç unutamadım. Sonra, Cafer’in tedavisini yapan Meltem Hanım’dan O’nun aşağıda okuyacağınız hikayesini öğrendim. Kitabımı imzaladım ve hastaneye bıraktım. Fizyoterapisti o anki sevincini anlata anlata bitiremedi. Ve Cafer bir sabah beni aradı, kitap için teşekkür etti ve ‘beni görmeye gel’ dedi. Biraz vakitsizlikten biraz ihmalden ‘gelirim’ sözümü tutamadım ama uzaktan da olsa Cafer’in durumunu takip ettim. Geçenlerde fizyoterapisti  ‘Cafer çok iyi durumda’ deyince onu görme isteğim beni İskele’ye götürdü. O şimdi İskele Postane’sinde fahri olarak babasına yardım ediyor, yardımdan da öte, artık bir personel gibi ama bir türlü ‘engelli kontenjanından’ yararlanıp işe giremiyor. Cafer’i sizlerle tanıştırmak isterken ve annesi Hürnur Tayyar ile  söyleşirken tüm engellilerin bu memlekette ne şartlarda yaşadıklarını da gözler önüne sermek istedim. Ve bu satırları yazarken, hepimizin bir gün birer engelli olabileceğini düşünüyordum.

 

Cafer’in rahatsızlığı ne zaman başladı?

Cafer on sekiz aylıkken ateşli suçiçeği geçirdi. Bu rahatsızlık çocuğun beyinciğinde hasar bıraktı. Epilepsinin bir türü araz olarak kaldı. Cafer hiçbir zaman diğer epilepsi hastaları gibi krizler, bayılmalar, nöbetler geçirmedi. Sadece göz seğirmeleri olur, zaman zaman bu tarz ataklar yaşardı. Artık o ataklar durdu ama doktoru yine de ilaçları kesmiyor çünkü eğer bir geri dönüş olursa tedavisi çok zor olur hatta hiç olmayabilir de.

 

O dönemde suçiçeğinin aşısı yok muydu?

Cafer hasta olduğunda yeni piyasaya çıkmıştı ve henüz buraya gelmemişti.

 

Hastalık Cafer’de ne gibi arazlar bıraktı?

Aşırı derecede denge bozukluğu vardı oğlumda. Motor sistemi bozulmuştu, el becerilerini kaybetmişti. Televizyonlarda gördüğümüz, açlıktan bir deri bir kemik haline gelmiş Afrikalı çocuklardan bile kötü bir görüntüsü vardı. Göğsüne koyduğum oyuncağını bile alamazdı elleriyle. Dokuz aylıkken parkının içine koyardım onu, filelerinden tırmanır dışarıya düşerdi. Bu hallerini gördükten sonra doktorlara götürmeye başladım.

 

Ülkemizin kaderi mi?

 

Doktorlar ne teşhis koydular?

Doktorlar doğumda meydana gelen hatalar olarak görmeye başladılar. ‘Bu çocuğun kaderi böyle, bir takım rehabilitelerle düzelteceksiniz’ dediler. En çok kullanılan söz ise ‘büyüyünce düzelecektir” cümlesiydi ama nereye başvuracaktım, nasıl düzelecekti? Çocuk doktoru bana ‘ Almanya’da yaşasaydınız bu hastalığın rehabilitesini orada yapabilirdiniz’ dedi. Ben burada yaşıyordum, bana çare burada gerekiyordu.

 

Sonra…

Cafer’i iki buçuk yaşında başka bir doktora götürdüm. Tomografi çekildi. Beyinde bir hasar oluştuğunu epileptik konuma girdiğini söylediler ve iki yıl epilepsi ilacı kulandı. İlaç iki yılın sonunda kesildi ama çocuk daha kötü oldu. Cafer iki metre öteye topaç gibi dönerek düşüyordu. Hiç dengesi yoktu. Kitaplar okumaya, televizyonları izlemeye, çocuğu aynı durumda olan insanlarla konuşmaya başladım. Bir kitapta; beyinciğe oksijen gitmediğinde denge kaybı olur diye bir yazı okumuştum. O zaman ‘acaba Cafer’de de böyle bir sorun mu var?’ diye düşünmeye başladım.

 

İngiltere’ye gitmeye o zaman mı karar verdiniz?

Burada hangi doktora gitsek “anne evhamlıdır, çocuk büyüdükçe düzelecek” sözünü duymaktan bıkmıştım artık. Çocuğumu engelli bir birey konumuna koymuşlardı. Cafer dört buçuk yaşındaydı, eşime  “imkanlarımız yeterli değil ama bir şekilde eş-dosttan yardım toplayacağız, kredi kullanacağız ve çocuğu İngiltere’ye götüreceğiz” dedim. Zorlanacaktık ama bu çocuğun ne olduğunun ortaya çıkması gerektiğini düşünüyordum. Oradaki doktorlar beyincikte hasar oluştuğunu ve epilepsinin varlığını tespit ettiler. Orada hemen tedavilerine başlandı. Ama bizim sürekli İngiltere’ye gitmemizin imkansız olduğunu bildikleri için doktorlar bizi Türkiye’ye yönlendirdiler.

 

Ve Türkiye’ye yöneldiniz…

Evet, bu tür hastalığı olan çocukların anneleri ile konuştum ve tedavi için, kimilerinin Ankara’ya kimilerinin İstanbul’a gittiğini öğrendim. İzmir’de akrabalarım olduğu için ben Ege Üniversitesi’ni tercih ettim.

 

Cafer’in işitme sorunu olduğunu nasıl fark ettiniz?

Ben doktor değilim ama çocuğumu kucağıma aldığımda, arkasından yavaş bir tonla konuşuyordum hiç anlamıyordu. Bir terslik olduğunu anlamıştım.

Çocuğumun işitme kaybının olduğunu İngiltere’de fark edememişlerdi. Cafer sekiz yaşına geldiğinde Ege Üniversitesi’nde teşhis edildi. Yapılan tetkiklerden sonra duyma kaybının 75 desibel olduğu ortaya çıktı. Duyma sorunundan dolayı konuşması da etkilendi tabii ki.

 

Eğrilik ve savaş

 

Ve o dönemde skolyoz* başladı…

Evet, dört yıl korse kullandı oğlum. Doktor artık çıkarılması gerektiğini söyledi ama çıkarabilmemiz için egzersiz yapmak zorundaydı. Ben evde egzersiz yaptırmaya çalışıyordum, işin uzmanı olmadığım için de yanlış bir hareket yaptırırım korkusunu taşıyordum. Sadece yüzmeyle de olmuyordu. Zaten Cafer o kadar sık hastalanıyordu ki… Sonra televizyonda Meltem Hanımı gördüm ve hemen ona gittik. Şimdi ‘iyi ki görmüşüm’ diyorum.

 

Ben Cafer’i bir yıl önce görmüştüm. O zaman sırtında gözle görülür bir eğrilik vardı. Şimdi ise dimdik duruyor. Yapılan tedavilerin sonucu mu bu?

Cafer’in yaşı itibariyle artık büyüme plakları kapanmıştı. Doktorlar, bu yaştan sonra Cafer’in eğriliklerinin düzelemeyeceğini söylemişlerdi. Ama Meltem Hanım’la öylesine düzenli bir egzersiz çalışması yaptılar ki bir sene önce 62 olan skolyoz eğriliği şu anda 58’e indi. Cafer daha önce robot gibi hareket ederdi. Biz onun bu hareketlerine alışmıştık ama dışarıdan gören birisi o gün ile bugün arasında oluşan farkı çok net olarak görebiliyor.  

 

Cafer’e bir güven gelmiş ve bu hareketlerine, yüzüne yansımış…

Cafer dışadönük bir çocuk olmasına rağmen hareketlerinden dolayı bazı şeyleri yapmaktan çekinirdi. Bu korkularını da Meltem Ablası sayesinde yendi. Mesela; solunum sıkıntısı yaşadığı için on metre yürüdükten sonra nefes alma zorluğu çekerdi. ‘Ben yanında yokken böyle bir durum olursa ne yapar?’ diye düşünür yalnız başına hiçbir yere gitmesini istemezdim. O yüzden Cafer’i bir türlü azat edememiştim. Meltem Hanım; solunumunun ne kadar açıldığını, ne kadar yol  yürüyebildiğinin takibini iki ay boyunca evimize gelerek yaptı ve sonunda geçtiğimiz Mart ayında Cafer’i azat ettik. Ona ‘bak ne güzel yürüyorsun, uzağa gidebiliyorsun, sen yapabilirsin’ dedikçe kendine güveni geldi.

 

Cafer’in ilkokul yıllarına dönersek, neler anlatırsınız?

Cafer, hastalığından dolayı okula geç başladı. İlk günlerde hastalığından dolayı diğer çocuklar tarafından biraz farklı karşılandı ama öğretmenleri O’nu çok güzel kabul ettirdiler. Görünüşte kendini pek fazla ifade edemiyor gibi görünse de, diğer çocukların yaptıkları derslerin aynısını yapıyordu. Matematikte mükemmeldi. Tabii bu konularda ilerlemesinde,  öğretmeni Şevket Bey’in çok emeği geçti. Belki bedeni sağlıklı değildi ama kafası sağlamdı. İlkokulu bitirdikten sonra okumak istemedi ama oradaki arkadaşlarıyla hala görüşür. Festivallerde, çarşıda falan onu gördüklerinde hepsi yanına gelir, sohbet ederler.

 

Posta’ya fahri olarak hizmet editor

 

Cafer, İskele Posta Dairesi’nde iki yıldır fahri olarak çalışıyor, o süreci anlatır mısınız?

İlkokulu bitirdikten sonra Cafer’i evde tutmak mümkün değildi. O yüzden babası nereye gidiyorsa o da beraber gidiyordu. O zamanlar seyrek giderdi postaneye. Şimdi ise babasından erken kalkıyor postaneye gitmek için. Son iki yıldır kendini sanki postanenin bir çalışanı gibi hissediyor.

 

Neler yapıyor postanede?

Sabah erkenden kalkar, hazırlanır ve babasını bekler. Birlikte postaneye giderler. Cafer gelen gönderileri mühürledikten sonra diğer gönderileri dağıtmaya çıkar. Önce Belediye’ye teslimat yapar, sonra tekrar postaneye döner, diğer postaları alarak şehir merkezine dağıtmaya başlar. Yalnız şehirle de yetinmez, köy postalarını da babasıyla birlikte dağıtır. 7-24 orada bırakın, kalır. Hatta babası bazen ‘sana bir yatak alacağım burada yatarsın artık’ diyor. Ve ne güzel ki artık bunları korse takmadan yapabilecek bir hale geldi.

 

Maaşı var mı?

Cafer engelli maaşı olarak devletten 780TL maaş alıyor. 18 yaşını doldurduğunda sağlık kuruluna girdik ve çalışabilir raporu aldık. Çalışma Dairesi’ne müracaatımızı yaptık ama hep ‘yapılacak, olacak, engelliler için 50 kişilik kontenjan ayrıldı’ diyorlar. Sonuçta olan bir şey yok!

 

Ne olmasını istiyorsunuz?

Cafer posta dairesindeki yapabileceği tüm işleri öğrendi. Fazlasını yapamaz çünkü oranın bir çalışanı değil ve ona daha fazla sorumluluk verilemez. Amacımız daireye başlasın da maaşı yükselsin değil. Aynı maaş verilsin biz razıyız, ama yeter ki yetkili bir kalemden bu çocuk buraya atansın. Şu ana kadar müdürlerimizden hiç biri onun orada çalışmasına karşı çıkmadı ama biri çıkıp da “bu çocuğun burada çalışması yasal değil” derse ne yapabiliriz ki?  Müsteşarlar, özel kalemler, danışmanlar atanan, makam araçları alınan bir ülkede böylesine azimli, çalışkan bir çocuğu fahri olarak iki yıldır çalıştığı bir posta merkezine atamak çok mu zor? Diyelim ki Cafer şanslı çocuklardan biri, peki diğer engelli çocuklar ne olacak, onların da hakları yok mu?

 

Doktor, hastane masraflarını nasıl karşılıyorsunuz?

Eşim devlet memurudur. Yıllarca masrafları kendimiz karşıladık. Cafer skolyoz olduktan sonra hastalığın burada tedavisi ve korsesi olmadığı için kurula girdi. O da sadece skolyoz ameliyatı yapılması içindi. Ama ameliyat Cafer açısından riskli olduğu için doktorun son çaresiydi. Devlet bize sadece iki uçak bileti ve korse parasını ödüyor. Fizik tedavi masraflarını biz karşılıyoruz.

 

YENİDÜZEN ve Adres kıbrıs

 

Cafer boş zamanlarında nasıl vakit geçirir?

Kitap ve gazete okumayı çok sever. Bilgisayarda çok vakit geçirir. Hafta sonları eve 4-5 gazete alınır. Önce Yenidüzen’i eline alır ve Adres dergisinde sizin yazınızı okur. Sonra diğer gazetelere geçer. Bu arada tüm bulmaca eklerini ayırır, çünkü bulmaca çözmeyi çok sever. Hatta geçenlerde çözdüğü eski bir bulmaca sayfası elime geçmişti. Kelime türetme üzerineydi ve kutucuklarda ‘çalışkan insan olmak isteyen bir çocuk’ yazıyordu. Çok ağlamıştım onu görünce ve hala saklarım. Bu arada, Cafer okul aile birliğinde çalışır. Yapılacak tüm etkinliklerin biletlerini satma görevi onundur.

 


*Skolyoz; omurganın göğüs (thoracic) veya bel (lumbar) bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Tek başına olabileceği gibi, kifoz (arkadan öne doğru anormal bir eğrilik) ile beraber de görülebilir (Kifoskolyoz)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1439 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler