1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Nereye Doğru?..
Nereye Doğru?..

Nereye Doğru?..

TED ve İlahiyat… Ankara’da eğitim almış biri olarak Türk Eğitim Derneği’nin ya da TED’in nasıl bir kurum olduğunu çok iyi bilen bir kişiyim. Atatürk’ün kurduğu laik, geleneklerine bağlı, kimlikli duruşu ve eğitim kalitesiyle

A+A-

 

 

Kanunname: “Bir şeyi kaybettiğinde değil, onu aramaktan vazgeçtiğinde gerçek anlamda kaybedersin.”

DR: CHE

 


 

TED ve İlahiyat…

Ankara’da eğitim almış biri olarak Türk Eğitim Derneği’nin ya da TED’in nasıl bir kurum olduğunu çok iyi bilen bir kişiyim. Atatürk’ün kurduğu laik, geleneklerine bağlı, kimlikli duruşu ve eğitim kalitesiyle tam bir marka kurumdu. Bir kuruluşa kurum demek anlamlı ve önemlidir, çünkü kurumlar; kuruluş ve derneklerden farklı olarak prensipleri ve oturttukları sistemleri sayesinde bulundukları ülkede saygınlıklarıyla anılırlar.

İşte bu duygu ve güvenle ben, TED Koleji’nin Kuzey Kıbrıs’a gelmesini eğitime gelecek bir kalite olarak gördüm hep. Bir veli olarak gelmesini istedim ve açılır açılmaz da çocuğumu yeni bir okul olmasının tüm sakıncalarını göze alarak oraya yazdırdım. O günkü müdür beyle yaptığım ilk görüşmede “size çocuğumu emanet ediyorum, çünkü biliyorum ki, çocuğum burada sağlam bir Atatürk kültürü, disiplin ve dünya standartlarında bir eğitim alacak. Ama unutmayın ki, biz Kıbrıslıtürk’üz ve ben çocuğumun kendi kültürüne ve tarihine de vakıf olarak yetişmesini istiyorum” demiştim. Müdür Bey bana hassasiyetlerimin prensipleri olduğunu ve asla endişe duymamamı söylemişti. İlk iki yılda yeni okul olmanın tüm zaaflarının yanında disiplin ve kimlikli duruşları, özellikle de Kıbrıslılık kültürüne ve tarihine sahip çıkmaları, bana bu okulu seçmemde ne kadar haklı olduğumu göstermişti. Biliyordum ki, bu okula çocuğunu veren her veli benim gibi Kuzey Kıbrıs’taki eğitim kargaşasından çocuğunu kurtarmak ve lise sona kadar devam etmek için vermiştir.

Peki ama şimdi ne oldu da o Atatürkçü, prensiplerinden ödün vermeyen zihniyet İlahiyat Koleji’ne kapılarını açtı? Hem de Kıbrıslıların bu konudaki tüm hassasiyetlerini bildikleri halde. Bilmiyorlar mı ki, İlahiyat Kolejine her ne şartta olursa olsun kapılarını açan bir TED artık bizim çocuğumuzu verdiğimiz okul olamaz! Ne olur biri çıkıp da bana bu kararın yalan ya da şaka olduğunu söylesin...

Yukarıdaki satırları geçtiğimiz hafta TED ve İlahiyat haberini öğrendiğim gün şoklarımı yaşarken yazmıştım. Ancak bir veli olmanın hassasiyeti ve TED Koleji’ne duyduğum saygıdan dolayı yöneticileri dinlemeden yayınlamak istemedim. Geçen bir hafta içinde veliler olarak gözlemlerimiz tam bir hayal kırıklığı ve infial oldu. TED gibi prensipleriyle öğünen bir kurumun yöneticisi “bu kurum TC yardım heyetinin yardımlarıyla yapıldı; öyle ise onlara karşı çıkmamız beklenemez” diyor. Yani Atatürkçülük, prensip falan hikâye, parayı veren düdüğü çalar zihniyeti her yanımızı sarmalamış durumda.

TED, böyle bir kararı almakla kendi ayağına kurşun sıkmıştır. “Özel okul” olmak, birileri tarafından seçilmek demektir. Yani özel okullar velinin ve öğrencinin bazı özelliklerinden dolayı seçtiği kurumlardır. Eğer eğitimi ve okulun politikasını beğenmezseniz çeker başka bir okula gidersiniz. TED, öğrencilerinin neredeyse tamamının Kıbrıslıtürk olduğunu hiç göz önüne almadan, onların bu kararı nasıl karşılayacağını düşünmeden hareket etmiş ve İlahiyat Koleji’ne kapılarını açmıştır. Bu bir zihniyet meselesidir. Bu zihniyeti ya onaylarsınız, ya da onaylamazsınız. TED, kendine çok güvenen ve saygı duyan Kıbrıslıtürklere hiç uymayan bir gömleği giydirmeye çalıştı. Demek ki TED yöneticileri bu Ada’da eğitim hizmeti getirdikleri kitleyi hiç tanımamış ve anlamamışlar.

Şimdi TED Koleji’ne karşı büyük bir güven sorunu yaşanıyor. Birçok veli çocuğunu okuldan alıyor, öğretmenler istifa etmekle etmemek arasında kararsız, yeni öğrenci gelmeyeceği kesin. Peki, ama bu şartlarda daha rüştünü ispat etmemiş bir okul olan Kuzey Kıbrıs TED Koleji varlığını nasıl sürdürecek?

Her şey elimizden kayıp gidiyor. Güvendiğimiz dağlara karlar yağıyor. Son günlerde yüreğimdeki kekremsi, buruk bir hüzünle dolanıyorum.

***

Garanti Bankası Müdürü’nün Düşündürdükleri…

Kuzey Kıbrıs 300 bin nüfuslu minicik bir ülke. İstanbul’un en fazla iki mahallesi boyutunda… Ekonomik hacmi belli. Sinesinde onlarca kumarhaneyi ve 20 kusur bankayı barındırıyor. İstanbul’un iki mahallesinde bu kadar çok banka olduğunu hiç sanmıyorum.

Geçtiğimiz hafta ilginç bir haber düştü gündemimize: Garanti Bankası’nın Kıbrıs Lefkoşa müdürü 7 milyon Türk Lirası ile kayıp! Müdür, İstanbul’dan Kıbrıs’a para getirmeye gitti. Hani “nasıl yani?” diyesiniz geliyor. Bir kişi müdür dahi olsa yanında hiçbir koruma olmadan, çantaya; (ki bu para çantaya da sığmaz bavul ister) 7 milyon Türk Lirası koyup başka bir ülkeye götürebilir mi? Merkez Bankası ne iş yapar? Hadi diyelim ki, çok acil nakit gerekti. Peki, bu adamın yanına en az üç koruma verilmesi ve bu paranın transferinin banka tarafından gümrüğe deklere edilmesi gerekmez mi?

Ne bankacıyım, ne de ekonomist… Ama sıradan bir vatandaş olarak da bu işte bir gariplik olduğunu hepimiz görüyoruz. Ve benim yine ülkem adına içim acıyor. Nereye doğru gidiyoruz a dostlar...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1415 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler