1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. NASIL İSİMLENDİRSEM?..
NASIL İSİMLENDİRSEM?..

NASIL İSİMLENDİRSEM?..

Ayşe BAŞEL: Son birkaç haftadır ülkede gelişen olaylar ve bu olaylar çerçevesinde ortaya çıkan manzaralar çok üzücü, tüyler ürpertici. Sözkonusu durumlar çerçevesinde güzel ülkemde neler oluyor? Kim/kimler, ne/neler bizi bu noktaya getirdi diye sorgulamak

A+A-

 

 

Ayşe BAŞEL

 

 

         Son birkaç haftadır ülkede gelişen olaylar ve bu olaylar çerçevesinde ortaya çıkan manzaralar çok üzücü, tüyler ürpertici. Sözkonusu durumlar çerçevesinde güzel ülkemde neler oluyor? Kim/kimler, ne/neler bizi bu noktaya getirdi diye sorgulamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Herkes aynı şeyleri konuşuyor. Herkes kendi çapında kulis yapıyor. Çözüm önerisi sunan birkaç kişi dışında herkes sadece çok güzel söylüyor ve yorumluyor bu olanları. Çünkü zaten çözüm sunanlar da artık kaale alınmıyorlar. Herkesin ortak yaklaşımı “Amaaan ne yaparsak yapalım bu memlekette hiçbirşey değişmez, sadece daha da kötüye gider.”

         Gelişen olayların nedenlerine, niçinlerine kendi penceremden bakınca yine başka bir konuda yazmak gelmedi içimden. Neler gördüğümü ben de paylaşmak istedim. Belki birşey değiştiremem ama en azından “Ben demiştim” deyebilmek için.

 

Oyuncular ve figüranlar

Daha önce KTHY ve şimdi de LTB. İşsizler ya da daha doğru bir söylemle kötü yönetimlerin mağdur ettikleri grubuna eklenen yeni binlerce insan. Kaynak olmadığı için evine ekmek götüremeyen, kiminin yuvası bile yıkılan, belki hiç şiddet eğilimi olmamasına rağmen kendisini şiddet uygularken bulan yeni binler... Ben küçükken babamın söylediklerini hatırlattı bana bunlar. Derdi ki; “Küçük ya da kısa dönem için amaçlananlar ve sonrası düşünülmeden atılan adımlar toplumda kaos başlatır. Çünkü herkes sırayla haksızlığa uğramaya ve madur olmaya başlar. Bir gün bu ülke de yaşanmaz bir hal alacak böyle giderse.” Babam hala aynı şeyi söylüyor çünkü o da hiçbirşeyin değişmediğini sadece oyuncular ve figüranların ara ara değiştiğini görüyor ve söylüyor. Haklı da aslında.

 

İkilem

İnsanlar tarih boyunca girdikleri etkileşimlerde belirli sorunlarla hep karşılaşmışlardır. Anlaşmazlıklar, tatminkarsızlıklar ve memnuniyetsizlikler hem bireyler hem de devletler arasında sık sık yaşanan insani sorunlardır. Zaten bu nedenle insanoğlunun tarihi hep büyük savaşlar ve kavgalarla doludur. Örneğin toplumumuz içerisinde birçok grup halhazırda birbirleriyle kavga ve anlaşmazlık içerisindeler. Bunların sebeplerinin altında düşünce ayrılıkları ve çıkar ilişkileri başta olmak üzere insanın amacına ulaşmasında engel teşkil eden her taşı kaldırma güdüsü yatıyor. İnsanlar her alanda ve her toplumda kavga edebilirler. Fakat bizdeki kavgada büyük bir sorun var. Eğer ben ekmek kavgam için çileden çıkmışsam ve  ülkenin güvenliğini sağlamakla mükellef olan kolluk kuvvetleri beni şiddet uygulayarak sindirmeye çalışıyorsa işte orada bir sorun var. Çünkü ben bu kavga bittikten sonra başıma gelen herhangi bir durumda beni birkaç gün önce döverek ekip arabasına sokmaya çalışan güvenlik güçleri mensuplarına güvenmeliyim. İşte bir ikilem. Güvensizlik yaratan bir nokta. Hem de ciddi bir güvensizlikl. Nasıl yapabilirim ki bunu. Hakkımı savunurken beni şiddetle susturmaya çalışan birisine güven duyabilir miyim? Peki sorunumu çözmek için güvenmediğim bir kuruma ya da o kurum içerisindeki güvenmediğim bir bireye gitmek yerine ne yapabilirim, sorunumu kendim çözerim ki bu da çoğu zaman suç işlemek olarak tanımlanabilir ve kimse de sizi ben o kuruma güvenmiyorum dediğinizde dinlemez. Bu çatışmalarda insanlık dışı yöntemlerin kullanılması, toplumsal bunalımlara, kaoslara neden olabiliyor. Ve insan ilişkileri de kişisel ve toplumsal düzeyde insanlığın geleceğini tehdit eden bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Toplumların yaşayışında görülen birçok aksaklıkların kökeninde insan ilişkilerinin bozukluğu yatmıyor mu aslında?

 

Öfke

Hepimizde ülkedeki kurum ve kuruluşlarımıza güven eksikliği, ortak ve bireysel gelecek kaygısı, umutsuzluk, öğrenilmiş çaresizlik, karar verme becerilerinde ve kendini ortaya koyma becerilerinde zayıflık, vb. sorunlar var. Artık huzurlu ve güven içerisinde olduğumuzu hissetmiyoruz. Kaldı ki tüm bunlar karşısında adeta halkın öfkesini daha fazla üzerine çekmek istermişçesine hareket eden ve en son sarfetmesi gereken sözcüklerle “ülkede herşey yolunda.”, “alım gücünü yükselttik”, “ekonomi uçtu”, “ya da olur bu şekilde küçük anlaşmazlıklar ve sorunlar” gibi cümlelerle açıklamalarda bulunan tümden başarısız bir yönetim. İnsanların emekleri sömürülüp para alamıyorlar, olayın tüm sorumluları suçu bir diğerine yüklemeye ve kendini aklamaya çalışıyor sanki bir çözümmüş gibi ve ardından “herşey yolunda, huzur içerisinde yaşıyoruz.” diyorlar. Yürürlüğe sokmaya çalıştıkları saçma sapan ve kesinlikle başka şeylerin yanında tartışmasız bir şekilde önceliği ya da ivediliği olmayan yasalar geçirebilmek adına, halkı saatlerce benzin kuyruklarında beklemeye ve en sonunda sözümona “hiç anlaşamadığımız” komşumuza gidip benzin almaya mahkum ediyorlar. Peki bu yönetim kademelerindekiler sayın Serhat İncirli’nin çok uygun bir şekilde tabir ettiği gibi aslen Marslı mıdırlar acaba? Sanırım öyle. Çünkü ülkede gelişen olaylar karşısında pişkince bu açıklamaların yapılmasının nedeni ya farklı bir gezegenden gelmiş olmak ve o toplumun içerisinde yaşamıyor olmak, ya toplumun yaşam standartlarına kıyasla akıl almayacak ve empati kuramayacak kadar uzak bir yüksek standartta yaşam sürdürmek, ya bir zeka engeli, ya psikolojik bir bozukluk, ya da ciddi ve karşıdakini öfkelendirebilme niteliği taşıyan bir umursamazlık ve dalga geçme durumu söz konusudur. Toplum olarak silkinip kendimize gelmemiz gerekiyor. Bugünün, geçmişin, yarının sorunları değil bunlar, gelmiş geçmiş tüm yönetimlerde bu ve buna benzer şeyler yaşanmıştı.

 

Yaşam biçimi

Demokrasi anlayışımız çoktan kayboldu, demokrasi önce aile içerisinde öğrenilen, sosyal çevrenin desteklediği ve toplumsallaşmanın ardından bireyin içselleştirdiği bir kavramdır. Demokrasi sadece bir yönetim şekli değildir, bir yaşam biçimidir. Bu güne dek bizi yönetenler bizlere gerçekten demokrasi bilincini yeniden kazandırmak, farklı olanın reddedilmediği ve herkesin çok renkli olduğu bir toplum yaratmak istiyorlarsa, başarısız idarecileri bir kenara bırakıp önce herkes kendi parti içi demokrasi anlayışını yenilemeye başlamalı. Topluma gelince,  milletvekilliğini meslek olarak algılayan ve ne meclise giden ne de arada bir uğradığında kayda değer bir icraatta bulunmayan hiçbir milletvekilini o kapıdan içeriye sokmamaları gerekiyor. Demokrasi, haklar, hakkımız olanlar, hemen şimdi!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 729 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler