1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ne olacağıma karar verebilsem!
Ne olacağıma karar verebilsem!

Ne olacağıma karar verebilsem!

Ne olmak istediğine, ne yapmak istediğine karar vermişti artık. Dansçı olmak istiyordu. Bir okul gezisinde bir Orta Avrupa ülkesinde gittiği çağdaş dans gösterisi onu öyle etkilemişti ki aileden gelen doktorluk, mühendislik, avukatlık önerilerini artık

A+A-

 

 

 

Ne olmak istediğine, ne yapmak istediğine karar vermişti artık.

Dansçı olmak istiyordu.

Bir okul gezisinde bir Orta Avrupa ülkesinde gittiği çağdaş dans gösterisi onu öyle etkilemişti ki aileden gelen doktorluk, mühendislik, avukatlık önerilerini artık bir kenara itmişti.

Şimdi önemli olan bu kararını aileye anlatabilmekti.

Çünkü o güne kadar sınavlarla yönlendirmeye çalıştığı, özel dersten özel derse koşturttuğu hayatını başka bir yöne çevirmek gerekecekti. Bu iş kolay değildi. Bunca yıldır ailesinin başka niyetlerle onun için! hazırladıkları geleceği elinin tersiyle itmek ve yeni bir yola çıkmak.

İnsanı korkutan bir durumdu bu ama kararını vermişti. Dans etmek istiyordu.

Peki bu karar sadece bir gösterinin cazibesiyle mi alınmıştı.

Hayır, öyle değildi.

Bunun geçmişi vardı aslında… Özel dersten özel derse koşarken ailesinden habersiz arada birkaç defa da dans derslerine gitmişti. Dansla ve özellikle çağdaş dansla ilgili internette araştırmalar yapmış, çeşitli broşürler ve kaynaklar karıştırmış, karıştırdıkça da dansa aşkı büyüdükçe büyümüştü.

Bu sevgisini artık ailesine açmak zamanıydı. O yıl gideceği okulla ilgili karar vermeli ve gerekli işlemleri yapmalıydı. Bunun için de erken davranmak zorundaydı.

 

Akşam yemeği

O akşam söylemeli, ne olacaksa o akşam olmalıydı.

Akşam yemeği için masa hazırlandı.

Anne, baba ve bir kardeş…

Nazlı midelerin dolmasını bekledi biraz…

Aç karınla tepkiler daha fazla olabilirdi çünkü…

Anne, baba…

Evet, söyle.

Şey, ben hangi okula gideceğim konusunda kararımı verdim.

Öyle mi, söyle bakalım, tıp mı?

Yok, daha farklı?

Nasıl farklı… Tıp konularında derslerin yoğunlaştı, ilgili bölümler için hazırlandın bu kadar yıldır…

Evet ama kararımı değiştirdim desem…

Nasıl yani mühendislik falan mı?

Yok, hayır.

E hade çatlatma insanı…

Ben dansçı olmak istiyorum.

Aniden bir güm sesi çıktı masadan… Babası yumruğunu masaya öyle bir vurmuştu ki masadaki tabaklar havaya uçtular, yeniden masaya kondular.

Anne bir şeyler söylemek istiyor ama söyleyemiyordu. Nefes alamıyor gibiydi.

Küçük erkek kardeş ise sevinmek istiyor ama o da buna cesaret bulamıyordu.

Sonunda konuşabildi anne;

Ne yapıyorsun sen… Bu kadar sene verdiğimiz emek boşuna mı, sen bize acımıyor musun?

Diye devam ederken araya baba girdi; Aklını başına topla, o kadar para boşuna mı verdik biz? Dansçı olup ne yapacaksın? Gazinolarda göbek mi atacaksın? Ne dansı… Nerden çıktı bu? diyen babanın sözlerini anlamakta güçlük yaşanıyordu çünkü sinirden kelimeleri yutuyor, boğazı tıkanıyor, sürekli öksürüyor, tansiyonu çıkmış gibi yüzü kıpkırmızı oluyordu.

Nazlı başka bir şey söyleyemedi. Ağlayarak odasına kaçtı, kapıyı kilitledi ardından…

Annesi ve babası o olmasa da konuşmaya, bağırmaya devam ediyorlardı. Küçük kardeşin de odadan ayrıldığını fark etmediler. O da odasına çekilmiş, fırtınanın dinmesini bekliyordu ama bitecek gibi görünmüyordu.

 

Ertesi gün

Gece öyle geçmişti. Yani gergin, fırtınalı… Nazlı, bütün gece ağlamış, ancak sabaha karşı yorgunluğuna yenik düşmüş halde uyuyakalmıştı.

Ancak okul günüydü ve kalkıp gitmesi gerekiyordu. Anne ile baba da geç kalkmışlardı çünkü onlar da sabaha kadar sinirden gözlerini kırpmamışlardı.

Erkenci küçük kardeşti. O kalkmış, gevreğini yemiş ve okula gitmek için evden çıkmıştı.

Anne-baba ve Nazlı mutfakta buluşmuşlar ama birbirlerine seslenememişlerdi… Yüz yüze bile gelemediler.

Onlar da alelacele evden çıktılar.

Bütün gün birbirlerini ne aradılar ne sordular.

Akşam olunca yine toplanma zamanı gelmişti.

Küçük kardeş okuldan gelmiş, ödevlerini yapıyor, ardından anne, hemen ardından da baba girmişti eve ama Nazlı hâlâ ortalarda yoktu.

Berk, ablanla konuştun mu diye sordu anne…

Baba, akşamdan kalan kızgınlığına şimdi bir de merak eklemişti çünkü her gün saat 5’te eve gelen Nazlı saat 8 olmasına rağmen hâlâ gelmemişti ve telefonu da kapalıydı.

Merak, gittikçe yerini korkuya bırakıyordu.

 

-devamı haftaya-  

  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 817 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler