1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MUHALEFETİN ÖDEV DEFTERİ
MUHALEFETİN ÖDEV DEFTERİ

MUHALEFETİN ÖDEV DEFTERİ

Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Kuzey Kıbrıs ziyaretinden benim aklımda kalan tek bir kare var; Ne çözüme yönelik söyledikleri, ne de basına verdiği sempatik görüntüler, bu ziyaretin bende iz bırakan tarafı. Din İşleri Dair

A+A-

         Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Kuzey Kıbrıs ziyaretinden benim aklımda kalan tek bir kare var;

         Ne çözüme yönelik söyledikleri, ne de basına verdiği sempatik görüntüler, bu ziyaretin bende iz bırakan tarafı.

         Din İşleri Dairesi Başkanı’nın Dışişleri Bakanı’na sunduğu kırmızı dosya!

         Aslında içeriği ile de hiç ilgilenmiyorum… Tahmin etmek çok zor değil, ama içerik ne olursa olsun, kendi alanıyla ilgili bir Daire Başkanı’nın hazırladığı bir raporu, denk getirip, böyle resmi bir ziyarete yerleştirebilmesidir önemli olan.

         Bunu ilk bakışta, dini hassasiyetlerin ön plana çıkması olarak da okuyabilirsiniz ama bu hassasiyeti öne çıkaran ortada bir siyaset ve varlık olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.

         Yazık ki, bunu hiçbir siyasi parti yapamadı!!!

         Davutoğlu, yarım günlük ziyareti kapsamında görüştü, Din İşleri Dairesi Başkanı ile...

         Programa baktığımda, siyasi partilerle bile görüşme programı olmayan Dışişleri Bakanı’nın, Din İşleri Dairesi Başkanı ile görüşmesini yadırgamıştım. Halkla ilişkiler ekibi de yadırgamış olacak ki, mecliste temsil edilen siyasi partilerle de program dışı bir görüşme koydu, Davutoğlu.

         Muhtemelen Din İşleri Dairesi Başkanı görüşmesinden göreceli olarak daha verimsiz bir toplantı gerçekleşti!

         Çünkü buradaki siyasi partilerin, Türkiye’deki siyaset üretenlerle ilişkisi, böyle resmi, diken üstünde toplantılardan ibaret. Ne kulis, ne lobi çalışması, ne de doğrudan süreğen bir ilişkisi var, siyasetçilerimizin.

         Son dönemlerde Türkiye’deki AK Parti hükümetinin kendi stratejilerine odaklı çokçda da haddini aşan açıklamaları buralarda tepkiyi kamçılıyor. Bu doğal.

         Ancak doğal olmayan, bu ülkede yönetimlere, hükümetlere aday konumunda oturan, mecliste sandalye tutan siyasi partilerin, sadece kurulan cümleleri, eleştirmekle yetinir pozisyonları.

         Şu bir gerçek ki, Türkiye’de AKP başta olmak üzere, hiçbir siyasi partiyle, neredeyse hiçbir sivil toplum örgütü ile süreğen bir ilişki içinde değil siyasetçilerimiz.

         Türkiye medyasına da aynı şekilde uzak bir duruşları var.

         Gün olur ilgi dönerse, kendilerine sunulan sıra ve usulle konuşuyor bizimkiler medyaya. Ya da buradaki Türkiye medyası temsilcileriyle günlük kavgaları değerlendirmekle yetiniyorlar.

         Kıbrıs bıçak sırtı bir ülke... Yarısı kapalı... Tanınmamış...

Yaşamak da siyaset yapmak da kolay değil. Ama yapılması gerekenleri görmek kolay!

         Cenevre Zirvesi taraflara açık bir takvim koydu. Ekim’e kadar yoğunlaştırılmış bir müzakere süreci geçirilecek. Arkasından da NewYork’ta belki de referanduma kadar gidecek yeni bir zirve yapılacak.

         Böyle bir ortamda örneğin, ben muhalefet partilerinden, en başta da ana muhalefet partisinden, önce Türkiye ile olan ilişkiler konusunda kendini ve kimliğini ortaya koymasını beklerim.

         Süreci izlemekle yetinmek yerine, yönetebilecek bir siyaset yaratmasını beklerim.

         En azından bir Din İşleri Dairesi kadar olup, bir siyasi parti, gündemdeki konulara ilişkin politikalarını ortaya koyacak bir görüş mektubu sunabilmeli.

         Kamu kuruluşları sırayla peşkeş çekilirken, ekonomi politikaları geliştirmek, tek bir somut öneri ortaya koymak konusunda, yazık ki son derece yetersiz kaldı, muhalefet partileri.

         TDP, hazırladığı kitapçığı kamuoyuna yeterince benimsetip duyuramadı.

         CTP, kurultay telaşından tek somut öneriyle gündem yaratamadı.

         DP, Genel Başkanı görev başında olmadığı hiçbir gün varlık gösteremedi.

         ÖRP, zaten sırasını beklemekle meşguldü.

         Muhalefetin özeti bu…

Hükümet kanadı derseniz, AKP’ye yönelen öfke ve “sin de gulle geçsin” politikasıyla, sırasıyla ev ödevlerini yerine getirme telaşında, en azından fire vermeden istenilenleri yapmak konusunda takdir edilecek bir gayret sergiliyor!

         Bu ülkede Türkiye’ye küsmek, sırt çevirmek, Türkiye’ye rağmen bir tavır belirlemek mümkün değil. Bırakın bizim kendimize özgü bağımlılık halimizi, artık dünyada hiçbir ülke bir diğerinden bağımsız, diğerine rağmen hareket edemiyor, siyaset geliştiremiyor.

         O zaman muhalefetin en önemli ev ödevi, doğrudan ilişki kurabilmektir. Kendini dinletebilmek, siyasetine değer verdirip etki yaratabilmektir.

         Türkiye’de siyasetin en üstünde oturanlar maalesef bugüne kadar adadan giden Elçilik raporları kadar gördüler Kıbrıs’ı. Ama bu Türkiye siyasetinin değil, buradaki varlıksızlığın ve yaratılan boşlun sorumluluğudur.

         Bu alışkanlık bugün hala devam ediyor.

         Buradaki siyaset Türkiye’deki siyaseti medyadan, Türkiye’deki siyaset buraları tek yönlü raporlardan tanıyor. Bir de magazin programlarıyla bu bilgilere cila vuruyor.

         Geçtiğimiz yıllarda bir vesileyle Kıbrıslı Türklerle yakın ve sıcak ilişki kuran elçilerden birinin görev süresi sonundaki raporunu okuma şansı bulmuştum. Kelime kelime aktarma şansım yok ama o kriptolu rapordan aklımda kalan en çarpıcı anafikir, Kıbrıslı Türkler’in tembelliği, Rumlara özentisi, Güney’deki okullar ve alışverişin hayatlarındaki yerini anlatıyordu.

         Toplum olarak hazıra alıştığımızdan bahsediyordu!

         Şimdi bu elçiye kızabilirsiniz, nitekim bugüne kadar kızgınlık konusunda, öfkemizi dile getirme konusunda, son derece yaratıcı yöntemler geliştirdik, ama bu bakış açısının sorumluluğunun yine buradaki siyasete dair olduğunu da unutmamak gerekiyor.

         Bugün muhalefetin ödev defterinde tek bir başlık var;

         Varlık göstermek ve siyaset üretmek.

         Önümüzdeki hafta Erdoğan Kıbrıs’a gelecek. Bütün o tartışmalardan sonraya adaya ilk ziyareti.

         Muhalefet ne yapacak?

 

        

        

Bu haber toplam 643 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler