1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. MONT PELERİN ENKAZI
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

MONT PELERİN ENKAZI

A+A-

 

Mont Pelerin'de patlak veren krizden sonra belli ki önümüzde son bir şans için kısa bir zaman daha var.
Eğer yeni yıl tatili nedeniyle gündeme gelen erteleme olmazsa, son bir deneme için 1 ay kaldı diyebiliriz.
Her ne kadar Akıncı'ya resmi Türk tezlerinde, hatta Annan Planı'ndaki durumdan öte taleplerle masaya oturduğu için ona kızsak da Anastasiadis’in de ‘çözüm karşıtı’ partilerin gazabından korkarak cesur davranamadığını, popülizme yenik düştüğünü söyleyebiliriz.
Ancak Akıncı ve ekibinin agresif ve aceleci tavrı Anastasiadis'e çok fazla iş bırakmazken; Rum heyetin sessiz kalarak bizimkilerin tantanasını izlemesi “Türkler masadan kalktı” manzarasının yaratılmasına neden oldu.
Espen Barth Eide'nin 'oyun henüz bitmedi' tespiti önemlidir.
İşte şimdi 'oyunda' empati bölümüne geçmek en hakiki gerekliliktir.
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların siyasi hassasiyetleri, öncelikleri, tepki biçimleri birbirinden farklıdır, bunu anlamak gerekiyor.
Dolayısıyla bazen bizim için çok da 'önemsiz' konularda oluşan duygusal hassasiyet, Rumlar için konunun özünün önüne geçebiliyor.

Bu da ‘orta yol’ bulabilmeyi zorlaştıran bir faktör olarak önümüze çıkıyor.
Zira son yaşadığımız krizde de bunu görüyoruz.
Rum tarafı nüfus konusu, siyasi eşitlik konusunda Türk tarafına tavizkar davranırken bunu toprakta alacağı tavizler karşılığında yaptı, bunu kestirebiliyoruz.
Daha açık söylemek gerekirse “bütün KKTC yurttaşları yeni devletin yurttaşı olacak” diye övünen Akıncı'ya bu şansı Anastasiadis verdi, bu bir kenara not edilmelidir.
İki tarafın hassasiyetleri, duygusal anlamda Kıbrıs sorununa bakışları farkı olabilir ki bu, son krizde de gün gibi önümüzde duruyor.
Kıbrıs Rum siyaseti yıllarca sorunun çözümünü siyasal literatürde “evlerimize geri dönmek” tezi üzerinden yürüttü…
Kendi açılarından düşündüğümde hak da veriyorum bu duruma…
Hasbelkader bir savaş olmuş ve insanlar evlerinden, yaşadıkları topraklardan anılarını alarak kaçmak zorunda kalmışladır.
Şimdi gündemde olan eve dönmektir.
Resmi Rum siyaseti de bu tez üzerine kuruludur!..
Onlar için 'evlerine geri dönmek' çözümün anlamıdır.
“Çözüm” denen olgu Rumlar açısından böyle anlamlandırılırken, bizim için ise dünyanın bir parçası olmak, tanınmak, uluslararası hukuka dahil olmak gibi daha başka kavramlar üzerinde bir anlam ifade etmektedir.

Hal böyle olunca da empati denen limana sığınmak gerekiyor şimdi.
Rumların evlerine dönmek konusunda şekillenen beklentilerini maksimum düzeyde karşılamadan bu çözümün olmayacağını anlamak ve belleğimize kazımak gerekiyor.
Bu nedenledir ki Mont Pelerin'nde yaşanan krizde toprak konusunda Türk tarafının ortaya koyduğu ve Rumları tatmin etmeyen tezler bizleri olumlu sonuca taşıyamamıştır. 
Pek tabii bu krizden kurtulmak gerekiyor.
Ve çok acil olarak empati siyaseti ile yeniden masayı kurmanın yollarını aramak elzem.
Eğer bu durumdan kurtulmak gerekliyse, öncelikle bu yas havasından çıkmak lazım.
Bu bunalımdan çıkıp, o bu durumu yaratan tabuları, kırmızı çizgileri adına ne derseniz deyin, bu katı halleri terk etmek gerekiyor.
En kötü çözüm şimdiki gidişattan iyidir dostlar bunu anlamak için kahin olmaya gerek yok.
Bugünkü işsizlik, gelecek kaygısı, çatışma-savaş çıkma ihtimali, Türkiyelileşme halleri, ilhak kaygısı gibi siyasal endişelerin en kötü çözümden daha kötü olduğunu görmeliyiz.
Varsın 10 bin Rum daha gelsin kuzeydeki topraklara ama bizler uluslararası hukukun parçası olalım, AB denen refah ve insan hakları havuzunda boş olarak bizi bekleyen koltuğumuza oturalım.
Geçmişin hatalarına, yaşanmışlıklarına saplanıp kalacak mıyız, yoksa geleceği kurup ekonomisiyle, turizmiyle, eğitimiyle, standartlarıyla, çevresiyle, yönetimiyle insanca yaşanabilir bir düzene sahip yeni bir ülke yaratabilecek miyiz?
Kendimize sormamız gereken soru budur dostlarım.
Özellikle de Mustafa Akıncı ve ekibinin bu soruyu defa defa kendisine sorması gerekiyor bu günlerde…
Eğer böyle kalır, adına Mont Pelerin denen enkazın altında acı çekmeye devam edersek ve bu durum kalıcılaşırsa, bu sürecin sonu ilhaktır!
Kim ne derse desin, 2011 ile tırmanan gayrı resmi Türk siyaseti Kıbrıs'ın kuzeyini kendi topraklarına dahil edecek bir dizayn ile şekilleniyor.
Su, elektrik derken bir bakacaksınız ki yönetecek hiçbir şeyimiz kalmamış!
Daha açık söylemek gerekirse eğer bu son şans da kaçırılırsa bu işin sonu entegrasyondur.

“Kıbrıslı Türkler buna izin vermez” mi dersiniz?
Barış Burcu'nun Mont Pelerin'deki açıklamaları ile  “Rumlar çözüm istemez” algısının tohumu ekildi zaten.
Ne yazık ki bu algıya kapılan “solcularımız” da vardır.
Eğer bu algı gelişir, büyür ve toplumsal bir hale gelirse ilhak da yavaş yavaş özümsenir.
Öylesine yavaş olur ki bu süreç…
Kimse ilhak olduğunu bile anlamaz.
Ve ilhak, çeşmeden akan Anamur suyunun lezzeti kadar hafif kalır o zaman.
Hem ne güzel, elektrikler de kesilmez, kablo var vesselam!
Bilmem anlata bildim mi?

Bu yazı toplam 1272 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar