1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Neyleyim ki Kıbrıslı Türküm! Mangal Benim Kaderim!
Neyleyim ki Kıbrıslı Türküm! Mangal Benim Kaderim!

Neyleyim ki Kıbrıslı Türküm! Mangal Benim Kaderim!

“Kıbrıslı Türklerin Hâlleri” üzerinde düşünmekten vazgeçmek/kurtulmak ne mümkün!? Son zamanlarda bir de Kıbrıslı Türklerde son derece yaygın olan, kendini olan bitenden sorumlu görmeme tavrına takıldı aklım. Kıbrıslı Türk bir insan olarak düny

A+A-

 

 

“Kıbrıslı Türklerin Hâlleri” üzerinde düşünmekten vazgeçmek/kurtulmak ne mümkün!? Son zamanlarda bir de Kıbrıslı Türklerde son derece yaygın olan, kendini olan bitenden sorumlu görmeme tavrına takıldı aklım. Kıbrıslı Türk bir insan olarak dünyaya geldiyseniz, hatta sonradan Kıbrıslı Türk olduysanız, ne yapıp ne yapmayacağınız önceden belirlenmiş sanki. Kıbrıslı Türkün bir özü var. O öz, vesayet altında olmayı, özne olmamayı, hemen öfkelenip, hemen affetmeyi, geçmişi bilinç altına itip onunla hesaplaşmaktan kaçmayı, çalarkenden oynamayı, etrafınızda olan biteni görmemeyi, memleket yanarken, o ateşe kendi mangalınızın ateşini de katmayı kaçınılmaz kılıyor. “Ne yapalım ki biz böyleyiz” cümlesi, bu halkın kaderini belirliyor.

Varoluşçuların yapmaya çalıştıklarını daha iyi anlamaya başlıyorum Kıbrıslı Türklerin bu hâlleri üzerinde düşünürken. “Varoluş özden önce gelir” der varoluşçular.[1] “İlkin insan vardır; yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra tanımlanıp belirlenir, özünü ortaya çıkarır” onlara göre.[2] Ve dahası, bu özü ortaya çıkaracak olan, insanın kendisinden başkası değildir.[3] İnsan, “kendisini nasıl yaparsa öyle olacaktır”.[4] Tam da bu sebepledir ki insan “ne olduğundan sorumludur”.[5]“Ne yapayım, ben Kıbrıslı Türküm, benim özüm böyle” deyip de sorumluluktan kurtulması mümkün değildir.[6]Her ne halt ise insan, o halt olmaktan dolayı sorumludur çünkü özünü, daha açık söylersek, kendini yapan yine kendisidir. Dahası, buradaki sorumluluk yalnızca insanın olduğu insan olmasından kaynaklanmamaktadır. İnsan, toplumunun o toplum olmasından da sorumludur. Çünkü insan, “olmak istediği kimseyi yaratırken, [farkında olarak ya da olmayarak] herkesin nasıl olması gerektiğini de” tasarlamaktadır.[7] Kendisi her şeye boş verip mangalın başına kurulurken, bir anlamda herkesin yapması gereken doğru davranışın bu olduğunu da imlemektedir. Kaldı ki Kıbrıslı Türklerin tam da böyle düşündüğünü anlayabilmek için derin araştırmalara gerek yoktur. Bunun dışında arayışlara giren Kıbrıslı Türklere, “boşuna uğraşma. Bu memlekette bir şey olmaz. Biz o kadar uğraştık, hiçbir şey yapamadık. Sen de yapamazsın” diyen mebzul miktarda Kıbrıslı Türkün varlığı bilinmektedir.

Varoluşçulara yönelik eleştirilerin en önemli hedeflerinden biri, onların “insanlık bunaltıdır” tezlerinden de etkilenen “kötümserlik”leridir. Oysa Sartre’a göre, “insanlık bunaltıdır” sözünden anlaşılması gereken şudur: “Bağlanan ve yalnızca olmak istediği kimseyi değil, bir yasa koyucu olarak bütün insanlığı seçen kişi, o derin ve temel (külli) sorumluluk duygusundan kurtulamaz” ve bu hâl onu bunaltıya iter.[8] Dolayısıyla aslında son zamanlarda birçok Kıbrıslı Türkün sözünü ettiği bunalma, bıkma ve kaygılanma gibi duygular, varoluşçular için olumsuz değil, tam tersine olumludurlar. Camus, bu noktadan hareketle, “basit kaygı her şeyin başlangıcıdır” der.[9] Sisifos Söyleni’nde, bu bunaltının ve bıkkınlığın olumlu tarafını şu sözlerle anlatır: “Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün ‘neden’ yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. ‘Başlar’, işte bu önemli. Bıkkınlık makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme”.[10]

Galiba, tam da bu nedenle, bunalan, bıkan Kıbrıslı Türklere umut bağlamak gerekir. Onlar, bir anlamda karar anındadırlar. Bu bunaltı, bu bıkkınlık, onları bulundukları yerden başka bir yere taşıyacak devinimin işaretlerini de barındırır içinde. Bu, onların başka bir şey olma, bugüne kadar Kıbrıslı Türkün özü olarak görülen şeyleri değiştirme, kendilerinden ve toplumlarından başka bir şey yapma/yaratma iradelerinin, bu yöndeki sorumluluk duygularının yansımasıdır. Bunalan Kıbrıslı Türkler, farkında olarak ya da olmayarak, mangalın başında oturup dert yanmanın, şikâyet etmenin, ağlayıp zırlamanın kendi özlerinin gereği olmadığının ayırdına varmaya başlayanlardır. Peki buradan nereye gidilir? İntihara mı, iyileşmeye mi? İşte onu zaman gösterecektir!

 

  

 



[1] Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk, çev. Asım Bezirci, İstanbul, Say Yayınları, 1985, s. 61.

[2] Sartre, Varoluşçuluk, s. 63.

[3] Camus, bunu şu sözcüklerle anlatır: “İnsan kendinde başlayıp kendinde biter, ötesi yoktur. Bir şey olmak istiyorsa bu yaşam içinde olur”. Albert Camus, Sisifos Söyleni, çev. Tahsin Yücel, İstanbul, Can Yayınları, 2002, s. 95.

[4] Sartre, Varoluşçuluk, s. 64.

[5] Sartre, Varoluşçuluk, s. 65.

[6] Camus, Yabancı’da, kahramanı Meursault’ya, “insan her zaman az buçuk suçludur” dedirtmektedir. Albert Camus, Yabancı, çev. Vedat Günyol, İstanbul, Can Yayınları, 1981, s. 27. 

[7] Sartre, Varoluşçuluk, s. 65.

[8] Sartre, Varoluşçuluk, s. 67.

[9] Camus, Sisifos Söyleni, s. 25.

[10] Camus, Sisifos Söyleni, s. 25.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 969 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler