1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Nasıl Bir “Özel Eğitim”?
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Yazarın Tüm Yazıları >

Nasıl Bir “Özel Eğitim”?

A+A-

Çoğu zaman eğitimle ilgili temel tartışma gündemimiz eksik öğretmen, eksik okul yöneticisi, eksik ders kitabı, eksik alt yapı kısır döngüsünde gidip gelir. Oysa eğitim bunların dışında bir şeydir… Bir eğitim sistemini nitelikli ve çağdaş kılan en önemli olgu “her öğrenci öğrenebilir” ve “her öğrenci değerlidir” ilkelerini hangi oranda taşıdığı ile ilgilidir. Çünkü her çocuk biriciktir ve her bireyin öğrenmesi parmak izi kadar farklıdır…

Ancak günlük yaşamımızda işitme, görme ya da bedensel engeli olan, öğrenme güçlüğü çeken ya da herkesten farklı bir ilgi alanı olup çevresini davranışlarıyla bunaltan çocukları ya görmezden geldik ya da onlara acıyarak baktık… Öte yandan daha okul öncesi döneminde kendi başına okuma-yazma öğrenen, kimi alanlarda yetişkin bireyler kadar anlamlı bilgilere sahip olan, resimde, müzikte veya bazı spor alanlarında yaş grubundaki diğer çocuklarlarda belirgin bir oranda daha üstün yeteneğe sahip çocuklara da gıpta ile baktığımız olmuştur…

Bu çocuklar akranlarından farklı çocuklardır ve onların bu farklılıklarını dikkate alan eğitim programlarına ihtiyaçları vardır. Çünkü esas olan öğrencilerin kendi beceri ve yetenekleri doğrultusunda eğitim almaları ve mümkün olan en üst düzeyde kendilerini geliştirebilmelerini sağlamaktır. Yani bu çocukların “özel eğitime” ihtiyacı vardır.

Dünya üzerinde özellikle gelişmiş ülkelerde “özel eğitim” konusu; çok uzun zamandır  bilinen, sorunları büyük oranda çözüme kavuşturulmuş, uygulamaları sistemli hale gelmiş kurum ve kuruluşları ile topluma mal olmuş sağlam temellere dayalı yapılara sahip bir durumdadır. Bu yönüyle çağdaş eğitim sistemleri “özel eğitim” konusunda belirgin bir olgunluğuna ulaşmış seviyede iken bizim eğitim sistemimiz henüz emekleme aşamasındadır diyebilirim...

İşte tam bu noktada DP-UG Mağusa Millitvekili Dr. Hakan Dinçyürek tarafından meclise taşınan “Özel Eğitim Yasası” önemli bir tartışma başlattı. Bir “Özel Eğitim Yasası”na ihtiyaç duyduğumuz tartışılmazdır. Ancak “nasıl bir Özel Eğitime ihtiyacımız var?” sorusuna vereceğimiz yanıtımız net değildir. Aslında bu sorunun yanıtı da “özel eğitime” bakış açınızla ilişkilidir.

Eğitim bilimi literatürüne baktığımızda iki temel anlayışa rastlıyoruz. Bunlardan birincisi özel eğitimi; yasal temelleri olan ve bunlara göre yürütülen bir girişim olarak ele almaktadır. Bu anlayış, anne-babanın çocukları için uygulanacak tüm eğitsel önlemler ve süreçlerle ilgili kararlara katılmalarını ve bilgilendirilmeleri gerektiğin içermektedir. Tamamıyla yönetsel düzenlemeler içeren bu anlayış, özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin hangi koşullarda, hangi eğitim programlarını alması gerektiği üzerine odaklanmaktadır.

İkinci anlayış ise toplumsal politikaları oluşturma yaklaşımında “özel eğitimi”, bireyin vazgeçilmez temel insan hakkı olarak görmektedir. Engeli ya da yetersizliği olan her bireye karşı değişmesi gereken tutumları ön plana çıkartan bir yaklaşımdır.

Şüphesiz ki her iki anlayışın da geçerli olduğu ve dikkate alınması gereken önemli unsurları vardır. Bu nedenle “özel eğitimle” ilgili toplumsal olarak nitelikli bir tartışmaya ihtiyacımız olduğu aşikardır.

Öte yandan bir “Özel Eğitim Yasası”nda esas olanın özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların eğitim sistemine nasıl entegre edileceğinin  önünü açmasıdır. Özel eğitim alan çocukları toplum bireyi haline getiremezsek, onları ilkokul mezunu, ortaokul mezunu, lise mezunu hatta üniversite öğrencisi haline getiremezsek özel eğitim yasasının varlığının ne anlamı var ki...

Özel eğitimi bu toplumun gündemine taşıdığı için değerli milletvekili Dr. Hakan Dinçyürek’e kocaman bir teşekkür borcumuz var. Ancak yukarıda bahsettiklerim kapsamında benim önerim, bu yasa henüz tasarı halindeyken mutlak suretle Eğitim Bakanlığı bünyesinde yeniden ele alınmasıdır. Zaten iki hafta sonra gerçekleştirilecek 5. Milli Eğitim Şurası’nın 11 taştırma başlığından birisi de “Özel Eğitim”. Buradan çıkacak verilerle bu yasa tasarısı çok daha anlamlı bir hal alacaktır…

-------------

Anlayana-Gülmece


Nereye Baktığınız Önemli

Hayvanat bahçesindeki kangurunun, kapatıldığı yerden çıkıp bahçede dolaştığını gören görevliler hemen bir önlem alırlar; kangurunun zıplayacağı yükseklik hesaplanır ve o yüksekliğe kadar kangurunun bölgesini tel örgülerle kapatırlar.

Ertesi gün kanguru yine olması gereken yerde değil, bahçede dolaşırken yakalanır. Yanlış hesap yapıldığı düşünülerek kangurunun alanı iki metre daha yükseltilerek tel örgülerle örülür. Bir sonraki gün durum aynıdır. Kanguru yine olması gereken yerde değil, bahçenin yollarında dolaşmaktadır. Kanguru yakalanır ve bulunduğu bölge dört metre daha yükseltilir. Bu kez,  bu yükseklikten zıplayamayacağına kesin gözü ile bakılır. Ancak bir sonraki gün durum değişmez ve kanguru yine bahçede çiçeklerin arasında dolaşırken yakalanır. Bu arada hayvanat bahçesinde kangurunun yanındaki bölümde kalan fil, komşusunun çevresindeki tel duvarların her gün yükseltildiğini görünce dayanamaz ve kanguruya sorar:
- “Kanguru kardeş bu durumun sonu ne olacak böyle?” “Bu tel örgüyü yükseltme daha ne kadar sürecek dersin?”

Kanguru yanıt verir:
- “Görevliler bahçe kapısını geçe kilitlemeyi öğreninceye dek...”

----------------

Aklınızda Bulunsun


Mutlu Çocuk Yetiştirmek

Eğitim bilimi araştırmaları, mutlu çocuk yetiştirmenin oyuncaklarla değil, hayatı boyunca ruhunu besleyeceği “pozitif bakış açıcını” aşılamakla mümkün olacağını ortaya koyuyor.

Eğitim bilimciler, anne-babanın, çocuğun hayatı boyunca ruhunu besleyeceği bu bakış açısını yakalamasına katkıda bulunabilmesi için uygulanması gereken 12 basit yöntemi şöyle açıladılar:
1. Derslere, kurslara ara verip çocuğunuzla bire bir vakit geçirin. Onunla beraber yerde oturup yapboz yapın, mutfakta beraber omlet yapın, banyo yapmadan önce beraber yüzünüzü boyayın…
2. Değer yargılarını geliştirin. Ona sorumlulukları olan değerli bir vatandaş olduğunu aşılayın…
3. Aktivitelerde ona katılın, beraber bisiklete binin, beraber yüzmeye gidin… Hem onu teşvik edersiniz hem de bol bol spor yapmış olursunuz.
4. Espri yapın, fıkralar anlatın, arada bir birbirinize takılın, bol bol gülün, gülmek daha fazla oksijen solumanızı sağlar.
5. Çocuğunuzu iyi bir iş yaptığında tebrik edin, ona hangi konularda başarılı olduğunu açıkça anlatın
6. Çocuğunuzun iyi yemek yemesine özen gösterin. Yemek aralarında yoğurt, meyve ve bol su verin.
7. Çocuğunuza hayal gücünü kullanabileceği oyunlar yaratın. Resim yapmak hem hayal gücünü geliştirecektir…
8. Günde en az 4 kere çocuğunuzu kucaklayın, 8 kere öpün, 16 kere ona gülümseyin. Tüm bunlar size kat kat geri dönecektir...
9. Çocuğunuzu dinlemesini öğrenin, lafını yarıda kesmeyin bırakın aynı şeyleri tekrar etsin, siz hep aynı dikkatle dinleyin.
10. Mükemmeliyetçiliği bırakın. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar.
11. Karşılaştığı güçlükleri kendi başına aşmasını öğretin.
12. Sevdiği şeyleri yapmasına izin verin, gereksiz kısıtlama enerjisini ve heyecanını dışa atmasını engeller, bu da ona sıkıntı verir. Unutmayın; oyuncaklarını toplamayı öğrenmesi için önce dağıtabilmesi lazım.

Bu yazı toplam 2089 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar