1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. NEDEN GELMESİN Kİ?
NEDEN GELMESİN Kİ?

NEDEN GELMESİN Kİ?

Erdoğan’ın 19-20 Temmuz’da yapacağı açıklanan resmi ziyaret öncesinde tuhaf bir söz dalaşı başladı. Bu ziyarete Ada’dan gelen bazı olumsuz tepkilere karşılık Başbakan “ben bir kaç marjinalle, yerel basına kulak vererek hareket etme

A+A-

Erdoğan’ın 19-20 Temmuz’da yapacağı açıklanan resmi ziyaret öncesinde tuhaf bir söz dalaşı başladı. Bu ziyarete Ada’dan gelen bazı olumsuz tepkilere karşılık Başbakan “ben bir kaç marjinalle, yerel basına kulak vererek hareket etmem” cevabını verirken, KKTC Başbakanı Küçük bir kez daha muhalefeti kışkırtma fırsatını kaçırmadı ve “Erdoğan’ı baş tacı edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Her şeyden önce KKTC “bağımsız” bir ülkeyse, bu ülkenin medyası “yerel” değil “ulusal”dır. Birileri KKTC medyasını Çorum yerel basını ile karıştırıyor olabilir. Bu tür şık olmayan ifadeler bir anlamda Türkiye’nin Ada’ya nasıl baktığının bilinçaltını da yansıttığı için önemli ama konumuz bu değil şimdi…

Kıbrıs’ta muhalefetin beceriksizliklerinden yararlanma konusunda ustalık kazandığı anlaşılan Küçük, fırsat siyasetini derinleştirmek için Erdoğan’ın ziyaretini kullanacağının işaretlerini veriyor.

Lafazanlık ve saman alevi farfaracılık dışında dişe dokunur bir muhalefet yapamayan Kıbrıs Türk Solu da muhalefet yapmayı Türkiye ile kör dövüşüne girmek zannettiği için işbirlikçi hükümetin tuzağına bir kez daha düşeceğe benziyor.

Kıbrıs muhalefeti, Ocak ve Mart aylarında gerçekleştirdiği görkemli çıkışlardan sonra aslında ne kadar ilkesiz ve programsız olduğunu geride bıraktığımız aylarda acı bir şekilde gösterdi. Bütün zamanların en işbirlikçi hükümeti, eşi görülmemiş bir talan ve peşkeş sistemini pekiştirirken Kıbrıs Türk Solu sadece birbiriyle didişip arada sırada da Elçilik ve Meclis önünde kuru gürültü yapmayı muhalefet ve siyaset saydı.

Küçük ve başında bulunduğu işbirlikçi hükümet ise muhalefetin çapsızlığından son derece memnun, “it ürür kervan yürür” misali “işini yürütmekle” meşgul. Sağ olsun, Kıbrıs Türk Solu adına konuşanlar da kendisine bolca malzeme sağlıyor.

Erdoğan Kıbrıs’a gelmesin! Pardon ama niye gelmesin?

Sizler kıymetli mabatlarınızı kaldırıp Lefkoşa’dan o her türlü melanetin kaynağı saydığınız Ankara’ya, her türlü çözümün adresi saydığınız Brüksel’e gidip meramınızı anlatıyorsunuz da onun için mi gelmesin?

“Çözüm, çözüm!” diyorsunuz, pardon ama Türkiye’siz, Türkiye’ye rağmen, Türkiye’nin de ikna olmayacağı, Türkiye’nin parçası olmayacağı bir çözüm mümkün müdür?

Türkiye- KKTC ilişkilerinin “karşılıklı saygıya dayalı, eşit ve dengeli” bir ilişki mi olmasını istiyorsunuz, yoksa Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkinin tamamen kopmasını mı arzuluyorsunuz?

Türkiye’nin adanın nüfus yapısını değiştirmesinden, Türkiye’nin ekonomik paket dayatmasından, Türkiye’nin ada siyasetine müdahalesinden şikâyet ediyorsanız bu sorunların çözüm mercii TC Başbakanı değil de Zimbabwe Başbakanı mıdır?

Türkiye’nin Kıbrıs politikasına ilişkin görüşlerim bilindiği için herhangi bir endişe duymadan yazıyorum.

Kıbrıs ziyaretini, işbirlikçi hükümet açısından fırsata dönüştürmek yerine Erdoğan’ın KKTC gerçeğiyle yüzleşmesini sağlayacak derinlikli bir siyaset üretimini gerçekleştirmek çok mu zor geliyor Kıbrıs Soluna?

Ne olacağını zannediyorsunuz? Erdoğan gelecek, birkaç bin kişi sokağa dökülüp slogan atacak, bolca biber gazı ve cop yiyecek, üç beş kişi gözaltına alınıp “kahraman” olacak ve?...

Erdoğan ve ekibi de bunları görüp “hakikaten yahu, biz bu Kıbrıslı kardeşlerimizi pek bir üzmüşüz, Beşir Beyciğim bir el atıver şuna da gönüllerini alıverelim, Egemen Beyciğim sen koş kısa yoldan bir çözüm paketi hazırlayıver, eliniz değmişken şu yerleşiklerimizi de geri alıverelim, arayın bana genel kurmay başkanını da hemen 5-10 bin askeri çekiversin acilen” mi diyecek?

Pardon ama derdiniz ne sizin?

2003’te, 2004’te “çözümün kapısını aralayan lider” olarak yere göğe koyamadığınız, “sizi 30 yıllık Denktaş diktatörlüğünden kurtaran” adam ne ara Hitler oluverdi sizin nezdinizde?

Yok mu bunun ortası?

Erdoğan’ın “Kasımpaşalı üslubunu” dünya biliyor. Bu üslubun dümen suyuna girip pusulayı şaşırmayı ve ondan sonra da siyaseten felç olmayı bizim CHP’lilere bırakınız lütfen. Siyaset, gaza gelmişlerin değil aklıselim düşünenlerin, konjonktürü fırsata, fırsatı siyasete dönüştürebilenlerin işidir.

Eğer tam da Küçük’ün arzuladığı ortam doğar ve Erdoğan’ın ziyareti muhalefetin ağzından Kıbrıslı Türklerin meramını anlatma fırsatına dönüştürülemezse, işbirlikçi hükümet tek başına at oynatabilecek, gücüne güç katacaktır. Muhalefet ise ne dediği, ne söylediği anlaşılamadan yine kendi çalıp kendi söyleyecektir.

Oysa Erdoğan’a derli toplu biçimde Kıbrıslı Türklerin tüm rahatsızlıklarının, Kıbrıs’ın Kuzeyinde olup bitenlerin kısa, orta ve uzun vadede yol açacağı sonuçların dile getirilmesi gerekir.

“Gelmesin” dediğiniz adam, Türkiye’de her 2 kişiden birinin oyunu almış (aman ha, o 2 kişiden biri ben değilim, kayıtlara geçsin lütfen) Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bir süreçte etkin rol üstlenmeye soyunmuş ve derin ekonomik krizlerle boğuşan Avrupa’ya da “mesafeli” davranmaya başlamış bir liderdir.

“Gelmesin” dediğiniz adam, eğer Kıbrıs’ta bir çözüm olacaksa çözümün kapısını aralayacak ya da sonsuza kadar kapatacak adamdır.

“Gelmesin” dediğiniz adam, çözüm olana kadar hoşunuza gitsin ya da gitmesin muhatap almak zorunda kalacağınız adamdır.

Merak ediyorum: Görevleri gereği Erdoğan’la yıllarca yakın temas çalışmış Mehmet Ali Talat ve Ferdi Sabit Soyer’in tam da bu ziyaret öncesi deneyimlerine başvurulup başvurulmadığını…

Diğerlerinden umudum yok ama CTP’nin Erdoğan’ın ziyareti öncesinde Talat ve Soyer’in öncülüğünde yeni Genel Başkan Özkan Yorgancıoğlu’nu da alarak bir değerlendirme toplantısı yapıp yapmadıklarını ve bu ziyareti Kıbrıslı Türklerin meramını anlatmak için nasıl bir fırsata dönüştürebileceklerini konuşup konuşmadıklarını çok merak ediyorum.

Ben Sn. Yorgancıoğlu’nun yerinde olsam derhal Talat ve Soyer’i toplantıya çağırır, öncelikle CTP tarafından “KKTC-Türkiye İlişkilerinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir dosyayı hazırlatır, hemen ziyaret programı içerisinde bir randevu ayarlar ve bu dosyayı Erdoğan’ın önüne koyardım.

Ben CTP’nin yerinde olsam derhal diğer parti ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerini toplantıya çağırır, ortak bir delegasyon oluşturarak Erdoğan’ın ziyaretini Kıbrıslı Türklerin meşru temsilcilerinin ağzından sağlam bir brifinge dönüştürme fırsatını yaratırdım.

Ben bir Kıbrıslı Türk olsam, Erdoğan’a “Gelme” demezdim… “Gel , Gör ve Dinle” derdim…

Tabii ki niyetimiz üzüm yemekse…

 

 

 

Bu haber toplam 1700 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler