1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MİADI DOLDU
MİADI DOLDU

MİADI DOLDU

Sahte belge ve bu sahte belgenin üretilmesiyle bağlantılı olarak, Kamu Hizmeti Komisyonunda görevli, iki üst düzey görevlinin tutuklanması, bir şok etkisi yarattı. Bu konu oluştuktan sonra, tepkileri izlemeye çalışıyorum. Hiç hayret etmedim. Çok ilginç yo

A+A-

 

 

Sahte belge ve bu sahte belgenin üretilmesiyle bağlantılı olarak, Kamu Hizmeti Komisyonunda görevli, iki üst düzey görevlinin tutuklanması, bir şok etkisi yarattı. Bu konu oluştuktan sonra, tepkileri izlemeye çalışıyorum. Hiç hayret etmedim. Çok ilginç yorumlar ortalığı sarmaktadır.

“UBP Kurultayı olmasıydı, bu iş açığa çıkmazdı” diyen ve olayı küçümsemekten tutun da, bu olayı, “AK Parti Komplosu olarak” tanımlayana kadar uzanan ve olayı, esastan uzaklaştırmaya çalışan yorum ve değerlendirmeler dinledim ve okudum. Bir sol parti, olayla alakalı görüş açıklamazken, ansızın CTP’ye saldıran bir basın açıklaması yaptı.Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

ERGENEKON GİBİ, OLAYI ÖRTME ÇABALARI

Hele, çok keskin sol söylemleri olan bir sendikacı şöyle bir ifade kullandı.” Bir belge ileri sürülerek iki kişi tutuklandı. Bu kişileri atayanların arasında Başbakan İrsen Küçük’ün de olduğunu” ifade etti . Yani çok ilginçtir, bir anda olayın esas boyutu olan Cumhurbaşkanlığı,  işin dışına çekilmek istendi, keskin sol söylemle.

 Halbuki, böylesi belgeleri yıllardır üretip de manipülasyonla siyaset yapmayı amaç bilen, bu odağı, göz önüne çıkarmalıydı… Ancak, K.H.K Başkanı Sayın Çetin Uğural esası bildiğinden, bu atamalarda Anayasal sorumluluğu ve yetkisi olan Cumhurbaşkanlığı’nı sorguladı. Bu arada büyük bir vefa göstererek, rahmetli Mehmet Öke’yi de herkese yeniden hatırlattı. Elbette ki UBP anlayışının iktidar bloğunun ortak sorumluluğu vardır. Eroğlu’ndan sonra, Başbakanlığı ve parti başkanlığını alan İrsen Küçük’ün de bu alanda sorumluluğu var.

Ama bu atamayı yapan Cumhurbaşkanı, daha sonra kriz nedeni ile İrsen Küçük’le çelişki içine girdi. Bu çelişen tarafların takip edecekleri metotlar. Bildikleri Evliyadır.

Bildikleri Evliya ise yıllardır, sırf statüko sürsün diye, sola, demokratik güçlere, liberal aydınlara karşı gerçekleştirdikleri, yalan belge düzenlemekten tutun, manipülasyon ve kamu gücü ve kaynaklarını kullanarak, nimet dağıma; yasaları es geçerek iş,aş dağıtma ve baskı, satın alma yolları ile siyasi destek sağlama yollardır.. Bakın, bu sahte imza olayı ile İrsen Küçük’e karşı, siyasi bir avantaj ve öğretmenlik sınavı ile de iş ve aş dağıtarak bir başka avantaj ede etme yolu tutuldu. Çünkü bildikleri Evliya bu idi.

Ama, bunun mağduru olan İrsen Küçük, geçen gün konuyu ele aldığı ADA TV’de, Sayın Cem Karla yaptığı söyleşisinde, buna, yani  sahte belgeye karşı demokrasi şampiyonluğu yaparken; ayni zamanda de ülkede ve partide üç bendedir demek için ne yaptı?

“CTP, DP ve TDP’ den bazı Belediye Meclis üyeleri partimize geçti” dedi. Yıllardır Eroğlu ile birlikte yaptığı baskı ve satın alma metotlarını, siyasi varlığının başarısı olarak takdim etti. Yani iktidarda kalmak için statükonun bilinen bir başka yöntemini kullanarak, demokrasiyi sözde savunurken, kendi varlığının idamesi için bu anti- demokratik tavrı, övünç meselesi yaptı. Kimse de ona sormadı, birinden şikayet ederken, onun ikizini sen yapıyorsun ama, demedi.

Yani, Eroğlu’nun sol ve demokratik muhalifleri için yıllardır yaptığı bu metot, şimdi kendini vururken ağladı, ama onun siyasi avantaj için yaptığı diğer işi ise yapmayı övünç meselesi yaptı  Ama bilinsin ki İrsen Küçük,  bu metot’un övündüğü diğer ayağı da yakında onu da vuracak, hem de yakın zamanda.

Yani, bunların birbirine üstünlük yarışında dahi kullandıkları metotlar, eski Ergenekon metotlarıdır. İşte bu olay açıktır ki bu sahte imzayı UBP içi yarışta kullananlar, dün CTP’ye, TKP’ye diğer sol ve demokrata güçler karşı ayni usul, yani sözde yalan haber üretip, sonrada bunu belge diye dağıtma taktikleri ve tümümüze gerçek dışı bilgilerle halkımız ve Türkiye kamuoyunda kararlamaları. Bunların eski alışkanlıklarıdır.

Şimdi, bu eski alışkanlıklarını, artık birbirlerine karşı da kullanmaya başladılar..Ama güç, pervasızlığı, o da, aptallığı getirir. İşte son olay budur. Ama esas olan nokta burasıdır. Bu çürümenin artık önlenemez olarak gün ışığına çıkmasının önemli bir kırılma noktası oldu..  Yani iş, sorumluluk dağıtmanın da ötesine geçmelidir. Bu da açıkça göstermektedir ki bu sistem ve yapı çökmüştür, çürümüştür. Artık miadını doldurmuştur.

Dolayısı ile bu yapının esastan Sil Baştan ele alınması kaçınılmazdır. Anayasa ve Anayasal yapıların, devlet yapılanmasının, hukuk düzeninin, idari yapının, yönetsel mekanizmaların ve siyasi yapı, kültürün artık toptan tartışılması gerekmektedir.

2009’u HATIRLAYALIM

Bu sahte belge ile ilgili olarak demokratik kamuoyuna taşınmak istenen softa şaşırtmacası, bana bir şeyi hatırlattı.. Hatırlarsınız, zamanında elimize önemli bir belge geçmişti.. Bu, Ergenekon belgesi idi. Son derece önemli idi. Bu belgeyi yeniden okursanız, Sahte imza ve K.H.K’nun da açığa çıkan sahtekarlığın esasının orada yazıldığını göreceksiniz. Bu belgeyi toplumun bilgisine getirelim mi diye tartıştık. Bazı arkadaşlar, seçim zamanın yaklaşması üzerine bunun ele alınmasında tereddüt ettiler.

 Gerekçeleri de önemli idi. Türkiye’de Ergenekon konusu gündeme geldiğinde, bunun AK Partinin işi olduğu, şeriat düzenini getirmek için bunu ele aldığı kampanyası yapılıyordu. Bu olay hafife alınıyordu. Bunu görüyorlar ve endişe ediyorlardı. Ancak sonuçta ne isterse olsun, bu ülkede yıllardır siyasi ve toplumsal yaşamı iğdiş eden, manipülasyonla hem demokratik gelişmeleri, hem de çözüm süreçlerini engelleyen bu odakların, deşifre edilmesi gerektiği görüşü ağırlık kazandı. Risk almıştık.

Nitekim, bu açıklamayı yapınca, bugün Sahte belge işine dönük yapıldığı gibi, o zamanda bunu, “AK Parti komplosu, ya da bu Soyer’in seçim için ortaya atığı bir hikayedir, böyle şey yoktur” kampanyası başladı. Bu kampanya etkin oldu.

Günümüzde, bu sahte belgenin gün ışığına çıkması ile yeniden dünü yaşamaya başladık. Dün, o belgeyi etkisiz kılmak ve toplum içinde değerini düşürüp de olayı örtbas etmeye dönük başlatılan o kampanyayı, sürdüren çevreler; şimdi, hayret verici bir şekilde, bugün de, bu sahte belge işini önemsizleştirmek, hatta hedef şaşırtmak için, kolları sıvadılar. .

 Meraklısı dönsün baksın, 2009 ‘da o belgeyi açıkladığımız dönemde, olayı hafife almaktan tutun, olayın özünü saptıran ve bu işi, dar siyasi kulvara sokarak esası gizlemeye çalışan çevreler ile bugün bu sahte imza konusunda meseleyi esastan uzaklaştırma gayreti gösteren çevreler  benzerdir.  Bunların tümü, kötü niyetli değildir. Ama iyi niyet yetmez, aksine bu, esas derinlerin gizlenmesine perde oluşturur. Neden?

Çünkü bakış açıları yanlıştır. Bunun bir ucunda şu vardır. Böyle bir olayı açıklayanın siyasi kimliği öne çıkar. Bunu üzerinden yani açıklayanın, siyasi kimliği üzerinden meseleyi okurlar . Özü atlarlar. Ayrıca, bu muhalif çevrelerin bazılarına  göre de  bu adımı atmışsa bir siyasi, o bir siyasi prestij toplayacaktır. Bu onlarda rekabet  temelinde bir endişe yaratır. Bu sığlıkta olaya yaklaşır ve onun, bundan, ona göre, nema almaması için ya olayı önemsiz gösterir, ya  sesiz kalır, ya da açıklayanın, çok gizli niyetleri olduğuna dair endişe ve kuşku yaratarak onun yıpratılması işine girişir.

 Böylece esasa dair dikkat ve odaklanma oluşmaz. Esas odaklar; gizlenecek perdeyi bulur.

Bunun en uç örneği Türkiye’de yaşandı. AK Parti Kıbrıs sorunu, AB süreci ve Türkiye’nin demokratikleşmesine dönük görüş düşünce ve adımlar attığında, pek çok demokrat ve solcu, onların siyasi kimliklerine bakarak buna karşı tavır aldı.

Bunu ifade edenlerin siyasi kimlikleri öne çıkartıldı. Bunlar, “dindar muhafazakarlardır, bunların niyeti başkadır”, deyip; demokratik değişimin önderliğine soyunacaklarına, AK Parti karşıtlığı yaparak değişim isteyen kitlerle bağlarını kopardılar. Hele, düzenlenen Cumhuriyet mitinglerine destekleri ile de AK Partinin en geniş kitlelerden daha fazla destek almasına yol açtılar. Bu yaşandı.

Bakın, Sayın Beşir Atalay adada iken, bu skandal ile ilgili olarak genel ve demokratik bazı sözler söyledi. “Böyle skandala karışanlar, demokratik ve çağdaş ülkelerde görev yapamazlar, istifa ederler” dedi. Vay sen misin bunu söyleyen.

Kardeşim, bu ülkede, gece gündüz, “bakın Almanya’da Cumhurbaşkanı bir tatil işi için istifa etti. Filanca ülke1de şu usulsüzlük için şu bakan istifa etti, aracı ile trafik cezası yiyip istifa eden bakan örnek gösterilip radarlardaki cezası silinsin diye girişim yapan bakının istifa etmemesine” dair çok hayıflanmalar yapıldı. Bunları örnek verip de, “bizde bu olmuyor”, diye hayıflanan kim?  Bugün, bu doğruyu herkes gibi ifade eden Beşir Atalay’ın bu sözleri üzerine, hemen “karışmacılık, iradeye müdahale” sözleri edenlerin bir kısmı değil mi?

 Böylece  açıktan, esas, yani sahte belge ve Kamu Hizmeti Komisyonu’ndaki  sahtekarlık da keskin,” iradeye müdahale”  söylemleri ile gizlenmeye çalışılacak. Peki bu doğru ise, o zaman başka ülkelerde bu ayıplar karşısında istifa eden bakanlara bakıp da “ne güzel iş” yorumu yapmak, ne oluyor?

Şimdi, bu skandal ortaya çıkınca, dün Türkiye’de Atatürk sevgisi ve demokratik laiklik olgusu istismar edilerek, değişimin önüne geçilmeye çalışıldığı gibi, ayni dalgalanmalar, değişik frekanstan burada yaşanmaya başlandı. Dün açıkladığımız Ergenekon belgesine dönük, toplusal hassasiyeti öldürdükleri ve konuyu unutturdukları gibi,  şimdi de bu olayı da; “Kurultay hesaplaşması, AK Parti Komplosu, dış müdahale, sorumluluk eşittir, herkes aynidir”, falan söylemleri ile öldürmeye çalışacaklardır. Bunun işaretleri belirginleşti.

KRİZDEN ÇIKAN, DEĞİŞİM DİNAMİĞİ İÇİN FIRSATTIR

 Ne demek Kurultay hesaplaşması deyip olayı küçümsemek?  Evet, egemen güçler yıllar boyu halka rağmen bir yapı oluşturdular. Akıl dışı, barış, demokrasi  karşıtı ve insanı hiçleştiren bir yapıdır bu. Bu yapı sevgi, demokrasi, üretmediği için ekonomik ve demokratik krizler yaşanıyor.  İşte bu krizler döneminde, ilerici güçlere düşen bir görev vardır. Krizi fırsata döndürmek.

Ama bu fırsat, salt acıların üstüne yatarak, oy almak hesapları olamaz. İlericilerin görevi bunun çok ötesindedir. Oy hesapları değil, aksine, toplumun en geniş kesimlerinin, statüko ile yüzleşmesini sağlamak. Statüko ile toplumsal hesaplaşmayı ele almak, görev budur. Statükonun her alanı ile yüzleşmeyi sağlamak..Krizin ortaya çıkarttığı esasın, yani statükonun, yaşamın her alanında yol açtığı  çürümeyi, herkesin görmesini sağlamak. Bu da tek başına olmaz. İkinci ve bunu bütünleyecek olan da, bu statükonun yerine,  toplumsal enerjiyi, yeni, demokratik ve adil olanın yeniden kurulmasına döndürmek. Toplumun, farklı kesimlerini, ortak, demokratik, barışçı, adil, Anayasal ve yasal, hukuki düzenlemelerde buluşturmak. Toplumsal baskıyı, bunun yeniden düzenlenmesine döndürmek.

Baksanıza, İngiltere’ye, ABD’ ye, neo- liberal politikaların kutsandığı memleketlere, 2008’den günümüze süren global ekonomik krizin yol açtığı bunalım içinde, toplumlar, o çok kutsanan, liberal finans politikalarının rezilliği ile yüzleşti. ABD’ de bir CİTY Bank rezaleti, diğer finans kuruluşlarında yaşanan skandallar, İngiltere’de, libor faizleri ile oynayıp, tüm dünyayı ve halkları haksız kazançlarla soyan Bankacıların ipliğinin pazara çıkması, kriz içinde gerçekleşti.. Şimdi farklı ve dün ret edilen düzenlemeler ele alınıyor.  Yani, ülkemizdeki ekonomik kriz, siyasi verimsizlik, toplumda siyasi ve ekonomik zorluklar yaratırken, bu düzenin kurucusu, UBP’ de  siyasi ve yönetsel kriz çıkması kaçınılmazdır. Çöken statüko, çürüyen rejim, onu kuranın da çatırdamasını elbette ki getirecek.

SAHTE İMZA, İRKİLTEN GERÇEK OLDU.

İşte bu sahte belge, sınav yolsuzluğu, artık bunun son ve herkese parmak ısırtan ve irkilten örneği oldu.. Kanlı Pazar, Rusya’da devrimin tetikleyicisi olmuştu.. Türkiye’de, İzmir’in işgali ve İstanbul’da Meclis’i işgalcilerin basması; Kurtuluş savaşının tetikleyicisi oldu. Bu sahte belge işini şimdi; “UBP de Kurultay varda, ondan” diye küçümsemek, AK Parti Komplosu diye hedef şaşırtarak  takdim edip, mecrasından uzaklaştırmak, statükonun kendini savunma refleksidir. Buna oy hesapları ile “aman İrsen popüler olmasın” korkuları ile yaklaşmak, ta esası yani statükoyu perdeleyen olgu olmaktan başka bir şey getirmez.

 Krizin ortaya çıkarttığı bu kötü sonucun, çürümenin tüm unsurlarının yansıması olduğunu ele alıp, statükonun bütünü ile  yüzleşmek olgusunu öne almalıyız.. Bununla her açıdan yüzleşmek ve toplumsal dikkatin, basit oy hesapları ve siyasi küçük hesap cambazlıkları ile dağılmasına  değil,  ama çürümenin her yüzünü açığa çıkarıp,  bunun yerine, demokratik, açık, şeffaf, hesap verebilir, katılımcı ve sorumluluğu, toplumsal paydada ele alacak olan  bir yeni Sil Baştan yapılanma tartışmasını da buna paralel  yapmak..İşte bu olayı bu temelde ele almalıyız.

Unutmayın ki zamanında Türkiye’de Susurlukta kamyon Mersedes’e çarptığında; derin devletin en çirkin yüzü görülmüştü. Ama bu olay, derin devletin her açıdan ele alınacağı bir demokratik değişim devinimine  döneceğine, bazı odaklar, Sayın Necmettin Erbakan’a karşı demokratik kamuoyunun duyduğu endişeyi değerlendirerek, olayı laik - dindar çelişkisine döndürmüşler ve sonuçta 28 Şubat darbesini gerçekleştirecek olayı yaratmışlardı. Böylece Susurluk’ta örtüldü. İşte bundan alınacak dersler vardır. Bu sahte imza olayı ve K.H.K Komisyonunda açığa çıkan rezaletin esasını öne alıp, yola çıkmak gerekir. Bunun, siyasi korku ve komplo teorileri ile esasın kendini gizlenmesine fırsat vermeden. Bu çürümüş yapının, tüm alanları ile yüzleşmeye ve Sil Baştan yeniden demokratik yapılanma olgusunu, başta Anayasa, devlet düzeni, siyasi yapı ve hukuk düzeninin, AB normları temelinde, demokratik yeniden düzenlenmesi devinimine döndürmek…..  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 862 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler