1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. ‘Neye yarar hayal kurmak’
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Neye yarar hayal kurmak’

A+A-

"Kültürel barış" başlığını şair Neşe Yaşın'dan aldım...
Ve "sığınılacak liman" dedim, üzerine...
Liderlik, bir başka ülkenin limanını işaret edince, hepimize...
İki ayrı etkinlik yaşandı, ikisine de katılamadım, üzüldüm...
Ama izlenimleri aldım, katılan dostlarla görüştüm, umutlandım.
Birisi, Salamis Antik Tiyatoro'da, kuzeyde...
Üç binden fazla Kıbrıslı Rum geldi...
Bir o kadar Kıbrıslı Türk....
Sofokles’in Antigone oyunu izlendi, birlikte...
Ne 'güvenlik' pazarlığı, ne 'mal mülk' hesabı', ne de 'statü' tutuşması...
İnsanlığın yüksek değerleriyle, sanatın evrensel dilinde bütünleşti binlerce insan, birlikte yaşadı bu ülkeyi...
Bir gece sonrasında, bu kez güneyde bir başka usta Mikis Theodorakis'in eseri seslendirildi.
Sonraki gece Limasol'da...
Yine iki dilde, yine evrensel düşlerle...
İki toplum koro vardı, barış için...
Kıbrıs Senfoni Orkestrası vardı...

***

Bu ülkenin en önemli güvencesi de, zenginliği de, mülkü de, ekonomisi de çok kültürlülüktür...
Dünyanın cennetidir, Kıbrıs...
Yeter ki kurtulalım milliyetçiliğin ve çatışmacı korkuların esaretinden...

***

Mikis Theodorakis'in Zülfü Livaneli ile seslendirdiği en güzel şarkılardan biridir, “o günler”...
Derler ki, "Yapayalnız bu dünyada, neye yarar hayal kurmak.... O yıllar gitti gider..."
Öyle bir yalnızlık halimiz vardır, senelerdir....
"Neye yarar hayal kurmak" dediğimiz bir yalnız bu...
O yılları geride bırakmak olmalıdır hedef...
Birlikte... Hep birlikte...

--------------------

İyi de kim kirletiyor ?!

Çok fazla okundu, paylaşıldı, yorumlandı "pisliğimizi" anlatan yazım!
Hem şaşırdım, hem de umutlandım.
Çünkü açık açık dedim ki, "Pis, görgüsüz, kibirli, kendini beğenmiş, sorumsuz insanlar haline geldik?.."
Üzerine alan çıkmadı!
İyi de, bu kadar çok okunuyor, paylaşılıyor, hak veriliyorsa "kirletenler" kim peki?
Ya da bu duyarlılık, niye ülkeyi "temizlemiyor..."

***

Sözü, isyanı ya da niyeti "pratiğe dönüştürme" sorunumuz var.
Bir de şu haklı tepki.
Ramadan Onal yazdı:
- "Girne'den Karaoğlanoğlu'na giderken önümdeki araçtan sağlı sollu 2 adet içi zibil dolu poşet atıldı. Polisi hemen aradım ve plaka numarasını verdim. Cevap, "Beyfendi karakola geliniz ve ifade veriniz..."

***

Yurttaşın canına okuyan bir hantallık, bir bürokrasi var.
Sürekli sizden sisteme "hizmet etmeniz" bekleniyor, çünkü devlet ya da kamu görevi, topluma "hizmetkarlığı" reddediyor!
Git, al, mühürlet, imzalat, getir, götür, takip et!
- Siz niye yapmıyorsunuz tüm bunları, dediğiniz zaman...
- Hizmetçin miyim, diyorlar...
Kimse de...
Hiçbir siyasi...
Sendika...
Örgüt...
"Evet" diyemiyor...
Çünkü (neredeyse) her birinin bir ilçe başkanı, eski ya da yeni merkez yönetim kurulu üyesi, milletvekili, parti meclisi üyesi kardeşi, yeğeni, abisi, ablası, amcası var!
Kime sorsanız "partizanlık" var da, yine de "tek tek" konuşunca herkes "hakkıyla" başlamış bu göreve...

***

Polis "gel" diyor, "ifade ver" ve canınız çıkıyor!
Öyle de...
Eğer ki bu ülke "düzelecekse..."
Üşenmeden...
Emeğimize acımadan gitmek, o ifadeyi vermek gerekiyor...
Ve hatta, her sabah aramak ve sormak, "ne oldu" diye...
Peşine düşmeliyiz, pislerin!

---------------------
 

Dağ başını

Arşive bakarken, 7 yıl öncesinden gözüme takıldı, unutmuştum.
Sıla 4’ün yaşayan efsanesi, gazeteci, aynı zamanda bir müzik insanı Erdinç Gündüz yazmıştı...

***

“Dağ Başını Duman Almış” marşını bilmeyen  ve söylemeyen Türk(iyeli) yoktur. 
Bu marşın ilginç bir hikayesi var.
Bilmeyenler için aktaralım...
Marş’ın orijinali bir İsveç şarkısı...
Yazarı Felix Körling olarak biliniyor...
Orijinal ismi “Tre Trallande Jamptor”....
“Jamptland’lı Üç  Kız”... 
Bazı çevirilere göre “Üç Şırfıntı Kız”...
Üç kızın ormandaki –biraz da erotik- hikayesini anlatıyor. 
Bu şarkı İsveç’te, bir orman şarkısı olarak kabul ediliyor.
Hatta halen,  ülkedeki ormancılar ve Orman Fakülteleri’nin marşı gibi kullanılıyor, söylüyor...

***

Dağ başını duman, böyle alıyor yani!


--------------------

Ölümden sonra

"Ölümden sonra hayat var mı? Bilim yanıtını buldu" diyen başlık dikkatimi çekti!

Amerika’nın Wake Forest Üniversitesi’nden Dr. Robert Lanza diyor ki, "Ölümden sonra bilincimiz kaybolmuyor, başka bir evrene transfer oluyor.
Hayat sona ermiyor, başka bir boyutta sonsuza kadar devam ediyor..."

Şu soru geliyor aklıma:
- Ölümden önce hayat var mı, Kıbrıs'ta?

--------------------

haftanın notcukları

-"Vergi Şampiyonları" açıklandı ya, bir okurumun önerisi, "Vergi Yüzsüzleri" de açıklansın, lütfen!

- "Sensodyne diş macununda bizi soyuyorlar" diyor bir başka okur,
"güneyde 3 euro...."
( serbest piyasa bu işte, gidip, güneyden alıyor ahali, nicesini... Mesela yeni nesil çocuklar, güneyden alınan bezlerle büyüyor, 'kafaları' değilse de
'popoları' rahat şimdilik)


- "Halka çözüm umudu pompalamaktan vazgeçiniz." (Başbakan)
- Çok umutsuz kalan ve bunalıma giren varsa, bizim mercedesi veririm, bir tur atınca, rahatlar, geçer!

HEP AKILDA
TUTMALI

- “Ne iyi bir savaş vardır, ne de kötü bir barış” (Benjamin Franklin)


-Girne sahası ışıklandırıldı, ilk maça 5 bine yakın insan geldi... İyi de...
Stadyumda 5 tuvalet yoktu yani!
Bir yan ışıl ışıl, gerisi, döküm saçım...


-Ve hayatta...
Günün sonunda yani...
Geride bıraktığımız yıllar değil önemli olan...
Önemli olan...
Geride kalan yıllarda...
Bıraktığımız hayat!..

--------------------

Yeni sezon
5 Ekim
Çarşamba akşamı 20:30’da başlıyoruz, Genç TV’de.

Bu yazı toplam 1363 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar