1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MÜZİKLE DOLU BİR YAŞAM SERÜVENİ
MÜZİKLE DOLU BİR YAŞAM SERÜVENİ

MÜZİKLE DOLU BİR YAŞAM SERÜVENİ

Ülkenin Latin müziği ile tanışmasındaki önemli etkenlerden birisi olan Sonero Öncal ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik

A+A-

 

 

Girne’de açtığı ve gelen herkesin müdavimi olduğu Casablanca Bar’ın sahibi, aynı zamanda ülkenin Latin müziği ile tanışmasındaki önemli etkenlerden birisi olan Sonero Öncal ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İngiltere’den Küba’ya süren yaşamının yanı sıra, Broadway’de yer aldığı müzikal ve Vespa motosikleti ile aştığı yolları,  Adres Kıbrıs okuyucuları ile paylaşan Öncal, okuyanlara yaşam ile ilgili önemli örnekler veren bir hikâyeye sahip.

 

Tanju KONURALP

 

·        Dilerseniz kısaca sizden ve müzik hayatınızın başlangıcından bahsedelim.

·        1969 yılının Ağustos ayında Lefkoşa’da dünyaya geldim. Üniversite yıllarına kadar Kıbrıs’ta bulundum. Daha sonra, İngiltere’de bulunan City Üniversitesi’nde Otelcilik Yönetimi eğitimi aldım. Üniversite’den mezun olduktan sonra, altı yıl boyunca Fransız Restoran zinciri olan Beur’da müdürlük görevinde bulundum. Daha sonra ise Londra Camdentown’da bulunan Jazz Cafe’nin Asistan Yöneticiliği görevinde bulundum. ‘Jazz Cafe’, her gün dünyaca ünlü ‘Omar’, ‘Soul to Soul’, ‘Average White Band’, ‘Steve Vai’ gibi müzisyenlerin sahne aldığı bir mekândı. Ben de görevim gereği sürekli olarak bu müzisyenlerle birlikte zaman geçirmek durumunda kaldım. Bir performans hazırlığı sırasında, ‘Eddie Grand’ın perküsyoncusu ile görüşerek, ondan ders almaya başladım. 1998 yılı, Avrupa’da Latin rüzgârının esmeye başladığı yıldı. Bu dönem, dünyaca ünlü ‘Buena Vista Social Club’ın patladığı dönemdi. Küba ezgilerinin ağırlıkta olduğu yepyeni müzik tarzını duyduğum zaman, bambaşka tınıların olduğunu fark ettim ve çok etkilendim. Bu tınılar ile ilgili bilgi almak için ders aldığım hocam ile görüştüğüm zaman bana, direkt olarak Küba cevabını verdi ve ben de ona artık işimizin bittiğini söyleyerek; Londra’da bu tarz ile ilgili eğitim alabileceğim birini aradım. Ancak bir iki akademik eğitim veren üniversite dışında, birebir ders alabileceğim birini bulamadım. Bu nedenle Küba’ya gitme kararı aldım. Zaten içimde yanan bir Sosyalizm ateşi varken, dünyada bu ateşin en büyük alevlerle yandığı Küba’ya gitmenin, kaderimde olduğuna inandım ve 2002 yılında Küba’ya gittim. Başkent Havana’da birkaç okul buldum ancak aradığım şeyin bu olmadığını hissettim. Küba’nın tamamını turladığım sırada, Trinidad şehrindeki bir açık hava tiyatrosunda, perküsyon sesleri duydum ve hemen içeriye girerek çalan kişinin yanına gittim. Ondan bana ders vermesini istedim ve adam da kabul etti. Hemen ertesi gün derslere başladık. Ancak günde bir saat olan dersler esnasında, tatmin olmadığımı fark ettim ve hocama, Küba’ya öğrenmek için geldiğimi ve öğrenmeden gitmeyeceğimi söyleyerek, daha fazla ilgi göstermesi talebinde bulundum. İşte o andan itibaren hocam, her gün günde sekiz saat ders ile beni himayesi altına aldı. Tam anlamı ile teoriyi kavrayana kadar, uzun bir süre bu dersler devam etti ve bir gün hocam bana, “benden alabileceklerin bu kadar, artık iş sana kalmış” dedi. Ben de İngiltere’ye dönerek, Küba tınılarını uygulayabileceğim imkânlar aradım fakat bulamadım. Bunun ardından, Barselona, İbiza, Napoli, Mayorka gibi ülkelerde DJ eşliğinde Latin performanslar vermeye başladım. Kıbrıs’ta yaşanan barış sürecindeki olumlu gelişmeler ile birlikte de, 2004 yılında adaya dönüş yaptım.

 

·        Ada’ya dönüş sonrasında, ne gibi grup ve projelerde yer aldınız?

·        Kıbrıs’a döndükten hemen sonra, ‘Blue Projeckt’ ile çalışmaya başladım. Daha sonra ‘Latino Turko’nun oluşumunda yer alarak, uzun yıllar bu grup ile çalıştım. Kıbrıs’a Latin damgasını vurduğumuzu gururla söyleyebilirim. Bu dönemin ardından, Kıbrıs’ta bulunan hemen her sanatçı ve grup ile birlikte çalışmalarda yer aldım. Florencio Rodrigez, Salvador Rodrigez,  Zamba Nescimento gibi Latin sanatçılar ile birlikte, adanın birçok yerinde sahne aldım. Şu anda ise ‘Casablanca House Band’ ismi altında yerli müzisyenlerin ve yabancı solistlerin birlikte çalıştığı bir oluşumun hem kurucusu hem de perküsyoncusuyum. 

 

·        Dünyaca ünlü ‘Broadway’de bir projede de yer aldığınızı biliyoruz. Bundan biraz bahseder misiniz?

·        ABD Elçiliği bünyesinde, Kıbrıs’ta geçen yıl yedincisi düzenlenen ve ABD’li dansçıların buraya gelerek, özel eğitim merkezlerinde, Afro Küba ritimleri ile çocuklara iletişim tekniklerini öğrettiği bir proje var. Bu kişiler, her sene New York’ta yılsonlarında, Ritim ve dans gösterileri düzenlemekteydiler. Altıncı yılın sonunda, ABD Elçiliği, düzenlenecek olan bir müzikalde benim de yer almamın faydalı olacağını düşünmeleri gerekçesiyle, beni davet etti. Ben de büyük bir mutlulukla kabul ederek, ‘Tales of the Rainbow Butterfly’ isimli müzikale dâhil oldum. Müzikal 150 müzisyenin dâhil olduğu dev bir projeydi. New York eyaletinde Broadway, Colombiya Üniversitesi ve Malcom X Memorial Center’da (Malcom X’in öldürüldüğü nokta üzerine inşa edilen ve anısının yaşatıldığı merkez) gösterime girdi. Ben de bu projede Afro Küba tarzı perküsyon çaldım.

 

·        ‘Tales of the Rainbow Butterfly’ sanırım bir devrim hikâyesi olarak biliniyor.

·        Evet. Müzikal, bir devrimin hikâyesini anlatmaktadır aslında. 25 Kasım 1960 günü Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurum kenarında 3 kadın cesedi bulunur. Bu cesetler Mirabal kardeşlere aittir. Ertesi gün gazeteler bu ölümlerin bir araba kazası sonrasında olduğunu duyurur. Ama gerçek göründüğü gibi değildir. Patria, Minerva ve Maria Teresa Mirabal, Dominik Cumhuriyeti’nde bir köyde doğmuş, ülkelerindeki siyasal özgürlük mücadelesi için kararlılıkla mücadele etmiş, defalarca hapsedilmiş, işkencelere maruz kalmış sonunda da Rafael Leonidas Trujilo Diktatörlüğü tarafından zalimce katledilmiştir. Siyasal yaşamda kadının yerinin olmayacağı mesajını vermek ve gücün erkek tekelinde olduğunu kanıtlamak için kız kardeşler öldürülmeden önce defalarca tecavüze uğramıştır. Kardeşlerden birinin kod adının  “kelebek” olmasından esinlenerek efsaneleşen kız kardeşler, gerek Dominik’te gerek dünyada  Las Mariposas (Kelebekler) olarak anılmaya başlar. 1981 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddetin Yok  Edilmesi İçin Uluslar arası Mücadele Günü “ ilan edilir. 1981’den bu yana dünyanın dört bir köşesinden kadınlar efsaneleşen bu üç kelebeğin tutuşturduğu ateşi harlıyor.

 

·        Bildiğim kadarıyla Vespa tutkusu olan birisiniz ve bu tutkuyu da yayan öncülerdensiniz.

·        Evet, Vespa motosikletleri, benim hayatımda ayrı bir önem taşımakta. Bu bir yaşam şekli ve tutku olarak gördüğüm bir durum. Bu sebeple de adanın ilk Vespa’cıları diyebileceğimiz, Hüseyin Sütçüoğlu, Cenk Soykut, ben ve kardeşim Serhan Öncal; ‘Love 4 All’ sloganı ile bir oluşum gerçekleştirdik. Vespa için her zaman şu örneği vermeyi severim. Geçmişte Kızılderililer, dayanıklı ve güçlü oldukları gerekçesiyle at kullanmayı tercih ederlerdi. Bu gün bu tercihin karşılığı benim için Vespa’dır. Sizi yolda bırakmamak üzere dizayn edilmiş ve her koşulda çözümler üretmenize imkân sağlayan bir motordur Vespa. Tabii bu oluşum gün geçtikçe gelişerek bu gün, 16 motorun bulunduğu geniş bir grup halini aldı. Tüm adanın yanı sıra, İspanya, Valensiya, Yunanistan ve Fransa’ya uzanan turlar düzenlemekteyiz. Şimdiki misyonum ise Mısıra inip, Nil nehri üzerinden Güney Afrika’ya uzanan bir tur gerçekleştirmek. Bu da benim için sanırım konu ile ilgili yüksek lisans tamamlamak gibi bir deneyim olacaktır.

 

·        Bütün bu macera dolu tecrübelerden sonra, Girne’de açtığınız Casablanca’yı işletiyorsunuz. Casablanca’yı tanımlar mısınz?

·        Ekim 2009’da, Hayat arkadaşım Beste Denizal ile birlikte Casablanca’yı hayata geçirdik. Açıldığı günden bu yana oluşturduğu eğlence tarzıyla örnek oluşturan, her tarzdan, her kimlikten insanın kendine ait bir köşe bulabildiği Casablanca “Tekdüzelikten sıkılanlar ve alternatif ara yollar arayanlar” için buluşma noktası haline geldi. Yaşama hiç bir katkısı olmadığı halde, başka seçenek olmadığı için, popüler kültürün zoraki etkisi altına girmiş kişilere, farklı seçenekler sunmak gibi bir misyon edindik.

Müziğin evrenselliğine ve çoğulluğuna olan inancıyla müzik ve sanat talebine karşı kendi duruşuna sahip her türlü görsel ve işitsel sanatçıya, müzik grubuna, kendi müziğini yapan genç gruplara, DJ ve ziyaretçiye kapısını sonuna dek açan bir dünyadır Casablanca.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 727 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler