1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. NÜFUS İÇİN KOMİTE
NÜFUS İÇİN KOMİTE

NÜFUS İÇİN KOMİTE

Kıbrıslı Rum lider Hristofyas’tan, YENİDÜZEN ve KANAL SİM’i, Başkanlık Sarayı’nda kabul etti, üç saat görüştü, çarpıcı açıklamalar yaptı: NÜFUS İÇİN KOMİTE Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas, gündemi değiştirecek açıklamalarını

A+A-

 

 

 

 

 

Kıbrıslı Rum lider Hristofyas’tan, YENİDÜZEN ve KANAL SİM’i, Başkanlık Sarayı’nda kabul etti, üç saat görüştü, çarpıcı açıklamalar yaptı:

NÜFUS İÇİN KOMİTE

 

Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas, gündemi değiştirecek açıklamalarını UNITED MEDYA GRUBU’na yaptı. Uzun bir aradan sonra Kıbrıs Türk basınına ilk kez konuşan Kıbrıslı Rum lider Hristofyas, YENİDÜZEN ve KANAL SİM’i seçti, gazeteci ekibimizi Başkanlık Sarayı’nda ağırladı. Kıbrıslı Rum lider, gazeteci Cenk Mutluyakalı, Aysu Basri Akter, Sami Özuslu ve Osman Kalfaoğlu’nun  sorularını yanıtladı.

Hristofyas, KANAL Sim ve Yenidüzen gazetesi ile bu görüşmeyi gerçekleştirmekten çok mutlu olduğunu çünkü bu şekilde kendisine, Kıbrıs Türk toplumuna dostluk, barış ve işbirliği mesajları gönderebilme olanağını verildiğini ifade etti.

Kıbrıs sorununun bugün zor koşullar içerisinde bulunduğunu söyleyen Hristofyas, adaya yasadışı olarak nüfus taşındığını ancak Türkiye’nin resmi olarak bir rakam vermediğinden yakındı. Müzakerelerde nüfus, mülkiyet, toprak düzenlemeleri konusunda komite kurulması üzerinde anlaşmaya varıldığına işaret eden Hristofyas, Türk tarafının bu konuda tutum değiştirdiğini, bu durum karşısında mülkiyet, gerek toprak düzenlemeleri ve vatandaşlık konusunun nasıl çözüleceğini sordu. İşte komitelerle ilgili soru ve Hristofyas’ın verdiği cevap.

 

·        Aysu Basri Akter: Nüfus konusunda komite kurulması kimin önerisiydi ve Kıbrıs Türk tarafı konuya nasıl yaklaştı?

·        Hristofyas: Kesinlikle bu bizim önerimizdi. Ancak Kıbrıs Türk tarafı “Greentree’de böyle bir konuda anlaşmaya varılmadı” diyor. Şimdi bu koşullarda oturup tutanaklara bakılması gerekiyor. BM de buna bakacak ve bu konuda anlaşmaya varıldı mı varılmadı mı ortaya çıkacak. Bu konuda anlaşmaya vardığımızdan eminim. Elbette gizlilik ilkesine saygı göstermemiz gerekiyor. Eğer rakamlar verilirse ve toprak konusu ile ilgili haritalar sunulursa durum zorlaşacaktı. Bunu anlıyorum. Sn. Eroğlu nüfus sayılarının kamuoyuna açıklanmamasında ısrarlı olduğu için, yani sayıların kamuoyuna açıklanmamasını istediği için, onu anlamaya çalışıyorum. İki taraf ve BM tarafından uzmanların yer alacağı ve gizli olarak çalışacak bir komite kurulsun dedik. Bu komite gizli ve güvenilir bir şekilde çalışacak ve biz de ne tür kararlar alacağımızı göreceğiz. En son bir araya gelişlerimizde bu konuda şüphe belirtildi ve geri adım atıldığını gördük. Bu nedenle yapay intibalar, sahte umutlar yaratmak istemiyoruz. Diğer tarafı suçlamak istemiyoruz. Anlaşmaya varamadık diye kabahat diğer tarafta demek istemiyoruz.

Sn. Eroğlu çok ciddi konularda, vatandaşlık ve toprak düzenlemeleri konusunun uluslararası konferansa taşınmak istiyor. Biz bunu kabul ediyoruz ancak uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Sn. Eroğlu bana açıkça şunu söylüyor; “Siz benim tanımadığım bir devletin liderisiniz. Kıbrıs Cumhuriyeti yasal değil. Senin anayasan var yasaların var vatandaşlık veriyorsun. Benim de devletim var, benim de anayasam ve yasalarım var, ben de vatandaşlık veriyorum. Ve benim erdiğim vatandaşlıkları da senin kabul etmen lazım.” Biz yine dönüp dolaşıp aynı konuya dönüyoruz.  Yani Kıbrıs’ta yasal olan nedir, yasal olmayan nedir? Güvenlik Konseyi’nin kararları var. “KKTC”nin ilan edilmesini Güvenlik Konseyi ayrılıkçı bir hareket olarak mahkum etmiştir. Dolayısıyla bu vatandaşlıkların verilmesi meşru ve yasal değil. Türkiye’den gelip adanın kuzeyine yerleşmiş olan ve karma evlilikler yapmış olan, Kıbrıs’ta çocuk sahibi olan ve çocukları burada büyüten insanların, insani nedenlerden dolayı birleşmiş Kıbrıs’ın vatandaşlığını almaları konusunda görüş belirttim. Elbette ki bu insanlar peşinen vatandaş olmuş değil. Ancak bizim getirdiğimiz bu öneri ne Kıbrıs Türk tarafı ne de Türkiye tarafından kabul edilmiyor. Nereye gidiyoruz?  Kıbrıs Türk toplumunun ortandan kaldırılması yönünde mi ilerleniyor? Siz de çok iyi biliyorsunuz. Sizin yaşadığınız, Türk ordusunun denetimi altındaki bölgeye binlerce insan geldi ve bunun sayısını siz de bilmiyorsunuz.

Kıbrıs Cumhuriyeti, 1964’ten bu güne sadece 25 bin yabancıya vatandaşlık vermiştir. Ve bu 25 bin vatandaşın çoğu Rum ya da Yunan değildir, başka milletlerden insanlardır. Yani bizim, Trabzon’dan gelen ya da Kafkaslarda gelen pontuslara toplu bir biçimde vatandaşlık verdiğimiz iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. 1964’ten bugüne vatandaşlık alan 25 bin kişinin çoğu Rus, Bulgar, evlilik yoluyla vatandaş olmuş Sırplardır, Filistinlilerdir ve bu insanların içinde Yunanlıların sayısı azınlıktadır. Yani biz gerçekten yaratıcı olmak istiyorsak, bu sayıların ortaya çıkması ve gerçeği yansıtması gerekir. Son görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafı, “bakın biz bir sayı vereceğiz verdiğimiz vatandaşlıklarla ilgili ve bunların tümü yasallaşsın” dedi. Biz de dedik, “sayıyı verin, oturup konuşalım, tartışalım. Çözümle birlikte bu sayıda insan yasallaştırılabilir mi yasallaştırılamaz mı?” Sn Talat ile bu konuyu görüşmüştük ve iki taraf da şunu belirtmişti. Adadaki iki toplum arasındaki sayısal denge 1/4’lük, Zürih ve Londra anlaşmalarındaki denge, korunmalı demiştik. Sn. Eroğlu, “Ben bunu tanımıyorum, kabul etmiyorum” diyor. Bu konuda her şey değişti, öbür konuda her şey değişti…  İşte o zaman biz nasıl ilerleyeceğiz? Bu olabilecek bir şey değil.

 


 

Nelerde anlaştık! Sadece iki başlık

Hristofyas, Eroğlu ile yapılan müzakerelerde sadece ekonomi ile iç güvenlik konularında tam anlaşmaya yakın olunduğunu söylerken, geçmişte mesafe kat edilmiş konularda ise geriye gidiş olduğunu belirtti.  

 

·        Sami Özuslu: Elimde boş, beyaz bir sayfa var. Bu sayfayı, iki liderin üzerinde anlaşmaya vardığı konuları yazmak için ayırdım. Müzakereler çerçevesinde Eroğlu ile anlaştığınız konular hangileridir?

·        BM Genel Sekreteri’nin sözünü ettiği ilerleme Kıbrıs’taki müzakerelerde sağlandı, Greentree’de değil. Greentree’de en önemli başlıklarda ilerleme kaydedilmesi için tartıştık. Ancak ne yazık ki bu gibi konularda geriye gidiş söz konusu. Bunun sebebi Sn. Eroğlu’nun ortaya koyduğu tutum ve tezler. Yürütme erkinde, dört özgürlük konusunda toprak ve mülkiyet başlıklarının birbirleriyle bağlantılı bir biçimde ele alınması konusunda geriye doğru adımlar söz konusu. BM Genel Sekreteri, bu iki konunun birbirleriyle bağlantılı bir biçimde ele alınması konusuna pek çok kez değindi.

Sn. Eroğlu ile neleri başardık? Neredeyse ekonomi konusunda hemfikir olabilmeyi başardık. Elbette ki bu önemli bir şey. İç güvenlik konusunda anlaşmaya yakınlaştık. Polis konusunda, polisin yapısı, sayıları ve bu oranın %60’a %40 olması konusunda anlaştık. Ancak federal poliste ve araştırma makamlarında Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların oranı eşit olacak. Sayısal olarak, Kıbrıslı Rum oluşturucu devletinde daha fazla polis olacak. İşe alınacak teknokratların sayısının sonsuz olmasını kabul edemeyiz. Sürekli olarak teknokratların işe alınmasıyla nereye varılır? Bu teknokratlar askeri uzman da olabilir. Polis konusunda anlaşmaya çok yakınız ve inanıyorum ki bu konuyu çözebiliriz. Ana hatlarıyla diyebilirim ki bu iki konuda Sn. Eroğlu ile anlaştık. Bunun ötesinde geri adımların atıldığı konular, atılan geri adımlar bizi geriye götürdü. Geriye kalmış olan konuları, Sn. Talat ile üzerinde anlaştığımız zeminde çözmüş olsaydık şu anda çözüme çok yakın olacaktık.

 

·        Aysu Basri Akter: Ekonomi ve iç güvenlik konularında kesin bir anlaşmaya varıldı diyebilir miyiz?

·        Hristofyas: Hayır, tamamen hem fikir olmuş değiliz. Örneğin polis konusu aylarca sürdü belli bir anlaşmaya varmak için.

 


 

Müzakerelerdeki zorluklar ve sahte izlenimler

 

İki toplumlu, iki bölgeli federasyon çözümüne bağlı olmaya devam ettiğini ve bunun için çalıştığını söyleyen Kıbrıs (Güney) Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, çözümünün iyileştirilmesi için, daha demokratik olması için çalıştığını belirtti. Hristofyas, çözümün uygulanmasında güçlüklerle karşılaşılacağını ancak güçlüklerin aşılabilmesi için insanların ikna edilmesi gerektiğine işaret etti. Hristofyas şöyle konuştu:

“Samimi ve içten konuşuyorum ve yapay ve sahte izlenimler yaratmak istemiyorum.

Kıbrıs Rum tarafı mülkiyet konusunda ciddi hareketlerde bulunmakta güçlük çekmektedir. Kıbrıs Türk yönetimi altındaki bölgede bir geçiş dönemi olacaktı ancak Sn. Eroğlu bu konuda da tutum değiştirdi. Kendisinin geri adım atmasını, adeta yeni öneriler sunulması olarak ifade ediyor. New York’ta, Cenevre’de ve Greentree’de BM Genel Sekreteri bize tekrar tekrar şunu sordu: “Sn. Talat ile kaldığınız noktadan devam etmeyi kabul ediyor musunuz?”, “Evet, kabul ediyoruz, bu yükümlülüğü üstleniyoruz dedik.” Ancak geriye döndüğümüzde Kıbrıs Türk tarafının gerek egemenlik konusunda gerek yürütme erki konusunda gerek, bir geçiş döneminden sonra, 4 özgürlüğün uygulanması konusunda, gerek FIR hattı konusunda, yani Sn. Talat ile anlaşmaya vardığımız bazı konularda, Türk tarafının geri adım atığını görüyoruz. Sn. Talat ile bazı ikincil konuları neredeyse sonuçlandırma noktasına gelmiştik. Sn. Eroğlu’nun farklı bir tutum ortaya koyduğunu görüyoruz. BM Genel Sekreteri karşısında kendimizi bağlayan yükümlülükler üstleniyoruz.”

 

 


“Referandum ertelense sonuç farklı olurdu”

2004 referandumuna giden süreçte, Annan Planı’na daha fazla işlevlik kazandırmak ve bazı haksızlıkları ortadan kaldırmak için AKEL Merkez Komitesi’nin, referandumun 6 ay ertelenmesi yününde öneri sunduğunu söyleyen Hrisyofyas, referandum ertelenseydi bugün birleşmiş bir Kıbrıs’ta yaşıyor olacağımızı belirtti. İşte referandumun ertelenmesi ile ilgili soru ve Hristofyas’ın cevabı. 

 

·        Cenk Mutluyakalı: Annan Planı’na giden süreçte altı ayımız daha olsaydı sonuç farklı olabilirdi dediniz. Gerçekten altı ay daha olsaydı birleşmiş bir Kıbrıs’ta yaşıyor mu olacaktık?

·        Hristofyas: Referandumun altı ay ertelenmesini ve bu süre içerisinde iki toplumlu iki bölgeli federasyon ile Annan Planı’nın özünde bir değişiklik olmaksızın, plan üzerinde anlaşmaya varılan bazı düzeltmelerin yapılmasını AKEL Merkez Komitesi önermişti. O dönemde Annan Planı yeterli işlerliğe sahip değildi. Bunun yanı sıra, bazı büyük haksızlık ve adaletsizliklerin ortandan kalkması ve bunlar kalkarken bir toplumun lehine ya da diğerinin aleyhine değişiklikler yapılmaması yönünde önerimiz vardı. Bu yöndeki önerimiz BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri tarafından kabul görmüştü. Bu konuda adaletsizlik yapmak istemiyorum. Dönemin Başkanı Sn. Tasos Papadopulos da önerinin Türkiye ve Sn. Talat tarafından kabul edilmesi halinde kendisinin de kabul edeceğini söylemişti. Ne yazık ki buna olanak verilmedi. Bu olanağın verilmesine izin verilmedi. O gün durumu kurtarıp çözüme ulaşabilecekken, bugün yedinden birleşmiş bir Kıbrıs’ta yaşayacakken bunu başaramadık. Geçen beş yıl içerisinde hem toprak üzerinde, hem müzakereler masasında, hem Kıbrıs Türk toplumunda değişiklikler yaşandı ve hala yaşanmakta. Bununla birlikte bölgemizde yaşanan değişiklikler söz konusu ve üzülerek söylüyorum ki Türk hükümetinin de politikasında değişikliklerin olduğunu görmekteyiz. “Gerçeğe tümüyle ben hakimim, gerçeği bir tek ben biliyorum,” demeksizin şunu demek istiyorum: O dönemde, Kıbrıs Rum toplumundan “hayır” çıktı ve “hayır” çıkacağı kamuoyu yoklamalarında görünüyordu. Ancak AKEL, “evet” dahi demiş olsaydı çözüme ulaşamayacaktık. Amacımız olabildiğince adil, daha işler bir çözüme ulaşmaktı.

 

 


“Nüfus sayımına şüpheyle yaklaşıyorum”

 

Kuzey Kıbrıs’ta denetimsiz bir şekilde yapılacak nüfus sayımının ne kadar güvenilir olacağı konusunda şüpheleri olduğunu söyleyen Hristofyas, bu konuda Kıbrıslı Türklerin de içinde bu şüphenin doğduğu kanaatinde olduğunu belirtti. İşte Hristofyas’ın nüfus sayımı konusundaki soruya verdiği cevap.

 

·        Aysu Basri Akter: Nüfus sayısında çıkacak sonuca güveniyor musunuz? Kuzey’deki nüfus ile ilgili bir rakam telaffuz edebilir misiniz?

·        Hristofyas: Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Bize sayı vermişi değiller. Müzakereler sırasında tüm adada nüfus sayımı yapılması ile ilgili bir öneri sunduk. Bunun BM, Avrupa Konseyi, AB gözetimi ile başka hangi uluslararası kuruluşun katılması konusunda hemfikir olursak gözlemci olarak katılmasını önerdik. Ne yazık ki Sn. Eroğlu bu öneriyi reddetti. Kuzey Kıbrıs’ta denetimsiz bir şekilde yapılacak nüfus sayımının ne kadar güvenilir olacağı konusunda şüphelerim var. Her Kıbrıslı Türk’ün içinde bu şüphenin doğduğu kanaatindeyim. Sn. Eroğlu her zaman kendisinin bir devleti olduğunu söylüyor, bunu öne çıkarıyor. Bu yaklaşımlar bir tarafa bırakılmalı. Kıbrıs’ın devleti, federal-birleşik Kıbrıs devleti, biz, iki toplumun liderleri olarak imzalarımızı koyduğumuz andan itibaren gerçekleşecektir ve bu anlaşmamız Kıbrıs’ta yaşayan iki toplum tarafından onaylandığı takdirde geçerli olacaktır. Bu koşullarda, Birleşik Federal Kıbrıs Devleti faaliyete geçecektir.

 

“RAKAM VEREMEM, RAKAM İSTİYORUM”

 

Kuzeydeki nüfus ile ilgili yorum yapmaktan kaçınan Hristofyas, nüfus aktarımının yasa dışı olduğuna vurgu yaparak bu konuda “savaş suçu” işlenmiştir dedi.

 

·        Aysu Basri Akter: Kuzeydeki nüfus sayısı ile ilgili bir rakam verebilir misiniz? Çözüm ile ilgili umudunuz var mı?

·        Hristofyas: Rakamlarla ilgili olarak, “KKTC” vatandaşlığını kaç yabancının aldığı konusunda bir görüş ortaya koyamam. Bu riski üstlenemem. Bu sayıyı karşı tarafın açıklaması lazım. Yasa dışı bir biçimde nüfus taşınması BM ve uluslararası örgütler tarafından bir savaş suçu olarak mahkum edilmiştir. Bizim ülkemizde bir istila yaşandı. Buna kimileri çıkıp “barış harekatı” diyebilir. Uluslararası kuruluşlar tarafından ve AİHM tarafından bu istila mahkum edildi. Ben keyfi bir biçimde rakam veremem, rakam istiyorum. Ben güvenli bölgedeyim çünkü açık rakamlarla konuşuyorum. Bu sayıları ortaya koyduğumda kimse bunlardan şüphe duymuyor.

İkinci sorunuza gelince. Çok önemli bir soru ve geleceğimizle ilgili bir soru. BM Genel Sekreteri ve pek çok uluslararası aktör tarafından toplumlarda hayal kırıklığı yaratacak hareketlerde bulunulmaması, bunun aksine umut verici mesajlar verilmesi gerekir dendi. Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu liderliği rotasını değiştirmeli. Kıbrıs sorununda varılacak olan yer ne “C planı” ne “D planı” ne de “E planı” olarak adlandırılmalı. Kıbrıs sorununda varılacak yer tektir. O da barıştır, barış olmalıdır. Ben Kıbrıs Türk toplumuna yalan söylemek istemiyorum. Kıbrıslı Rumları sevdiğim kadar Kıbrıslı Türkleri de seviyorum ve bunu çok samimi olarak söylüyorum. Bakın, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında ne fark var? Karşımdaki insanlar ile Kıbrıslı Rumlar arasında ne fark var? Fark yok. Liderliklerin hataları ve yabancıların müdahaleleri yüzünden insanlar, kabahatleri olmadığı halde, kötü şeyler yaşadılar. Bir zamanlar Sn. Denktaş’a da açık mektup yazıp, “geçmişteki hatalarımızı ikimiz de tanıyalım, iki toplum da kabul etsin geçmişteki hataları” diyelim ve ileriye bakalım. Ülkemizdeki anormal duruma bir son verelim. Ben Kıbrıs Rum toplumu lideri olarak Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlar tarafından uğradığı her zarar için çıkıp özür dileme cesaretini gösterdim ama Türkiye’nin de bunu yapması lazım. Türkiye sadece Kıbrıslı Rumlardan değil, Kıbrıslı Türklerden de özür dilemeli çünkü Türkiye’nin yaptıklarından Kıbrıslı Türkler de zarar gördü. Bunun yerine ne duyuyoruz: “Biz büyük gücüz, siz küçük devletsiniz. Siz yarım devletsiniz, siz bir kabile bile değilsiniz.” Bu tür aşağılayıcı beyanları Türkiye liderliğinden sık sık duyuyoruz. Büyük Türk imparatorluğunun liderleri gibi bir tavır ortaya koymaktansa, daha saygılı, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlara saygı gösterecek, Kıbrıslıların onurlarına da saygı gösterecek tutumlar ortaya koymalıdır. Artık zamanı geçmiş politikaların geride bırakılması gerekmektedir. Kıbrıslılara saygı gösterilmesi gerekmektedir.

 

 

 


“Üniter bir devlet federasyona dönüşecek”

 

·        Hristofyas: Bugüne kadar var olan ve tüm uluslararası kuruluşlar tarafından tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti, iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona dönüşecektir ve iki toplum, siyasi eşitlik temelinde iktidarı, erki paylaşacaktır. Sn. Eroğlu federasyonu oluşturan birimlerin toprak bütünlüğünden bahsediyor. Toprak bütünlüğünün ne olduğu Türkiye’de çok iyi biliniyor ve Türk diplomasisinin elbette ki örgütlü faaliyetlerini ve bu konudaki uzmanlığını tanımak zorundayız. Keşke bizim diplomasimiz de Türkiye’ninki kadar güçlü olabilseydi. Türkiye’deki uzmanlar, toprak bütünlüğünün, bağımsız, egemen devletlerin özelliği olduğunu çok iyi biliyorlar. Burada üniter bir devletin federasyona dönüşmesi söz konusu. Burada devlet içi sınırlar olmayacak. Burada yönetimsel, idari sınırlar olacak ve bunun hatları toprak düzenlemeleriyle belirlenecek. İki toplum da bu idari sınırların değişmeyeceği konusunda hemfikir olmalı ama bunlar, güvence altına alınmış toprak bütünlükleri ve “devletler” arasındaki sınırlar anlamına gelmemeli. Burada bir tek devlet var olacaktır. Tek egemenliği olacak bir devlet olacaktır.

 

 

 


Eroğlu’nun hatası

 

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun merkezi yönetimin sahip olacağı yetkilerin, Kıbrıslı Rumların sahip olacağı yetkiler olarak algılamasının bir hata olduğunu söyleyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü:

·        “Sn. Eroğlu bir hata yapıyor ve bu hatayı isteyerek mi yoksa istemeden mi yapıyor? Bu konuda yorum yapmak istemiyorum. Ancak merkezi yönetimin sahip olacağı yetkilerin Kıbrıslı Rumların sahip olacağı yetkiler olarak algılıyor, yorumluyor. Kıbrıslı Türk bakanların da Kıbrıslı Türk cumhurbaşkanı yardımcısının da, senatodaki Kıbrıslı Türklerin de onayının gerektiğini görmeliyiz. Yani birleşik federal devletimiz, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların ortak devleti olacaktır. Biz iki ayrı devlet yapmaya bir konfederasyon yaratmaya çalışmıyoruz. Türk tarafının, bu sürecin arkasında Kıbrıs Türk tarafının arkasındaki kesim olarak Ankara’nın, müzakere masasına getirdiği tezler konfederasyon kokuyor. Adadaki iki toplum eşit haklara sahip olmalıdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz ve sorunlarla karşılaşıyoruz ama mücadelemizi veriyoruz. Sn. Eroğlu tutumunda sertleştikçe, Başpiskoposa ve Kıbrıs Rum toplumu içerisindeki bazı bilinen çevrelere, yani günün sonunda bir Helen devleti arzulayan kesimlere, Kıbrıslı Türklerin azınlık olmasını isteyenlere yardımcı oluyor. Sn. Eroğlu toprak konusunda güvenlik dediğinde Türkiye’nin güvenliğini kastediyor. Kıbrıs ile Türkiye’yi karşılaştırdığımızda, bu kadar büyük ve güçlü bir ülkenin, Kıbrıs tarafından tehditle karşı karşıya kalabilmesi mümkün mü?”

 


“Eroğlu ile rüzgar tersine döndü”

 

Kıbrıs (Güney) Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yeni kurulacak ortak devletin tek egemenliğe sahip olması ve toplumların siyasi eşitliğe sahip olması konusunda anlaştıklarını belirtirken, konun BM tarafından Cumhurbaşkanı Eroğlu’na defalarca sorulduğunu söyledi.

Hristofyas, siyasi eşitliğin sayısal eşitlik değil, bir toplumun diğer topluma kendi isteğini dayatma olasılığının olmaması demek olduğunu ifade etti. Yürütme’de Kıbrıslı Türk bakanların da onayının olması, senatoda eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum’un yer alması konusunda anlaştıklarına işaret etti. “Kesinlikle bir toplumun diğer topluma kendi isteğini dayatmaması koşullarını yarattık. Ancak şunu da göz ardı edemeyiz. Bir toplum %80, diğer %20 ise, bir toplumun sayısal olarak diğer toplumdan daha fazla nüfusa sahip olduğu bir gerçekliktir. Bu nedenle mecliste, normal koşullarda iki toplumun katılım oranı %80’e %20 olması söz konusudur.  Ama biz Kıbrıslı Türklerin katılımı %20 ile sınırlı olmamasını, bu oranın daha yüksek olması gerektiğinde hemfikir olduk ancak bunun demokratik bir biçimde olması için mecliste çoğunluğa göre kararlar alınması gerekir. Senato bu kakarları reddedebilir,” şeklinde konuşan Hristofyas, görüşme masasında olan gerilemeler konusundaki soruya şu şekilde cevap verdi:

 

·        Aysu Basri Akter: Peki Sn Talat ile yakınlaştığınız ancak Sn Eroğlu’nun müzakereleri devralmasıyla gerileyen konular hangileridir?

·        Hristofyas: Yürütme erki konusunda Sn Talat ile hemfikir olduğumuz şuydu. 6 Yıllık bir hizmet süresi olacaktı. Bunun 4 yılında Kıbrıslı Rum Cumhurbaşkanı ve iki yıl da Kıbrıslı Türk cumhurbaşkanı olacaktı. Cumhurbaşkanı ve vekili, doğrudan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türkler tarafından dengelendirilmiş çapraz oy sistemi ile seçilecekti. Sn Talat daha görünür olması için bakanlar kurulunda Kıbrıs Türk toplumunun katılımının daha yüksek olması talebindeydi. Bu konuda bir anlaşmazlığımız vardı ancak kolay çözülebilirdi. 9 Kıbrıslı Rum, 5 Kıbrıslı Türk ya da 8 Kıbrıslı Rum, 5 Kıbrıslı Türk olması konusu. Bunlar ikincil konular. Sn Eroğlu geldi ve “Ben çapraz oyu kabul etmiyorum” dedi. Çapraz oy demokratik meşruiyeti sağlıyordu. Dengelendirilmiş çapraz oylamayla gerçek bir demokratik meşruiyet söz konusu. Bu konuda Sn Talat ile hemfikir olmuştuk.

İkinci önemli konu olan egemenlik konusunda Sn Talat ile bir formül üzerinde anlaşmıştık. Egemenlik tek ve bölünmez olacak, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler tarafından eşit olarak paylaşılacak demiştik. Federasyonun iki oluşturucu biriminde, federal birimlerin anayasaları tarafından kendi yetkileri olarak görülen konuları, bağımsız ve otonom bir biçimde yaşama geçirilecekti. Türkiye vatandaşlarının hakları konusu federal Kıbrıs devleti çerçevesinde gündeme gelmişti. Benim koyduğum şart, konunun Yunanistan ve AB ile görüşülmesiydi ama dört temel özgürlük konusunda hemfikir olmuştuk.

Kıbrıs Türk idaresi altında olan bölgede Türkçe konuşmayanların oranı %33 olarak belirlendi. Bir Kıbrıslı Rum, belli bir geçiş döneminden sonra, oy verme hakkı olmaksızın, Kıbrıs Türk yönetimi altında siyasi haklarını kullanma hakkı olmaksızın, bu haklarını kendi bölgesinde kullanmak şartı ile, orada yerleşip, yatırımda bulabilmesi konusunda Sn Talat ile anlaşmıştık.

Bu çok demokratik bir adımdı, çok demokratik bir ilerlemeydi ve çok iyi olacaktı. Bu konuda, AB müktesebatından bir derogasyon olacaktı. AB, müktesebatta kalıcı derogasyonları kabul etmemektedir. Bu da Sn Eroğlu ile anlaşamadığımız konulardan bir tanesidir. Çok net bir şey var. 10. Protokol birincil hukuktur. Bunu kendisine çok net bir biçimde belirttim. AB komisyonundan da kendisine belirttiler. AB kalıcı derogasyonları kabul etmemektedir. 10 protokol sizi kapsıyor ve AB’nin birincil hukukudur. Bu konuda da Sn Talat ile hem fikir oluyorduk. Bir AB vatandaşı Alman gelecek, Kıbrıs’ta istediği yere yerleşecek, mesleğini icra edecek, yatırımını yapacak. AB’ye üye 26 ülkeden insanlar gelip Kıbrıs’ın istediği yerinde bunları yapacak ama Kıbrıslılar bu hakka sahip olmayacak. Biz dedik ki bunu kabul edelim ancak bir geçiş dönemi olsun, 10 yıl, 15 yıl… ancak bu daimi bir şey olamaz.

Sn Talat ile Kıbrıslı Rum ile Kıbrıslı Türklerin nüfus oranları konusunda ¼’lük oran konusunda da ortak anlayış vardı. Sn Eroğlu bunu da kabul etmiyor. Bu ciddi bir geri adım mıdır, değil midir? Eroğlu ile anlaşmaya vardığımız konuları yazmak için açtığınız beyaz sayfa tabi ki boş kalıyor.

Sn Talat ile Kıbrıs’ın FIR hattı ve hava sahası konusunda, hava sahasının, bütün federal devletlerde olduğu gibi birleşik olduğu konusunda ve federal devletin bu konuda yetkili olması ile ilgili hemfikir olmuştuk. Şimdi bunların merkezi yönetimden alınıp federal birimlere verilmesi gerektiğini söylüyorlar.     

 


Güven artırıcı önlemler…Kapıların açılması

 

·        Aysu Basri Akter: Çözüm için güven artırıcı önlem olarak ne yapıyorsunuz?

·        Hristofyas: Şimdiden pek çok şey yaptık. Sn Eroğlu ile başka barikatların açılması konusunu konuşuyorum. Sn Eroğlu bir tek kapı istiyor. Ben diğer kapışların açılmasını da istiyorum. Limnidi kapısının açılması için mücadele ettim. Bu konuda ortaya koyduğum çabaları unutmayalım.

 

·        Cenk Mutluyakalı: Sn Eroğlu hangi kapının açılmasını istiyor, siz hangi kapıların açılmasını istoyorsunuz?

·        Hristofyas: Eroğlu sadece Lefke’deki kapının açılmasını istiyor. Ben Kiracıköy’deki kapının da açılabileceğini söylüyorum ki oradaki insanlar kapana sıkışmış şekilde kalmasınlar. Sn Eroğlu bunu kabul etmiyor. Sadece Lefke’deki kapıyı açalım diyor. Anlayacağınız gibi bir insan ne kadar cesur olursa olsun, keyfi olarak hareket edemez. Cesaret konusu ile ilgili olarak hem Papadopulos’un başkanlık döneminde açılımların gerçekleşmesi için çaba gösterdim, bugün de yeni, açılımlara açığım.. Ancak esas sorun Kıbrıs meselesinin çözümü, elimi uazatmış durumdayım ve tutulmasını beklşiyorum. Ancak karşımdaki elin giderek uzaklaştığını görüyorum. Bunu benden istemenizi anlıyorum. Cumhurbaşkanlığım döneminde sorunun çözülmesini arzuluyorum. Kıbrıslı Türkleri düşünmüyor musunuz diyeceksiniz elbette düşünüyorum. Kıbrıslı Türkler kimliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Ancak ortak devletimizin egemenliğini, toprak bütünlüğünü yok sayıp başka bir ülkeye, ister Yunanistan ister Türkiye, egemenlik hakları veremeyiz yoksa hepimiz olacak olanların kurbanı oluruz.

 

YABANCI ORDULAR GİTMELİ”

 

Ülkemizdeki yabancı ordular gitmeli. Bu konuda ilkesel olarak Sn Talat ile hemfikir olmuştuk. Sn Talat Türkiye’nin garanti hakkı konusunda ısrar ediyordu ve Zürih anlaşmasının öngördüğü oranda Türk ve Yunan askeri kalmasını istiyordu. İlkesel olarak askersizleştirme konusunda anlaşmıştık. Ancak Sn Talat askersizleştirme dendiğinde Zürih anlaşmasındaki adada kalacak asker oranını istisna olarak görüyordu. Biz tam askersizleştirmeden yanayız. Ben sorunları anlamayan bir insan değilim. Tam askersizleştirme, gelecekte Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin ortak hedefi olur. Müdahale hakkı ve garantiler konusunu kabul edemeyiz. Hiçbir yabancı ülkenin bir kez daha Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iç işlerine müdahale hakkına izin vermemeliyiz. 

 


“Kıbrıs Cumhuriyeti AB dönem başkanlığını yerine getirecek”

 

·        Aysu Basri Akter: Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyorum diyor ve sizin dönem başkanlığı sırasında AB ile ilişkileri dondurmaktan bahsediyor. Bu, Türkiye ile ilişkileri nasıl etkileyecek?

·        Hristofyas: Eğer Türkiye bu aşırı uç tutumu benimsiyorsa, AB ile ilişkileri dondurma kararını alıyorsa bu Türkiye’nin kararı olur. Türkiye şunu anlamalı, Kıbrıs Cumhuriyeti AB dönem başkanlığı görevini, yerine getirecektir. Eğer, AB ile ilişkilerini dondurmak istiyorsa, dondurur. Cevabını da AB’den alır. “Biz, AB’ye girip AB’ni içindeki kötü durumdan kurtaracağız” diyen Türk resmi yetkililer var. Bu tür şeyleri duymak insanı biraz güldürüyor. Biraz daha alçak gönüllü olmak ve diplomatik dilde konuşmak lazım. Türkiye’nin AB ile ilgili ne yapacağına yine Türkiye karar verir.          

 


 

Neden ortak açıklama yapılmadı?

 

·        Sami Özuslu: Kuzey’deki başkanlık seçimlerinden önce neden Sn Talat ile ortak açıklama yapmadınız?

·        Hristofyas: Bakın, Sn Talat’ın seçimleri kaybetmesinin sebebi ben değilim. Yürütme erki konusunda üzerinde anlaşmaya varamadığımız detaylar vardı ve tam olarak anlaşmaya vardık diyemiyorduk. Bu arada ikincil konular egemenlik hukuku başlığı içerisinde vardı. Ancak ben Sn Talat’a çıkıp kendi görüşüne göre anlaşmaya vardığımız konuları açıklaması konusunda yeşil ışık yaktım. Kendisi çıkıp 2 saate aşkın bir toplantı yaptı. Ne bir eleştiri getirdim ne de şüphe duyduğumu, bazı konularda hemfikir olmadığımı söyledim. Dolayısıyla Sn Talat’ın seçimleri kaybetmesin sorumluluğunu Hristofyas’ta aramamak lazım. Seçimleri neden kaybettiği konusunda çok şey söyleyebilirim ancak CTP’nin içişlerine karışmam olarak algılanabilir. Ben bunu istemiyorum.

 

 


“65 bin göçmenin tümü dönmeyecek”

 

Mülkiyet konusunda açıklamalar yapan Hristofyas, 165 bin göçmen olduğunu, bunların 100 bininin güneyde kalacağını, geriye kalan 65 bin göçmenin tümünün de kuzeye dönmek istemeyeceğini söyledi. Hristofyas, mülkiyet konusundaki soruya şu şekilde cevap verdi.

 

·        Cenk Mutluyakalı: Kıbrıslı Türkler için en önemli konulardan biri de mülkiyet. Konuşmanızın bir yerinde “yanlış umutlar” vermek istemediğinizi söylediniz. Ancak diğer taraftan da tüm Kıbrıslı Rum göçmenlerin evelerine geri döneceği söylemi duruyor. Bunu söylemek boşa umut verme değil mi?

·        Hristofyas: Geçtiğimiz dört yıl boyunca, bütün göçmenlerin evlerine geri döneceği şartını benden duydunuz mu? Ben şunu belirttim. Göçmenlerin seçme hakkı olsun. Kıbrıs Türk yönetimi altında olacak olan bölgeye dönmek isteyenler takas mı, tazminat mı istiyorlar yoksa evlerine mi dönmek istiyorlar? Ben Kıbrıs Rum toplumu adına bir öneride bulundum ve ne yazık ki bu öneri hala Kıbrıs Türk toplumu liderliği tarafından kabul edilmiş değil. 1974’te 165 bin olan Kıbrıslı Rum göçmenden 100 bini Kıbrıs Rum idaresi altında kalsın. Bu durumda 65 bini geriye kalmaktadır. Bildiğim bir şey vardır ki bu 65 bin insanın tümü de dönmek istemeyecek. Bunun sosyoekonomik nedenleri var. Biz tüm aile aynı binada yaşıyoruz ama borç ödüyoruz. Binayı kredi alıp yaptık.

·       
Cenk Mutluyakalı: Siz bir gün doğduğunuz yer olan Dikmen’e dönmeyi düşünüyor musunuz?

·        Hristofyas: Eğer beni bu kadar çok istiyorsanız, bana ekonomik olarak yardımcı olmanız lazım ki gidip ordan ev satın alabileyim. Benim evim yıkılmış durumda.

 


“Yeniden aday olma kararını partim verecek”

 

·        Cenk Mutluyakalı: Çözüm olmaması halinde yeniden aday olacak mısınız?

·        Hristofyas: Anladığım kadarıyla aday olacağımı söylememi bekliyorsunuz. İnanmak istiyorum ki Kıbrıslı Türk toplumu içerisindeki ilerici güçler bunu olumlu karşılarlardı. Bizde kararlar kolektif olarak alınıyor. Benim cumhurbaşkanı olma yönünde bir niyetim yoktu ancak partim tarafından bu karar alındı. Bu görevi üstlenmem istendi. Bunlar karmaşık konular. Her şeyi önümüze koyup değerlendireceğiz, tartacağız ve doğru kararı alacağız.

 

 


Mari’deki patlama


"Provokasyon diyeceğim delil yok"

·        Cenk Mutluyakalı: Mari’deki patlama bir provokasyon muydu?

·        Hristofyas: Bu yönde bu şekilde bir iddiada bulunmama izin verecek delil yok. Polis’in uzun bir raporu hazırlanıyor ve bunu Başsavcı kısa sürede inceleyecek ve sorumlular kimse ortaya çıkacak. Ben, cumhurbaşkanının, patlayıcı madde içeren depoların sorumlusu olduğu iddiasını reddediyorum. Cumhurbaşkanı olarak BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yönelik silah ambargosunun uygulanması yönünde karar aldık. Bunun ötesinde yaşananlar uzun bir süreci kapsıyor. Eğer yönettiğiniz bir ülkede bir büyük sorun yaşanıyorsa, cumhurbaşkanının kurumsal olarak sorumluluğu vardır. Büyük bir üzüntüyle belirtmek istiyorum ki bazıları, gerek siyasi nedenlerden gerekse başka nedenlerden sorumluluğu cumhurbaşkanına yüklemek istiyorlar ve onun yargılanmasını istiyorlar.

 

 


“Bu süreç son şans değil”

 

·        Osman Kalfaoğlu: Doğu Akdeniz’deki doğan gaz veya petrol’ü Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarma opsiyonunu değerlendiriyor musunuz? Önümüzdeki süreç Kıbrıs sorununun çözümü için son şans mı?

·        Türkiye, Kıbrıs’ta işgalci bir güç konumundayken doğalgaz’ı Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarmayı düşünemeyiz. Biz Türkiye’nin AB perspektifini desteklerken Türkiye’nin kalkıp bizi “siz kabile bile değilsiniz” diyerek aşağılaması, Kıbrıslı Türkleri “besleme” olarak aşağılaması koşulu ortada dururken doğal gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarmayı düşünemeyiz. Belki belli bir oranda Mazoşit olabiliriz ama o kadar da değil. Kaldı ki doğal gazın tam olarak değerlendirilmesi 5-6 yıl içinde, belki de daha sonra gerçekleşecek bir şeydir. Önümüzdeki 5-6 yıl içinde Kıbrıs sorununu çözemeyecek miyiz? Tanrı aşkına. Bu önümüzde 5-6 yıllık bir takvim koyuyoruz anlamına gelmesin. Temel hedefimiz, AKEL ve benim ortaya koyduğumuz ana çaba, Kıbrıs sorununun çözümü. Bu son fırsat mı? Bu son fırsat sözünü kaç kere duydum biliyor musunuz? Her seferinde “son fırsat” ve her fırsat kaybedildiğinde, bir sonraki fırsat için daha zor koşullar ortaya çıkıyor. Bu bir gerçek. Şimdi koşullar zor ama bunun sorumlusu Kıbrıslılar değil. Uluslar arası konjonktür, küresel kriz, Türkiye’nin politikasındaki değişiklikler, Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki değişikliklerdir. Sizin, bu buluşmamızı yayınlamanızın ardından Sn Eroğlu bazı şikayetlerde bulunacak. Görüşmelerden çıkıyor, Brüksel’e gidiyor, KR tarafını suçluyor. Başka ülkelere gidiyor. Sn Özersay’ı İsveç’e yolluyor. Slovakya’ya yolladı. Gidip kendilerinin “köprü kurucu” önerilerde bulunduğunu söylüyor, bizim uzlaşmaz olduğumuzu söylüyor. Ve kendisi, Türkiye’nin bütün meydansı, Türkiye hükümetinin sunduğu desteklerle Kıbrıs Rum tarafının aleyhine bir propaganda sürdürüyor ve bu propaganda da çok büyük boyutlarda. Ama bu durum, onun haklı olduğu anlamına gelmiyor. Biz burada, medya’nın da ateşine uğruyoruz, muhalefetin de eleştirilerine uğruyoruz. Bugün biraz açık açık konuşalım istedim çünkü kanaatim o ki Kıbrıs Türk toplumu pek çok konuda yanlış bilgilendiriliyor.

 

 


Analiz ve özeleştiri

 

Hristofyas, müzakerelerde Talat’a solun insanları olarak, milliyetçilerin baskılarına göğüs gererek kendi küçük devrimlerini yapmayı önerdiğiniz söylüyor. Hristofyas’ın, AKEL’in Annan Planı’na giden süreçteki tutumu ile ilgili özeleştirisi ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin soruya verdiği cevap:

 

·        Aysu Basri Akter: Talat ile yaptığınız müzakereler ve Eroğlu ile yaptığınız müzakereler arasındaki değişiklikleri ve bu süreçte Türkiye’nin tutumunu analiz eder misiniz? AKEL’i Annan Planı dönemindeki tutumuyla ilgili bir özeleştiri yapar mısınız?

·        Hristofyas: Öncelikle, çok samimi olarak söylüyorum. Hangi Kıbrıslı Türk lider Türkiye tarafından yönlendirilirse ve Kıbrıs’taki Türk ordusunun komutanının ve Türk elçisinin direktifleriyle hareket ettiği sürece, Kıbrıs Rum toplumunun lideriyle anlaşmaya varması o denli zor olacaktır. Sn Mehmet Ali Talat’ın Kıbrıs Türk Toplumu lideri olmazdan önce ortaya koyduğu tezler çok daha ilerici tezlerdi. Ama bunun yanı sıra, Sn Talat’ın bazı durumlarda “anavatan”dan kendisine söylenenleri kulak arkası ettiği bazı konularda cesaretle ilerlediğini düşünüyorum. Ben, solun insanları olarak kendi küçük devrimimizi yapalım diyordum. Ben Kıbrıs Rum toplumu içerisindeki milliyetçilere, sen (Talat) Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki milliyetçilere ve Türkiye’den gelen baskılara göğüs ger, tüm Kıbrıs halkının çıkarlarına hizmet edecek yönde hareket edelim diyordum. Ancak şunu itiraf etmeliyim ki ben Sn Talat’tan çok daha avantajlı bir durumdaydım çünkü ben Yunanistan’dan her hangi bir baskı görmüyordum hatta tam aksine ortaya koyduğumuzu tutumu Yunanistan desteklemekteydi. Ne yazık ki Kıbrıs Türk toplumu liderliği açısından bu geçerli bir durum değil. Sadece Sn Denktaş hariç.


 “HATAM, AKEL’İN ONAYI OLMADAN HAKEMLİĞİ KABUL ETMEMDİ”

 

Ben özeleştirimi yaptım ve benim özeleştirim AKEL’in Annan Planı’nı kabul etmemesi konusunda değil. AKEL merkez komitesinin onayı olmaksızın hakemliği kabul etmemdi öz eleştiri konusu. Çok açık ifade etmek gerekirse, emperyalizim dünya çapında hakim olduğunda, BM genel sekreterinin hakemliği bile adil bir hakemlik olamamaktadır. Değildi de… olmadı da… Eğer hakemliği kabul etmemiş olsaydım, görüşmeler devam edecekti ve çözüm konusunda daha iyi bir sonuca varabilecektik.


“TÜRKİYE’NİN İZLEDİĞİ POLİTİKA SÖNECEK OLAN BİR BALONA BENZİYOR”

 

·        Sn Erdoğan, bence iyi değerlendirmediği ve adil olarak kullanmadığı bir güce sahip diye üzüntü duymuyorum. Türkiye’nin ideolojik ve siyasal yayılmacı bir şekilde ortaya koyduğu bu politika, bir gün sönecek olan bir balonu anımsatmaktadır. Türkiye, demokratik ılımlı bir Müslüman ülke olarak hareket etmiş olsa, bunun sonuçları Türkiye halkı için de çok iyi olacak. Korkarım ki kibirlilikle ortaya konulan hareketler, Türkiye’yi bir sinizme ve otoriterliğe doğru götürmektedir. Nitekim, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik tehditlere tanık olmaktayız. Türkiye’nin, Kıbrıs konusundaki keyfi, tutumlarını, hatta AB’ye yönelik tehditlerini duymaktayız. Türkiye hükümeti mevcut konjonktürü doğru bir biçimde değerlendirse, büyük tarih yazabilecek bir hükümet olacaktır. Sn Erdoğan seçimlerdeki büyük başarısını değerlendirmeliydi ve Sn Eroğlu’na Kıbrıs sorunu çözülsün demeliydi.

 

“HİDROKARBON YATAKLARI BÜYÜK FIRSAT”

 

·        Hidrokarbon yatakları konusu, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye için büyük bir fırsattır. Adil, barışçıl bir zeminde, işler bir devlete ulaşacak şekilde Kıbrıs sorununu çözmemiz için bir fırsattır ve budan hepimiz yaralanacağız. Yeter ki doğru düşünelim, doğru hareket edelim ve önümüzde halklar için açılan perspektifi görelim. Bu arada Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerginliğe ABD’nin daha fazla tolerans gösterip katlanabileceğini sanmıyorum. Sn Erdoğan ve Türkiye laik bir politikayı tercih etmeli ve bu yönde ilerlemelidir. Yoksa totaliter ve aşırı dinci çizgilere yönelmek o ülke ve bölge için hayırlı olmaz.


“EROĞLU’NUN SÖZLERİ BENİ ŞAŞIRTTI”



·        Eroğlu’nun, “Kıbrıslı Türkler İslam için mücadele ediyor” şeklindeki sözlerini duyduğumda şaşırıp kaldım. Gerçekten şunu belirtmem gerekiyor. Ben Kıbrıslı Türklere saygılıyım çünkü dini konularda çok özgür düşüncelere sahipler ve keşke Kıbrıslı Rumlar da sizin kadar dini konularda özgür düşüncelere sahip olabilseler. Bugün yaşadığımız felaketler pastasının üzerine konulabilecek olan kiraz, dini fanatizmdir. Karizmatik bir şahsiyet olan Sn Erdoğan’a ve olgun bir politikacı olan Sn Gül’e günümüzün çağrısı olan daha liberal ve özgürlükçü yönde politikalar geliştirmeleri gerektirdiğini ifade ediyorum.

 

 


 

Türkçe’nin resmi dil olması girişimine ihtiyatlı yaklaşım

 

·        Sami Özuslu: 2012’de dönem başkanlığını devralacaksınız. Türkçe, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden bir tanesi. AB resmi dili olması konusunda inisiyatif alıp KT’lere bir jest yapmayı değerlendirebilir misiniz?

·        Hristofyas:Bu uzun zamandır üzerinde tartışılan bir konudur ancak Türkiye kanaatim o ki, Türkçe, Türkiye AB üyesi olduğunda resmi Abdili olacaktır. AB üyesi çeşitli federal devletlerde farklı diller konuşuluyor. Örneğin Belçika’da hem Valonca konuşuluyor hem Fransızca konuşuluyor. AB resmi dili Fransızca, Valonca yok. Yunanca, Yunanistan girdiği için AB resmi dili oldu. Ben aslında başka bir şey söylemenizi bekliyordum. AB dönem başkanlığı konusu ile ilgili olarak çalışan birime neden Kıbrıslı Türkler de alınmasın şeklinde bir soru olabilirdi ki ben alınmasını düşünüyorum. Orda Kıbrıslı Türkler de yer almalıdırlar. Benim sunduğum görüş bazı Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın AB dönem başkanlığını sürdürecek birimde yer almalıdırlar. Ve bu konuda kendilerine bir engel çıkarılmamalıdır.

·       
Sami Özuslu: Ancak iş başvuruları Yunanca olduğu için ve o birimde Yunanca konuşulacağı için Kıbrıslı Türkler başvuru yapamayacak ve orada çalışamayacak.

·        Hristofyas: Kıbrıslı Türkler için istisnai bir durum olarak tek dil başvurusunda bulunabiliriz. Yunanca AB dili olmasına rağmen AB’nin sık kullanılan dillerinden değil. Ben çok iyi İngilizce bilmememe rağmen pek çok belgeyi İngilizce olmak durumundayım. Bu konuları birlikte öne çıkaralım. Elbette Kıbrıs’ta iki ayrı devlet olmayacak ve bu anlamda birincil hukuk olarak bu iki ayrı dilin ön plana çıkması ile ilgili sıkıntılar olacak. Ekonomik olarak AB tasarruf yollarına gitmekte ve harcamalarını da olabildiğince asgariye indirmeye çalışmakta.

 

 


Hristofyas, geçişler ve yaşanan sorunları yorumladı

 

“Anormal bir durumun yaşadığı ülkede anormal şeyler olur”

 

·        Sami Özuslu: Kapılardaki geçişlerde herhangi bir değişik olacak mı?

·        Hristofyas: İlke şu. Kıbrıs Cumhuriyeti, yerleşiklerin barikatlardan geçip burada yasallaşmalarını kabul edemez. Ancak, eğer bir Kıbrıslı Türk, barikatlarda herhangi bir güçlükle karşılaşırsa ve verilen direktiflere aykırı bir muameleye tabi olursa lütfen beni şahsen bilgilendirin. Ancak bir otobüs dolusu insan arasında Kıbrıslı Türk olmayanlar varsa, bu konuda gerekli denetimlerin yapılması gerek. Bakın, yerleşikler de insandır ve buraya gelmelerinden sorumlu olmayabilirler ancak Kıbrıs’ı yerleşiklere teslim edemeyiz.

 

·        Sami Özuslu: KKTC kimlikleriyle geçişlerde yaşanan bir günlük sorun yeniden gündeme gelir mi? Uygulamada herhangi bir değişiklik yaşanır mı?

·        Hristofyas: O duruma içişleri bakanı müdahale etti ve sorun çözüldü. Bakın anormal bir durumun yaşandığı bir ülkede anormal şeyler de yaşanır. Önemli olan Kıbrıs sorununu çözmek ki böyle şeyler bir daha yaşamayalım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1653 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler