1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Müslüman Demokratlık’tan Muhafazakarlığa
Müslüman Demokratlık’tan Muhafazakarlığa

Müslüman Demokratlık’tan Muhafazakarlığa

Geçtiğimiz hafta sonu AKP kongresi yapıldı. Recep Tayyip Erdoğan son kez neredeyse oy birliğiyle genel başkan seçildi. Kongrede Erdoğan bir süreden bu yana “CHP zihniyeti” olarak eleştiri oklarını yönelttiği “tek adam” görüntüsünü

A+A-

 

 

Geçtiğimiz hafta sonu AKP kongresi yapıldı. Recep Tayyip Erdoğan son kez neredeyse oy birliğiyle genel başkan seçildi.

Kongrede Erdoğan bir süreden bu yana “CHP zihniyeti” olarak eleştiri oklarını yönelttiği “tek adam” görüntüsünü vermekten çekinmedi.

Erdoğan özellikle “ustalık dönemi” olarak tanımladığı üçüncü iktidar döneminde özüne dönmeye başlamıştı. AKP kongresinde buna son noktayı koydu.

Kongrede AKP’nin yeni kadrosunun büyük çoğunluğunu da kendi gibi “Milli Görüş” çizgisinden tayin etti. Tayin etti diyorum, çünkü seçim falan olmadı. Erdoğan listesini hazırladı ve delegenin oyuna sundu.

Yine oybirliğiyle onaylanan bu listede en çok dikkat çeken isimler partisini kapatarak AKP’ye katılan Numan Kurtulmuş ile DP eski genel başkanı Süleyman Soylu oldu.

Siyasi çevrelerde Erdoğan’ın muhtemelen Numan Kurtulmuş’u AKP’nin 2 numaralı koltuğuna oturtacağı konuşuluyor. Hatta kendisinden sonra partiyi ona emanet edeceği de konuşuluyordu. Dün toplanan MKYK da bunu doğruladı. AKP’nin yeni “A Takımı” Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu ve Mehmet Ali Şahin’den oluştu.

Erdoğan son AKP kongresinde tam bir “Tek Adam” oldu. Bunu da ne kendi, ne de kendi ekibinden herhangi biri yadırgamadı.

AKP’nin kurulduğu günlerde de Erdoğan çok güçlü bir liderdi. Ama tek adam değildi. İktidarını paylaştığı bir “A Takımı” vardı. 10 yıllık iktidarında  bu takımı dağıttı.

Bu takımda kendinden başka Abdullah Gül, Abdullatif Şener ve Bülent Arınç vardı.

Abdullatif Şener bu takımdan ilk kopartılan oldu. Önceleri “kol kırılır, yen içinde kalır” mantığına uygun olarak nedeni açıklanmadı. Ama bir süre sonra Şener ayrı parti kurarak Erdoğan’ı suçlamaya başladı. Şener geçenlerde izlediğim bir TV programında Erdoğan’ı tek adamlıkla da suçlayarak çok ağır eleştiriler yöneltti.

Sonra Abdullah Gül cumhurbaşkanı koltuğuna oturdu. Erdoğan’la, Gül’ün ilk tartışmaları da bu adaylık sırasında başladı. Şimdilerde iki lider farklı demeçler vermekten ve birbirleriyle çelişir olmaktan çekinmiyorlar. Geçen gün TBMM’nin açılışı sırasında Gül salona girerken bir tek Erdoğan’ın alıkşlamadığı dikkatlerden kaçmadı. Gül de konuşmasında ilk kez bu kadar açık biçimde Erdoğan’ın tutuklu vekillerle ilgili yaklaşımını eleştirdi.

Bülent Arınç ise hala MKYK üyesi ama bu dönem çok önde olmayacağı dünkü MKYK toplantısında kesinleşti.

Erdoğan aslında bu kongrede AKP’nin kendinden sonraki yönetimini dizayn etti. Ama bunu yaparken bir anlamda “emanetçi” bir yapı kurdu.

Yakında Çankaya’ya çıkacağı artık kesin olan Erdoğan partiyi terketmeyi düşünmediğini de “partili bir cumhurbaşkanı” tartışmasını başlatarak gösterdi.

Erdoğan önce Anayasa değişikliği ile başkanlık, ya da yarı başkanlık sistemini getirmeyi hedefliyor. Meclis’te üçte iki çoğunluğu sağlayamazsa da mevcut yapıda Atatürk gibi partili cumhurbaşkanı olmak istiyor. Yani hem cumhurbaşkanı olacak, hem de partinin başında olarak hükümeti yönetecek.

Kasım 2002’de ilk kez iktidar olan AKP o günlerde kendisini Avrupa’nın “Hristayan Demokrat” partilerine benzeterek “Müslüman Demokrat” olarak tanımlıyordu. AB yanlısı ve AB ile uyum çalışmaları yapmaya hazır bir parti idi.

Bu nedenle Türkiye’nin AB üyeliği önünde duran en büyük engel olan Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koydu. Rum tarafından çıkan hayır oyları çözümü başka bahara erteledi. Böylece AKP ve Erdoğan da rahat bir nefes aldı.

Milli Görüş çizgisindeki bir Başbakan nasıl olur da Kıbrıs’ı bırakırdı. Erdoğan bu muhasebeyi hep yaptı. Sonunda da “AB’den de vazgeçmeyiz, Kıbrıs’tan da asla vazgeçmeyiz” gibi garip bir söylem geliştirdi.

Önceleri kendisini müslüman demokrat olarak tanımlayan ve demokrasiye vurgu yapan AKP, ilerleyen süreçte bundan vazgeçti. Bunun yerine son kongrede açıkça vurguladığı gibi “Muhafazakar Demokrat” olarak tanımlamaya başladı. Bu kez vurgu demokratlığa değil, muhafazakarlığa yapılıyordu.

Muhafazakarlığın aslında “tutuculuk” olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı?

İşte Erdoğan’ın 10 yıllık iktidarında geldiği nokta burasıdır. Müslüman demokrat olarak çıktığı yolda milliyetçi, muhafazakar oldu.

Bu süreç demokratlığını tamamen sildi. AKP kongresine bazı gazetecileri kabul etmemesini “burası bizim evimizdir, ne yani bize olmadık eleştiriler yapacaklar sonra evimize gelmek isteyecekler, bu olmaz” diyerek savundu.

BDP Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını gündeme getirdi.

Suriye ile savaşa girecek Tezkere’yi Meclis’ten apar topar geçirdi.

AKP Belediyeleri içki yasaklarını yavaş yavaş yaygınlaştırıyor.

Mahalle baskısı, İmam Hatip okullarının yeniden “altın çağını” yaşamaya başlaması, Ramazan’da devlet dairelerindeki resturantların tadilat gerekçesiyle kapatılması v.b. gelişmeler hep yeni AKP’nin ürünüdür. 

Erdoğan son kongrede partisini “Muhafazakar Demokrat” olarak tanımladı. Ama galiba demokratlığı artık tamamen unuttu. Geriye yalnızca muhafazakarlık kaldı.  

 

 

 

Bu haber toplam 741 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler