1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamını gündeme getirince, saldırı altında kaldı…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamını gündeme getirince, saldırı altında kaldı…

A+A-

Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamını gerekçe yapan bazı Kıbrıslıtürkler, Dr. Loizos Loizos’un amcasını ve 16 yaşındaki amca oğlunu Kufez’de öldürmüşlerdi…

 

 

Dr. Loizos Loizos, sosyal medya sayfasında Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamını gündeme getirince,  Kıbrıslırum şoven çevrelerin saldırısı altında kaldı…

1974’te Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamını gerekçe yapan bazı Kıbrıslıtürkler, Mesarya’da ve Karpaz’da olayla hiç ilgisi olmayan bazı masum ve sivil Kıbrıslırumlar’ı öldürmeye girişmişti. Bundan Dr. Loizos Loizos’un ailesi de nasibini almıştı: Kufez’de yaşayan amcası ve 16 yaşındaki amca oğlunu sözkonusu Kıbrıslıtürkler Kufez’de öldürerek onları “kayıp” etmişlerdi. Mihalis Loizos ve oğlu Loizos, 22 Ağustos’ta Kufez dışında öldürülerek “kayıp” edilmişler, ancak yıllar sonra gömüldükleri yer bulunarak defnedilmek üzere kalıntıları ailelerine iade edilmişti.

Daha önce de bu sayfalarda barışçıl görüşlerine yer verdiğimiz Dr. Loizos Loizos, Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamıyla ilgili olarak bunun yakın geçmişin en korkunç katliamı olduğunu belirterek özetle şöyle dedi:

***  Onları çöp alanına taşıyarak onları çöplerle gömdüler… İşledikleri suçu buldozerlerle örttüler… Bu insanlık dışı bir barbarılıktı… Cephenin kırıldığı anda oluyordu bu… Bu insanlıkla alakası olmayan yaratıklar, eğer savaşı kazanmış olsaydık, neler yapacaklardı, bunu düşünmek bile istemiyorum…

***  Ne yazık ki kimse bu konuda konuşmadı, kimse yargılanmadı, kimse cezalandırılmadı, suçlular bilindiği halde…

***  Kişi olarak iki toplum arasındaki tüm şiddet ve işlenmiş olan suçları kınıyorum ancak bu suç en büyük ve en trajik suçtur. Toplam 126 kadın ve çocuk üç Kıbrıslıtürk köyü olan Muratağa-Atlılar-Sandallar’da katledilmişti…

***  Kör milliyetçi nefretin hedef aldığı masum kurbanların bir akrabası olarak bu katillerle ilgili sert sözcükler kullanıyorum. Bunu silahsız yakın akrabalarımın anısına borçluyum –Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamı ortaya çıkınca, kör bir intikam emriyle TMT’nin Kıbrıslıtürk paramiliter güçleri tarafından bu yakın akrabaların öldürülmüştür.

***  Amcam Mihalis ve yeğenim Loizos 22 Ağustos’ta öldürülmüşlerdi. Onlar kendi topraklarını işleyen ve Kufez’de Kıbrıslıtürk köylüleriyle uyum içerisinde yaşayan iki barışçıl yurttaştılar… Ulusal nefret ve kör bir isyan yakındaki ormanda kaba bir mezara gönderilmeleri sonucunu getirdi…

Dr. Loizos Loizos, bu yazıyı paylaştıktan sonra Kıbrıslırum şoven çevrelerin saldırısı altında kaldı ve onlara yanıt olarak da özetle şunları yazdı:

***  43 yıllık işgalden sonra, toplumlararası nefreti ekip besleme hakkımız var mıdır, bunu merak ediyorum. Bu nefret yapay biçimde ve bilinçli olarak iki topluma da ekilmiş ve bunun sonucunda 1958’de iki toplumlu 1958 ile 1963-64 çatışmaları çıkmış ve 1974’te de vahşi Türk işgali meydana gelmiştir.

***  Ne yazık ki bugün dahi dikenli tellerin her iki tarafından da bazı şahıslar hatalarını düzeltmeyerek hala iki toplum arasına nefret ve korku ekmekte ısrar ediyorlar. İnsanlığa karşı işlenmiş kendi suçlarını “Kahramanca davranışlar” olarak takdim ediyorlar. Kendilerine karşı herhangi cesurca bir görüş belirtenleri kıskanıyorlar, onları hedef alıyorlar ve susturmaya çalışıyorlar. Eğer koordine olmazsak, böylesi kafalar var olmaya devam edecektir… Oysa işlenmiş olan suçlar, suçtur, ister Türk, ister Rum, ister Hristiyan ister Müslüman tarafından işlenmiş olsun, kimin tarafından işlenmişse, o bir suçtur.

***  14 Ağustos 2017’de yazdıklarım nedeniyle hedef gösterildim, sözlü olarak saldırı altında kaldım, kendi tarafımızdan şoven çevreler tarafından dışlandım. O gün yazdım ve sağlam biçimde söylediklerimin arkasında duruyorum: Kıbrıs’ın yakın tarihindeki en korkunç suçlar, Muratağa-Atlılar-Sandallar’da işlenmiş olan suçlardır. Bu suçları işleyenler, Rumca konuşan insanlık dışı yaratıklardı ve bu suçları sivillere, yaşlılara, çocuklara karşı işlemişlerdir.

***  İşledikleri bu suçun ivedi sonucu ise yüzlerce sivil ve tutuklunun öldürülmesidir ki aralarında Mesarya’da Kufez’den 54 yaşındaki amcam Mihalis ile 16 yaşındaki yeğenim Loizos da vardı.

***  Her iki toplumdan kayıpların akibetini öğrenebilmek için mücadele eden ve bu konuda yardımcı olan Kıbrıslıtürk gazeteci Sevgül Uludağ da aynı çevrelerin hedefi olmuştur. Sevgül Uludağ’ın yaptığı çalışmaları yalnızca tebrik etmek yetmez, ona resmi Kıbrıs devletinin ödül vermesi de gerekir.

***  Askerler savaşa giderler ve çatışmaların olduğu ön cephelerde düşmanla karşı karşıya kalırlar. Geride kalıp da köyleri ganimet etmeye ve sivilleri öldürmeye gitmezler. Bu saçmalık ve korkaklıktır – hiç kimse öteki tarafın suçlarını sayarak bu konuda suskunluk yaratamaz. Bunlar savaş suçlarıdır ve zaman aşımına uğramazlar, affedilemezler de. Suçluların isimleri ve adresleri vardır.

***   İki toplumda en azından ahlaki olarak bu tür suçlular lanetlenmeli ve işledikleri suçların “zaferi” ellerinden alınmalıdır.

***  Eğitim sistemimiz tarihsel gerçekliklerin çarpıtılmasından arındırılmalı ve iki toplum arasında nefret ekmeye çalışanlar da kovuşturulmalıdır. Ancak bu şekilde yeniden birleştirilmiş ortak bir vatan yaratılabilir…


 

BİR KİTAP

Nubar Terziyan: “Ne idim, ne oldum...”  

İletişim Yayınları arasından bir kitap: Nubar Terziyan’ın “Ne idim, ne oldum” başlıklı kitabı…

İletişim Yayınları, kitabı şöyle tanıtıyor:

“Ne İdim Ne Oldum, gençlik yılları boyunca hep sivil polis olmayı düşleyip ortayaş döneminde bol bol “iyi polis” rolü oynayan bir Ermeni vatandaşın “sıradan hayat” anılarını içeriyor. Usta bir oyuncunun, tatlı bir dille kaleme aldığı anılar, huzurun sitemleri bastırdığı satırlar: “Doğduğum memlekette kendimi sizlere sevdirdim, paradan ziyade sempatinizi kazandım.” Nubar Terziyan’ın 1984’te yazdığı bu cümle şimdi daha da anlamlı. Çünkü onları -eski filmlerin “artistler kuşağı”nı- aslında ne çok sevdiğimizi yeni yeni anlıyoruz. Ya da “Nubar Baba” ve arkadaşlarını şimdi daha çok seviyoruz. Ne İdim Ne Oldum’daki Nubar Terziyan da sevilmeyecek adam değil zaten...

Nubar Terziyan

1909’da İstanbul’da doğdu. Bezciyan Lisesi’ni bitirdi. Sivil polis olmak ve Darülbedayi’de oynamak hayallerinin gerçekleşmeyeceğini anlayınca bir yandan baba mesleği manifaturacılığı sürdürdü, bir yandan da arkadaşlarıyla kurduğu yarı-amatör Gençler Temaşa Heyeti’nin oyunlarında sahneye çıktı. 1948’da Atlas Film’in davetiyle Efsuncu Baba filminde rol aldı ve bu, ilk sinema deneyimi oldu. 50’li yılların sinemasında iyi polis, iyi dost ve babacan-iyi adam rolleriyle sağlam bir yer edindi (Kanun Namına, 1952)... Yeşilçam’ın altın döneminde yüzlerce filmde oynadı (İstanbul Çiçekleri, İngiliz Kemal Lavrens´e Karşı, Küçük Hanımefendi, Çalıkuşu, Kaçak, Zeyno, Kezban Roma´da, Nöri Kantar Ailesi, Vahşi Gelin, Gizli Yara, Bodrum Hakimi...) Ömrünün son yılında, 5. Ankara Film Festivali´nin 1993 Emek Ödülü´ne layık bulundu.”

 

 

Bu yazı toplam 2875 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar