1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MÜLAYİM USTA
MÜLAYİM USTA

MÜLAYİM USTA

Ömrünü işçilere ve sendikacılığa adamış bir isim…

A+A-

 

Ömrünü işçilere ve sendikacılığa adamış bir isim…

 

Tanju KONURALP

Sendikacılık dünyanın her yerinde, işçi haklarını temsil eden, koruyan ve standartlarını belirleyen bir sistem olarak biliniyor. İşçi haklarının savunulması yönünde dünyada, birçok insan hayatını ortaya koymuş ve bu haklar her zaman korunmak istenmiştir. Ülkede ise bu gün sendikal haklar için bir mücadele görülse de, maalesef hükümet sendikal hakları göz ardı edebilmekte ve işçi sömürüsüne fırsat tanıyabilmektedir. Bu hafta ADRES KIBRIS’ın konuğu, ülkenin en eski sendikacılarından, Mülayim Usta olarak bilinen Mehmet Ramadan oluyor.  Sendikacılık yaşamına, 1952 yılında, işçi haklarını savunmak için uygulanan grev ile başlayan Mülayim Usta sendikacılığın geçmişini ve bu gününü anlatıyor.

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

21 Eylül 1935 yılında, Lefkoşa’ya bağlı Dereliköy’de (Bodamya)doğdum. 1942 yılında ilkokula gittim. 1947-48 yıllarının yalnızca tatil günlerinde ise sanat okuluna gittim. 1949 yılından günümüze kadar ise dülgerlik ve sendikacılık işleri ile meşgul oldum.

Sendikacılık hayatınız nasıl başladı?

1952 yılında babam, Dereliköy’de (Bodamya)bir çiftlikte kâhyalık yapıyordu. Bu çiftliği 3 Rum ve 1 Türk çiftlik ağası ile Zengin Dimitriou ailesi yönetiyordu. O dönemlerde bu kişiler, köylünün emeğini sömürerek, olmadık davranışlarda bulunuyordu. Örneğin işe güneş doğduktan sonra giden kadınlar, şiddetli bir azarlamaya maruz kalır, bazıları kovulurdu. Yine bu dönemde ekmeğin fiyatı üç kuruş iken, yarım şilin gündelik ödenirdi. Tam da bu dönemde, o dönemin önemli sendikalarından birisi olan Kıbrıs İçi Federasyonu (KİF) köye bir şube açtı. Bir gece köyün kulübünden çıktığımda, Rum futbol arkadaşlarım bana, çiftlik yöneticilerine karşı greve gideceklerini söyledi ve benden bu grevi kimsenin kırmaması konusunda yardım istedi. Ertesi gün köyün büyük bir çoğunluğu, sorunu Türk – Rum sorunundan öte kardeş hakkının savunulması olarak görmeye başladı ve bir bütünlük oluştu. Gerçekleştirdiğimiz greve köyün papazı dâhil, hemen herkes katıldı. Böylelikle benim de sendikacılık hayatımın ilk dönemi başlamış oldu.

Grevin sonucunda isteklerinizi elde ettiniz mi?

Önce bir seçim gerçekleşirdik ve anlaşma şartlarını, çiftlik ağaları ile görüşmek üzere bir yönetim belirledik.  Bu yönetime beni de seçtiler. Görüşme günü, şartlarımızı çiftlik ağalarına bildirdik ve teklifimiz şiddetle ret edildi. Bizler de bir hafta süren bir greve gittik. Bir hafta sonra ise bu kez, çiftlik ağaları bizi tatmin etmeyen bir teklif ile geldiler ve biz ret ettik. Yine süren bir grevin sonunda, yarım şilin olan gündeliği 4 şiline çıkardık ve haftada da 44 saat mesaide mutabakata vardık. Ertesi yıl tekrar gittiğimiz grev sonunda ise günde sekiz şilin ve yine haftada 44 saat mesai konusunda anlaşarak, ikinci başarımızı elde ettik.

Genel Sendika’dan bahsedebilir misiniz bizlere?

Son grevin de başarı ile tamamlanmasından sonra, İnşaat İşçileri ve Ziraat İşçilerini bir çatı altında toplayan, Genel Sendika’ya üye oldum. Bu da 1952 yılında gerçekleşti. Böylelikle resmi sendika hayatım başlamış oldu. Bu dönemlerde, Türk işçilerinin sorunları ile uğraştım ve onların hak mücadelelerinde yer aldım. Bu işleri genellikle Ziraat İşçileri Genel Sekreteri Andreas Griagu ile birlikte gerçekleştirirdik. 1958 yılına kadar sendika devam etti ancak, 1958 olaylarının başlaması ile birlikte istifa etmek durumunda kaldım. Kurulan 1963 Cumhuriyeti ile birlikte, gayri resmi olarak yardım amaçlı görevlerde bulundum.  Halen daha da, Güney’deki Türk işçilerin bir sorunu olduğu zaman, beni çağırırlar ve ben de elimden gelen desteği sağlamak adına giderim.

Bu gün var olan sendikacılık ile kendi dönemlerinizi kıyasladığınız zaman, ne tür farklılıklar ilişiyor gözünüze?

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, geçmişte sendikacılar gönüllerini ortaya koyarak çalışırlardı. Şimdiki sendikaları gözlemlediğim zaman ise gönül bağlılığından öte parasal bağlılık yönünün ön planda olduğunu gözlemliyorum. Yine bizim sendikacılık dönemimizde, iki taraflı değerlendirmeler yapılırdı. Bir iş yerine, bir işçiyi müdafaa için gittiğimiz zaman, işçinin yaptığı işi ve aldığı parayı kıyaslar ve ona göre bir değerlendirmede bulunurduk. Her şilin için, çalışma birimleri ve ücret standartları vardı. Bu sayede hem işçinin verdiği emeğin tam karşılığı alınır, hem de ilgili iş yeri ayakta kalmayı başarırdı. Amaç iki tarafın da haklarının, adilce savunulmasıydı.  Bugün ise sendikalarımızda bu anlayış yok. Bizim dönemimizde grev son seçenekti örneğin. Taraflar ile mutabakata varılmadığı ve artık hiçbir çarenin kalmadığı anlarda greve gidilirdi. Bu durum ülkedeki işçi haklarını savunurken, ülke ekonomisinin de en az zararı görmesi anlamında bir zihniyetten ibaretti. Şimdi ise sendikalar ilk iş grev çağrısında bulunuyor. Ayrıca çalışanlar aynı işleri yapmamasına rağmen, aynı ücretleri talep edebiliyor. Kimisi emeğinin altında ücret alırken, kimileri emeğinin çok üzerinde ücret alabiliyor. Sendikacılık, her emeğin hakkını adilce savunmak anlamında kullanılmalıdır. En önemlisi ise sendikalar geçmişte, devlet üzerinde etkili kuruluşlardı. Şimdi ise etki namına bir şey göremiyorum.

Kuzey ile Güney arasındaki işçi hakları ve durumu hakkında ne tür farklılıklar görüyorsunuz?

Güney Kıbrıs’ta bizim dönemimizde de, şimdi de var olan çok önemli bir sistem var. İşçilerin Ağustos ayının tamamını izin yaparak geçirme hakları var. Yılın en sıcak ayı oluşu ve işçi güvenliği ile ilgili olarak bu uygulama mevcut. Ayrıca Trodos bölgesinde bu işçilerin tatillerini değerlendirmeleri için, işçi tatil evleri de bulunmakta. Kuzey Kıbrıs’a baktığımız zaman ise kaçak işçilikten işçi güvenliğine, tatilden ücretlendirmeye kadar hiçbir konuda bir standart veya denetim yok. Öte yandan ‘Grev Fonu’ gibi bir olay vardı. Bu fon sayesinde greve giden işçiler, haklarını elde edene kadar ekmeğini elde ederdi. Çalışan her sendikalı 1 şilin karşılığında, yarım şilin pul parası alır ve bu parayı da sendikaya yatırırdı. Tatil zamanı gelen çalışanlar, bu paradan faydalanarak daha rahat tatil yapma imkânı elde ederdi. Bugün ise işçilerin ne yaptığı, nasıl yaşadığı, sosyal güvenliği adına hiçbir çalışma göremiyorum.

Günümüz sendikalarına ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Günümüz sendikacılarına, işçi ve işçi hakları ile çok daha yakından ilgilenmelerini ve konuya çok daha ciddi yaklaşmalarını özellikle tavsiye ederim. İşçilerin bütün hakları ile ilgili denetlemeler yapmaları ve hakların hiçe sayıldığı kurumlar ile ciddi mücadeleler içerisine girilmelidir. Seslerin biraz daha gür çıkması gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 414 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler