1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Müzakerecilere 'Öğütler'
Müzakerecilere Öğütler

Müzakerecilere 'Öğütler'

1) Müzakere zemini göreceli bir zemindir. Belirleyici olan, müzakerelerin diyalektiğidir. Başarılı müzakere demek, girdiğiniz gibi çıkmadığınız ya da farklı girip farklı çıktığınız bir müzakere sürecidir. Belli bir metne sadık kalmakta ısrar ederseniz,

A+A-

 

 

 

1)   Müzakere zemini göreceli bir zemindir. Belirleyici olan, müzakerelerin diyalektiğidir. Başarılı müzakere  demek, girdiğiniz gibi çıkmadığınız ya da farklı girip farklı çıktığınız bir müzakere sürecidir. Belli bir metne sadık kalmakta ısrar ederseniz, müzakere olmaz. Slogan haykırmak olur. Doğru müzakere diyalektiğinin en önemli özelliği, başlangıçtaki taleplerinizi iki tarafın lehine olabilecek şekilde değiştirmenizdir.

2)   Taleplerinizi ve başlangıçtaki tavrınızı değiştirmek iki tarafın yararına verilen karşılıklı taviz gibi algılanmamalıdır. Başlangıçtaki taleplerinizi sahici olarak gözden geçirmek, müzakere sürecinde ortaya çıkan yeni bilgi ve bulgular ışığında yapılmalıdır.

3)    Müzakerecileri teknik bilgiyle desteklemek her zaman yararlıdır, ancak  çözüm iki tarafı temsil eden müzakereciler tarafından bulunmalıdır.

4)   Herhangi bir anlaşmaya varmak için müzakere etmek başka bir şeydir, bir devlet kurmak ve örgütlemek için müzakere etmekse bambaşka bir şey. Devlet yapısını örgütlemek son derece hassas ve karmaşık bir konudur ve öncelik işleyebilir bir devlet yapısı oluşturmaya verilmelidir. Haklar konusu sonraki iştir. Çünkü işleyebilir bir devlet kurulmazsa, hakların hayata geçirilmesi zaten imkansızdır.

5)   Müzakerelerin başarılı olması için iç ve dış politik ortamın istikrarlı olması gerekiyor. Uluslara arası alanda ve içeride ortaya çıkacak olası siyasi istikrarsızlık müzakerelerin dinamiğini olumsuz yönde etkiler, hatta müzakerelerin kesilmesine bile yol açabilir.

6)   Müzakerelerin yapıldığı siyasi ortam hiç bir zaman uzun süreli ve tam olarak istikrarlı olamayacağından, yaratıcı müzakere zamanı her zaman sınırlıdır. Bu zaman dilimi içinde sonuç alınmazsa, daha sonra bir sonuca ulaşmak iyice güçleşir.

7)   Müzakereler dışarıdan kaynaklana taleplerin töhmeti altına sokulmamalıdır. Ne de üçüncü bir devletin iç ve dış politik hesaplarına alet edilmelidir. Başka türlü söylersek, müzakereler kendi özerk dinamiğini korumalı ve müzakere edilen konudan başka ve ilgisiz sorunların çözümüne dönük bir fırsat olarak görülmemelidir.

Yukarıya aktardığımız ‘müzakere ilkeleri’ Mihalis Dekleris’in “Kipriako: Teleftea Efkeria” (Kıbrıs Sorunu: Son Şans) adlı kitabından alındı. Anayasa profesörü Mihalis Dekleris, 1972-74 yılları arasında yapılan Genişletilmiş Kıbrıs Görüşmelerinde Yunanistan’ı temsil ediyordu ve bu vesileyle Kıbrıs görüşmelerini yakından izliyordu. Dekleris’in önerdiği “yaratıcı zamanı iyi kullanmak” ve müzakere sürecinde “esneklik” gösterip ileri sürülen tezleri gözden geçirmek, maalesef Kıbrıs Müzakerecilerinin erdemleri arasında sayılmıyor. Bu da, 1968 yılından beri devam eden müzakerelerin neden olumlu bir sonuca ulaşmadığını yeterince açıklıyor. Örneğin Dekleris 1972-74 yılları arasında Makarios’un tutumunu şöyle özetliyor: “Onun için (Makarios kastediliyor NK) en ideal ve en olası çözüm sadece Kıbrıslı Rumlardan oluşan devleti yaşatmak ve Türklere de sınırlı katılım olanakları vermekti. Ortak mesaimizde beni en çok etkileyen şey, de-facto durumun Helenizm’in uzun vadeli çıkarlarına zarar vermeyeceğine olan inancıydı.” Böyle bir anlayıştan yola çıkan  Makarios ne zamanı doğru kullanıyor, ne de esneklik gösteriyordu. Yine Dekleris’in belirttiği gibi, “Türklere karşı sert müzakereci olmak gerektiğine inanıyordu”.

Türk tarafının 1974 sonrasında izlediği müzakere taktiğine baktığımız zaman benzer bir tablo ile karşılaşırız. Zamanın Türk tarafının lehine işlediği inancıyla müzakerelerde esneklik gösterilmediği gibi, çıta giderek daha yukarılara çekildi.

Peki, ya son müzakere süreci? Öyle anlaşılıyor ki, taraflar müzakerelere girdikleri gibi çıkıyorlar. Herkes kendi pozisyonunda ısrar ediyor. Dekleris buna müzakere değil, “slogancılık” diyor. Haksız mı?       

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1232 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler