1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Mirtu’dan Lapta’ya…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Mirtu’dan Lapta’ya…

A+A-

Zaman zaman telefonda arıyordu beni bir Kıbrıslırum okurum ve çeşitli bilgiler veriyordu… Aylardır onunla konuşmamıza rağmen, ilk kez yüzyüze görüşüyoruz… 72 yaşındaki bu şahit, 1974 sonrası Arap ülkelerinde çalışmaya gittiği ve oralarda 19 senesini geçirdiği için güzel İngilizce konuşuyor, bu yüzden anlaşmamız kolay oluyor. Son derece sakin ve mutlu bir insan ki böylesi insanlarla bugünlerde karşılaşmak çok zor… Bu okurumla birlikte ayarladığımız günde buluşuyoruz, Kayıplar Komitesi yetkilileriyle birlikte Mirtu’ya (Çamlıbel) gideceğiz ki okurum bize bir olası gömü yeri gösterebilsin…

27 Kasım 2013 Çarşamba günü Ledra Palace barikatında buluşuyoruz ve Kayıplar Komitesi yetkilileri Ksenofon Kallis ve Okan Oktay’la birlikte Mirtu’ya (Çamlıbel) gidiyoruz. Kayıplar Komitesi görevlisi Turgut Vehbi de bizimle, ayrıca araştırma görevlisi Hikmet Selçuklu da bizimle birlikte Mirtu’ya geliyor.
Kıbrıslırum okurum bana Mirtu’yla ilgili hikayeler anlatıyor: Aslında başlangıçta Mirtu diye bir köy yokmuş, Mirtu köyünün oluşup gelişmesinde Ayios Panteleimonas Manastırı’nın büyük rolü olmuş. Bu manastır bölgede çok geniş arazilerin sahibiymiş…

Bir zamanlar bu bölgede taralalara pamuk ekerlermiş… Yalusa’dan (Yeni Erenköy) tütün satın alırlar, bunları evlerde sarıp sigara haline getirirler ve sonra da İngiltere’ye bu sigaraları ihraç ederlermiş. Bu bölgede mandarin, portokal, harnıp ve zeytin yetiştirirlermiş… Mirtu’nun mantarları ve ayrellisi çok meşhurmuş… Ayrıca bölgenin taşlarını toplayıp gaminilerde kireç yaparlarmış… Mirtu, balıyla çok ünlüymüş çünkü bu bölgede doğal bitkiler çok çeşitliymiş – Tulipa Cypria yani herhalde bizim medoş lalesi dediğimiz Kıbrıs lalesi de yetişiyormuş doğal olarak bu topraklarda… Manastırın inekleri ve koyunları da varmış, hayvancılık ve sütçülükle de uğraşıyorlarmış…

Bir zamanlar bu manastırda hayat varmış fakat şimdilerde bu harika bina yıkılmaya terk edilmiş – binanın durumu o kadar kötü ki, bir sevgisizlik ve ilgisizlik anıtı gibi köyün girişinde gelip geçeni selamlıyor ve bir kültürün, bir yaşam biçiminin nasıl yok edildiğinin tanıklığını yapıyor… Yapayalnız öylece yıkılıyor ve bu adada çok korkunç şeyler yaşanmasına rağmen, insanların pek de umurunda olmadığını kanıtlıyor adeta… Çünkü eğer hayata ve kültüre dair birazcık özen olsaydı, bu manastırın bu hale gelmesine izin vermezdi…

Ayios Panteleimonas yani Aziz Panteleimonas, geçmişte ciddi hastalıkları olan insanların uğrak yeriymiş – gözleri görmeyenlerin, kötürüm olanların uğrak yeriymiş, pek çok insan buraya gelip Aziz Panteleimonas’a dua edermiş… Mirtulular’a göre, ciddi hastalıkları olan Kıbrıslırumlar’ın yanı sıra Kıbrıslıtürkler de bu manastıra gelerek dua edip iyileşmeyi umarlarmış… Şimdi geride yalnızca bu hikayeler kaldı – manastır tamir bekliyor ama bu başarılabilecek mi acaba?

Bir zamanlar bu manastır Kıbrıs’ın en zengin manastırlarından birisiymiş – Pendaya’da, Aşera’da, Aşağı Moni’de, Aya İrini’de (Akdeniz), Panağra’da (Geçitköy) çok geniş toprakların sahibi imiş… 1754’de Girne Piskobosu, İstanbul’da Başvezir’le bir anlaşma yapmış ve böylece bu manastır da Osmanlılar’a vergi ödemeye başlamış… Köylüler, 1821’de Lefkoşa’da Osmanlılar tarafından diğer papazlarla birlikte idam edilen Lavrendios adlı piskobosun anısına köydeki çok büyük bir çam ağacına “Lavrendios” adı vermişler… Köylüler her gün birkaç saat bu büyük çam ağacının gölgesinde dinlenmeye giderlermiş…

Kıbrıslırum okurum bana Assomato (Özhan) köyünü geçer geçmez iklimin değiştiğini, yaz aylarında Assomato çok sıcak olsa dahi Mirtu’nun her zaman çok daha serin olduğunu, Mirtu’nun havasının çok hoş olduğunu anlatıyor… Aslında hiç yağmur yağmamış olan bu mevsimde dahi, Mirtu, diğer bölgelerden çok daha yeşil… Deniz seviyesinden bin ayak yüksekte olduğu için hep yemyeşil ve yaz aylarında harika bir havası olduğunu anlatıyor Kıbrıslırum okurum…

Kıbrıslırum okurum çok uzun yıllar önce insanların Mirtu’ya, manastır nedeniyle çalışmaya geldiklerini, boğaz tokluğuna çalıştıklarını, çalışmaları karşılığında kendilerine para ödenmediğini anlatıyor… Yavaş yavaş buralara yerleşmişler, evlenmişler, çocukları olmuş, evler inşa etmişler ve Mirtu böyle gelişmiş…

Bugünlerde Mirtu’ya “Çamlıbel” deniyor. Evet burada insanlar var, onlar da evleniyor, onlar da çocuk sahibi oluyor, onlar da evler yapıyorlar ve bu köyde hayat devam ediyor… Eğer köyün geçmişiyle ilgili hiçbirşey bilmiyorsanız, o zaman bu köy de herhangi bir köy olabilir… Ancak Mirtu’da hatıraları olan insanlarla tanıştığınızda yurdumuz için ne tür bir kayıp yaşanmakta olduğunu kavramaya başlarsınız…

Köyde “Vrisi” diye tabir edilen bir bölgeye gidiyoruz.  Bu köyde bir zamanlar bol su varmış… “Vrisi” de tek bir “kayıp” şahsın gömülmüş olduğu bir yer – okurumuz bize böyle anlatıyor. Burasını bize gösteriyor… Bölgenin fotoğraflarını çekiyoruz, koordinatlarını alıyoruz… Kayıplar Komitesi yetkilileri de bölgeyi inceliyor. Buraya kimin gömüldüğü bilinmiyor ancak 1974’te bazı köylüler “Vrisi” denen bu yere bir “kayıp” şahsı defnetmişler…

Az ileride harika bir taş ev bulunuyor, taş işçiliği tıpkı dantel gibi… Eski zamanlarda bu bölgede taşların şimdiki gibi parayla satılmadığı, ücretsiz olduğu günlerde köylüler evlerini taşlarla yaparlarmış… Şu anda bu evde yaşayan Kıbrıslıtürk, köye haftada bir kez gelirmiş… Bu harika ev bir zamanlar Nikos Samuel ailesine aitmiş, köyün zengin bir ailesiymiş ve akrabaları da Lefkoşa’da bir ortaokul-lise sahibiymişler.

Köyde yaşlı bir adamla karşılaşıyoruz, aslen Faslı köyündenmiş. İki kez göçmen olmuş. 1963’te Faslı’dan Antroligu köyüne göçmen gitmiş, sonra da 1974 sonrası Mirtu’ya göçmen gelmiş. Faslı’ya gitmiş mi hiç?
“Evet gittim ama çok uzaktır ve çok yaşlandım, tekrar gitmek çok zor” diyor…

Hikmet Bey Kıbrıslırum okurumu Lefkoşa’ya, barikata götürecek, bizse Lapta’ya bir başka okurumla buluşmaya gideceğiz. Kıbrıslırum okurumuza bizimle buraya gelerek bu olası gömü yerini bize göstermiş olduğu için teşekkür ediyorum ve vedalaşıyoruz…

Bu yazı toplam 1510 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar