1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. NASIL ÇOĞALACAK SESİMİZ VE SOLUĞUMUZ…
NASIL ÇOĞALACAK SESİMİZ VE SOLUĞUMUZ…

NASIL ÇOĞALACAK SESİMİZ VE SOLUĞUMUZ…

Bahçedeki erik ağacına bakıyorum… Kışın yorgunluğunu atmış, pespembe çiçekleriyle, eşlik ediyor ondan önce davranıp kışın tüm hüzün ve yalnızlığını yavaş yavaş soyunan güldamlası, ful ve yaseminlere. Çardellalar daha dünden razıydı aslınd

A+A-

 

     

 

    Bahçedeki erik ağacına bakıyorum…

Kışın yorgunluğunu atmış, pespembe çiçekleriyle, eşlik ediyor ondan önce davranıp kışın tüm hüzün ve yalnızlığını yavaş yavaş soyunan güldamlası, ful ve yaseminlere.

Çardellalar daha dünden razıydı aslında soyunup, dökünüp piyasaya çıkmaya… arpa çiçekleri ve gece tütenler ne de güzel katılıyorlar o koroya…

Yağmurlarıyla bu yıl kış yüzümüzü güldürmüş olsa da… neredeyse,  kış uykusuna yatan sıcak kanlı hayvanlar gibi, bahar ve yazı bekleyen ben yavaş yavaş mutluluk havalarına girmeye başlamanın keyfini çıkarıyorum.

Amaan ne çok içim daralmıştı bu kış…

Üstüne üstlük bir de ‘’akut bronşit’’ ve arkasından gelen ‘’kadının ve sanatın’’ yerinin olmadığı - çok azı dışında - çok az dünya görüşü ve vizyonu olan… tek performansları birbirine Kıbrıslı deyişiyle ‘’garamuza’’ atan – siyasetçi ve hele de çoğu ‘’devlet adamı’’ olmayan erkek politikacılar tayfaltmıştı içimi...

Onları izlerken sanki içimden – yüreğimden – yaşama sevincimden kapkara bulutlar geçiyor… ebemkuşağımı, sevgi ve sevdayı çoğaltmamı engelliyordu!..

Ben artık insanımızda “coşkuyu arıyorum…”  Ve o coşkunun bir rüzgara dönüşmesini…

Bir kompozisyon yarışmasının seçici kurulundaydım. Çocukların yazdıklarını okudukça içim daha da karardı. Oysa ben, çocuklarımız ve gençlerimizin hep sevgiyi ve umudu yaşayıp, dillendirmelerini istiyorum.

Onların “yaşama sevincini” nasıl bir coşkuya dönüştürebiliriz… Onun çalışmasını yapalım gayrı…

Yürürken insanların yüzlerine bakıyorum; yoksulluğun, umutsuzluğun, ezilmişliğin siyah-beyaz fotoğrafları gibi…

Yer yer kurt yeniği Beşparmaklara ve neredeyse mavisini ve coşkusunu yitiren Akdeniz’e bakıyorum uzun uzun… Ne kadar da suskunlar…

Ya, sürekli unutulan sanat ve sanatçılarımız…

Peki, nasıl çoğalacak sesimiz ve soluğumuz evrende?

***

Yirmi beş kadını düşlüyorum mecliste…

Çok gecikmiş katılımları, yalnızca siyasetteki oyunculara katkıda bulunmakla kalmayacak, zorunlu olarak oyunu da değiştirecek olan… Yani, konu sadece politikada daha fazla kadın olması değildir…

Önemli ve şart olan: Kadın değer yargılarıyla içinde bocaladığımız bu “politik alanı” değiştirmek ve dönüştürmektir…

Bazıları “kader” diyor, bazılarıysa “erkekler”

Peki, biz kadınlar, daha ne kadar kaderin kadehinde ve erkeklerin iki dudağı arasında yaşayacağız “şimdiyi ve geleceğimizi”

Bu küçümen ülkenin yarısında yaşama hakkı olan bir halk olarak, barışı, demokrasiyi ve cinsiyet eşitliğini bir hukuk devletinin simgesi olarak ne zaman gerçekleştireceğiz?

Bu konuda içimdeki sıkıntı ne geçti ne de geçecek; aksine, (hiç de eksik olmayan vesilelerle) sürekli de büyüyor dalga dalgda.

Elli kişilik meclisimizde kadının izi yok… yok…

***

Bu yazıyı yazarken arkada güneş vuruyor… Kalemi bırakıp  gözlerimi yumuyorum…

İlkbahar gelmiş ne güzel… Hani, kutsal ateşleri var ya rahiplerin… İşte öyle bir duygu seli içindeyim…

Beşparmakları dolaşıyorum, ‘köyüm Kırnı’ya’, doğduğum evin bahçesine gidip mersin ağacının altına oturuyorum… Sonra. ‘Vasilya’ya uzanıyor, Akdeniz’e merhaba diyorum. Ve, boylu boyunca gelincikler ve papatyalarla dolu toprağa uzanıyorum… Derinden, çok derinden bir yaşama sevinci sarıyor içimi…

Bütün insanlara yüreğimi açıyorum.

Bu toprakta yaşayan, dini, dili, ırkı, rengi, tutumu, ideolojisi ne olursa olsun…

Bütün insanlarına bu küçümen yudumun…

Burası benim yurdum…

Bu topraklarda binlerce yıllık bir kültür ve uygarlık var… (biz onları unutmuş olsa da… “Sen-ben, Senin benim kavgasıyla bir yerle yeksan etmişsek de!)

Birden, Lefkoşa’dan çıkıp Güzelyurt’a kadar uzanıyorum… Bulduğum her şeyi öpüp başıma koyuyorum.  Afrodit Hamamlarında yıkanıyorum. Portakal, çilek, incir, üzüm, elma, badem, zeytin, harup ve hayvan üreticilerini dinliyorum…

Çocuklara bakıyor, gençlerle selamlaşıyor, hepsini kucaklayıp öpüyorum…

Ve kadınlar…

Kadınları basıyorum bağrıma… O Akdeniz güneşiyle tenleri bakıra dönüşmüş kadınlarımızı…

Yaşamın içindeki rollerinin önemini bir bilseler… Herşey o kadar kolay ve rahat çözülüp, yerine oturacak ki!

İçimde biraz hüzün biraz da umut var yine de!

Düşünüyorum da, suskunluğun ve yılgınlığın örgüsünü kaldırmak gerçeklerin izinden yürümek o denli zor mu ki!

O denli zor mu umudu ve sevinci sırtlayarak gerçekleri, umuttan = bilinç ve gerçeğe dönüştürmek…

Geleceğin rengini biz kadınların çiçek çiçek örebileceğimizi bir anlasak… Bir adım atabilsek o farkındalığa…

***

Baharda suyun ve toprağın nasıl uyandığını gözlemlemeye çağırıyorum tüm insanımızı…

Kadınları ve erkekleri birlikte…

Birbirlerine karşı hiç yorum yapmadan… Susarak, dikkat kesilerek, an be an, gün be gün izlemelerini…

Hangi mevkilerde ne kadar ciddi görevlerde olurlarsa olsunlar…

Doğanın uyanışını… Ona yaptığımız onca eziyet ve yok edişe karşın… Onca canı yanmasına karşın yine de çiçeklerle donanışını birlikte izleyin…

Birlikte denizi dinleyin… “Yaşamak” desin…

Toprağı dinleyin birlikte… “Barışmak” desin.

Göğe çevirin yüzünüzü… “Sevmek, sevişmek, bağışlamak, birlikte yürümek” desin.

***

Her soluk atışta, bu güzelim toprağın sesini dinleyelim…

“Yaşamak birlikte, barış içinde”

Ve yaratmak, çoğaltmak birbirimizi… Birbirimizi inkar etmeden, karalamadan, geriye itmeden…

Uyanın daha da geç olmadan…

Uyansanıza…

Haydi uyanın…

Ne olur uyanın artık…


 

PARANTEZ

Birlikte çalışmak, yaratmak ve paylaşmak…

Böylesi nitelikli çalışmalara o kadar ihtiyacımız var ki… Özellikle de çocuklarımız ve gençlerimiz olarak…

Ama, sadece biz büyüklerin ürettikleri değil, onların bizzat kendi üretimleri konusunda da.

İşte, böylesi bir üretimin bir bölümü kitaplaştırılmış, son dönemde, olumlu faaliyetleri ile ilgi çeken “Çalar Saat Grubu” tarafından, “BİR ARADA” adıyla.

Kitapta, ilkokuldan, liseye; meraklı ve yetenekli çocuklarımızın resim, şiir ve öyküleri yer almakta…

Çocuklarımızın eşsiz bilgeliğini, onları sevgi ile kucaklayabilmenin o sonsuz sevincini yaşatacak, sadece onları değil, hepimizi de mutlu edecek…

İçeriğinden, nitelikli baskısına kadar çok özen gösterilmiş bir çalışma bu…


 

BİR BEDELİ VAR

Deniz yanar… insan çıldırır

Kuşlara mı ayarlıdır göğün uçuşu…

yağmura söz geçiremiyorsak

Sence şaşkın kafes yorgunsa

söz gelip nereye dayanır…

Irmakta yıkanan yangın dillenir…

 

Birbirimize benzedik gittikçe

Sınır ötesi bir tarihle öpüşe öpüşe…

Kendi yalnızlığımızla dolaşıyoruz

Bu yurtsuzlar ülkesinde…

 

Ülkem, o küçük beden üniformayı

çıkar üzerinden…

Bir yaşam onuru belirecek göreceksin

son gülen iyi güler derler ya

Belki de gülmeyi öğreneceksin…

 

Bir bedeli var

Kuşkusuz… bileceksin…

Bir bedeli var…

Ödeyeceksin…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 797 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler