1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Mutlu Aşk Var mıdır ki Akışkan Modern Dünyada?
Mutlu Aşk Var mıdır ki Akışkan Modern Dünyada?

Mutlu Aşk Var mıdır ki Akışkan Modern Dünyada?

Abdurrahman Saygılı: Mutsuzluk ve aşk. Yan yana getirilmesi pek de mümkün olmayan bir birliktelik gibi durur çoğu zaman. Âşıkken mutsuz olunur mu? Ya da aşk bizatihi mutluluk mudur? Akışkan modern dünyada ne anlama gelir aşk?

A+A-

 

Abdurrahman Saygılı

kamusal@hotmail.com

 

 

Mutsuzluk ve aşk. Yan yana getirilmesi pek de mümkün olmayan bir birliktelik gibi durur çoğu zaman. Âşıkken mutsuz olunur mu? Ya da aşk bizatihi mutluluk mudur? Akışkan modern dünyada ne anlama gelir aşk?

Akışkan Modern Dünya

“Modern olmak” der, Karl Marx Komünist Manifesto’da, “katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği bir evrende yaşamaktır.” Katı olan yani durağan olan her şey modernlikle yerinden edilir, buharlaştırılır. Kentleşme, sanayileşme, sınıfsal ilişkiler, tüm bunlar, buharlaşmanın muharrik güçleridir. Geleneksel olandan kopuş, özgürlük yaratma iddiasıyla/tahayyülüyle yeni bir dünya var eder ya da ettiğini sanır. Bu yüzdendir ki, modernlik, gelenekten bağlarını koparmak adına tümden manevi dünyayı hiçe sayar, tahrif ve tağyir eder. Gelenekselin bağlarla oluşmuş dünyası her ne kadar insanı esaret altına almış olsa da, özgürleşmek adına bağları koparan modern dünya esarete yeni bir soluk getirir. Tüm ilişki ağlarını sanki ilânihaye yerle bir eder. Gelenekselin dokunmaya/temasa dayanan ve yüz yüze ilişkileri, yani çoğu kez saf olan, karşılık beklemeyen ilişkileri tarumar edilir modernlikle. Kimilerince kötü addedilen katı ilişkiler (aslında yakın ilişkiler) akışkan hale gelir. Sıvıların akışkanlığına benzeyen bu dünya, başka deyişle şeklini koruyamayan akıp giden yeni dünya; akşamdan sabaha elimizin altındakileri, ilişki modellerimizi alıp götürür, şekilden şekle sokar.

Akışkan modernlik denilen bu dünyayla, o tukaka edilen geleneksel dünyanın kurduğu ilişkilerden en süslüsü olan aşk da dönüşüme uğrar elbet. Aşkla beraber, mutluluk ve mutsuzluk da bundan nasibini alır. Modern dünya, bize kaybettirdiklerinin yerine yenilerini koymayı taahhüt eder. Aşk ve mutluluk yeni bir şekle bürünür.  

Aşk: Ah min-el aşk ve min-el garaib

Akışkan modern dünyada aşk/aşklar da artık akışkan hale gelir. Aşk, eskinin aksine, kullan-at şeklindeki, sırf bedenler üzerinden yaşanan bir şekle bürünür. Bağlanmaktan korkulur. Aşk cinsellikle özdeşleştirilir. Aşkın zorluklarından kaçmak için bireylerin farkında olmadan yaşadıkları ama aslında aşkla uzaktan yakından ilgisi olmayan, bedensel aşklar türer. Aşkın içi boşaltılır ki, bu suni ilişkiler gerçek aşkın yerini alırken, aşk bir isim olarak çırılçıplak kalır sadece. Oysa alçakgönüllülük ve cesaret yoksa aşk da yoktur gerçekte. Nasıl ki, kâşiflerin bilinmeyen bir bölgeyi keşfetmeleri için gerekiyorsa bunlar; aşk için de gerekir. Aşk bir maceraya girmektir ve fakat alçakgönüllülük ve cesaretle mümkün olur böyle bir macera. İşte o bölgeye /aşkın alanına/ girerseniz hangi tehlikelerle karşılaşacağınızı bilemezsiniz. Aşk, mahşerin dört atlısını içinde saklar: sahiplenme, iktidar, kaynaşma ve düş kırıklığı. Bunlarla da günümüz toplumunun güvenlik isteyen insanına ters gelir. O, ister ki, hep güvenlik içinde kalsın, yok kalamayacağı bir durum varsa hemen kaçıp uzaklaşsın. Akışkanlık işte böyledir; tüketme odaklıdır. Tüketip yeni tüketimlere yönelir. Oysa bazen bireysel tükenmeler, insanın birikimleri olur. Her yenilgi yeni zaferlere galebe çalar. Fakat kazanma-kaybetme pratikleri yeni bir şey doğurmaz. Kaybetmek dili yerine yenilmek dili daha olumlar bizi ve ilişkilerimizi. Kaybetmek yokluğu, yenilmek varlığı temsil eder. Modern akışkan dünyanın bir o kadar akışkan bireyi ise, yenilmeye tahammül edemez. Yenilmek onu mutsuz kılar zira. Kazanma kaybetme üzerine kodlandığı için yenilme ezberini bozar. Kaybetmeye karşı efsunlanmıştır da yenilmeye değil. Aşka da aynı mantıkla yaklaşır. İçin için aşkın ne olduğunu bilmekle birlikte, bedensel aşklar yaratır. Hakiki aşkın mutsuzlukla arasındaki ince çizgi, gelecek üzerine koyduğu ipotek ve geleceği belirsizleştirmesi, yani sonuçta muhtemel bir yenilgiye mündemiç olması akışkanlıklara gark eylemiş bireyi/sahte aşığı daha baştan mutsuz eder. Zaten mutluluk onun dünyasında hedef odaklı, tükettikçe var olan bir şey olduğundan, aşk ve mutluluk hemen olandır, ipoteksizdir ve bir kereliktir. Mutsuzluğun aşk içinde olanda biteviye olabilecek olma olasılığı ya da başka bir ifadeyle mutluluk yokluğu, hatta hatta tensel temastan bile yoksun olma ihtimali, modern akışkan aşığın zinhar kaçındığı bir haldir. Mutluluğu tek gecelik sevişmelere endekslemiş bir bireyin, hem bu hazdan yoksunluğu hem de mutsuz olma ihtimalini kabul etmesi; işte bu yüzden mümkün olamaz. Şeyh Galib’in o dizelerindeki ah min-el aşk yakarışı, akışkan modern dünyaya hiç keşfedilmeyecek bir kıta kadar uzak kalır. Aşklar ilişki çöplüklerinde biriktirilir. Hakiki aşklar, kara cübbeli müritleri olan tarikatlar kadar korkunç gelir. Bu aşklar, kolayca tüketilemeyeceği için kârsız, piyasa değeri olmayan nesneler olarak bir kenara savrulur. Mutluluk olmayacaksa, aşkın kıymeti harbiyesi yoktur. Aşk mutluluktur, mutlu olmak ise tüketmek. Bu bakış açısı, mutsuzlukla çok yakın bir ilintisi olan ve çoğu kez örtüşen aşkı reddeder. Son kertede, aşk, modern akışkan dünyada, gündeliktir, kullanılır ve atılıp gider. Amma velâkin, Louis Aragon’un da dediği gibi:

 

Bir tek aşk yoktur acıya gark etmesin

Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara

Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda

Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da

Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin

Mutlu aşk yoktur ama

Böyledir ikimizin aşkı da

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1171 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler