1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MİNARELER MÜHRÜMÜZ
MİNARELER MÜHRÜMÜZ

MİNARELER MÜHRÜMÜZ

“...Özellikle bir sınır köyünde camilerin minarelerinin yükselmesi bizi yakından izleyenlere mesajlar vermektedir. Her cami her yükselen minare KKTC topraklarına vurulan birer mühürdür. Bu mühürleri çoğalttıkça çok büyük hayaller içinde olan Güney k

A+A-

 

 

 

“...Özellikle bir sınır köyünde camilerin minarelerinin yükselmesi bizi yakından izleyenlere mesajlar vermektedir. Her cami her yükselen minare KKTC topraklarına vurulan birer mühürdür. Bu mühürleri çoğalttıkça çok büyük hayaller içinde olan Güney komşularımız da bazı mesajlar almaktadır diye düşünüyorum...”

Bu cümleler sizce kime ait olabilir?

En azından cami imamına ait olmadığını hemen söylemek gerekiyor. İslami gelenekten gelmiş bir siyasetçiye de ait değil.

Bu cümleler Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na ait!

Bugüne kadar Türkiye’deki iktidarlarla en iyi ilişkileri kendilerinin kurduğunu, en çok parayı kendilerinin alarak sistemi en iyi kendilerinin yönettiğini söyleyen UBP’liler için de sanırım biraz şaşırtıcı bu ifadeler.

Zira Sayın Cumhurbaşkanı’nı en azından bugüne kadar, minare ile mühür yapmak için çırpınan 5 vakit namazında biri olarak tanımadığımızı söyleyebiliriz.

 O yüzden bu ifadelerin yeni gelişen siyasi atmosfere uyum gösterdiği için seçildiği açık.

Gelişen siyasi atmosfer, siyasi üslup ve söylemi de doğrudan etkiliyor.

Ve son zamanlarda İslami gelenekler üzerine inşa edilmeye çalışılan bir siyaset baş gösteriyor, Kuzey Kıbrıs’ta.

Örneğin ilk kez bu yıl reklam panolarında kocaman ilanlarla “Kutlu Doğum Haftası” kutlamaları yer aldı. Ve sanırım ilk kez Cumhurbaşkanı Eroğlu, minare ile mühür vurmaktan dem vurdu.

Oysa “minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz” diyen Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın, aslında daha samimi ve gerçek olduğunu da not etmek gerekiyor.

Şimdilerde Türkiye’deki iktidara yaranmak pahasına “çakma” İslamcılık oynanıyor, sadece. Ama bu, bir oyun olmanın ötesinde, çarpık icraatları da beraberinde getiriyor.

Sırf bir yerlere yaranmak adına atılan her adım, arkasında yarattığı bir kaos bırakıyor.

Ve ne acıdır ki, henüz resmen ölmemiş müzakere masasının bir tarafı, minareli mühürle “Rum”a gözdağı veriyor.

Şüphesiz ki sınırdan camilerin minarelerini görerek Rum tarafının alacağı mesaj açık.

Ama daha da önemlisi, birilerine efelenmekten öte, bu söylemin arkasını besleyen farklı provakasyonlar da var mı diye sorguluyorum, ister istemez.

Bir sınırda minarelerimizin mühürüyle mesaj verdiğimiz Rum tarafına mesela, bir başka sınırda gövde gösterisi yapıyoruz.

Yıllardır en zor dönemlerde iki toplumun uyum içinde birlikte yaşadığı Pile’den örneğin, aniden tutuklama haberleri geliyor.

Yıllardır en gergin dönemlerde yapılmayan şekilde Limasol’da bir caminin kundaklandığı duyuruluyor.

Bütün bunlar ardı ardına neden şimdi oluyor?

Bu topraklarda yaşatılan karanlık emeller, ne yazık ki, bu gibi örneklere şüpheyle bakılmasına ana sebeplerden biri.

Umalım ki sadece yersiz bir kuruntudan ibaret olsun.

Ama minarelerin mühürüyle bir yerlere mesaj vermek isteyen anlayışın da zaten kendi içinde ayrı bir provakasyon taşıdığını kışkırtıcılıkla sağ duyudan uzaklaşıldığını gösterdiğini de teslim etmek gerekiyor.

Birbirlerini mühürüyle ezerek yaratılan egemenliklerden çözüm gelmez.

Aksine sadece çözümsüzlük değil ayrı acılar da doğar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 860 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler