1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Memleketin 'ANAHTAR'ı
Memleketin ANAHTARı

Memleketin 'ANAHTAR'ı

Yıllardır şu veya bu nedenle maalesef sinemaya gidemiyorum. Bazı özel gösterimlerle (yılda 1-2) bu açığımı ve arzumu gidermeye çalışıyorum. En son bizim “İLK 5 GÜN” drama belgeselimizin galasında, “büyük perdede” (sinema kadar olma

A+A-

 

 

Yıllardır şu veya bu nedenle maalesef sinemaya gidemiyorum. Bazı özel gösterimlerle (yılda 1-2) bu açığımı ve arzumu gidermeye çalışıyorum. En son bizim “İLK 5 GÜN” drama belgeselimizin galasında, “büyük perdede” (sinema kadar olmasa da) bir projeyi izleyebilmiştim. Ses ve görüntülerin böylesi bir ortamdaki etkisi; evdeki DVD player’lerden çıkanlardan kat kat üzerindedir.

Geçtiğimiz Salı akşamı; ülkemizin ilk 35 milimetrelik filmi olarak sinema tarihimize geçen, yüzde yüz Kıbrıs yapımı “Anahtar” filmimizin GAÜ’de gerçekleştirilen galasına gitmiştim. Yönetmenliğini sevgili dostum, çalışma arkadaşım Cemal Yıldırım’ın yaptığı filmin senaryosunda yine sevgili dostum Ferhat Atik vardı. Ve filmde rol alan, müziklerini yapan, her şekilde katkı koyan bir o kadar daha dostumun enerjisinden çıkan bu yapıt için; “tek kelimeyle mükemmel” demek; “standart” bir söylem olsa da, yerine başka bir kelime daha üretemedim.

Bir filmi izlerken benim en büyük beklentilerimden ya da beni etkileyen yönler arasında; konusu, konunun işleniş biçimi, rollerin performansı, filmin özgün müzikleri ve dolayısıyla “teknik” olarak addedilecek detaylardır.

Teknik terimlere girip de sizleri sıkmak istemem ama kısaca söylemek gerekirse; kamera açılarının kullanılışındaki bazı “denemeler” gerçekten dikkat çekici ve bir yenilikçi akımın parçası gibi. Çekim mekanları; bu ülkenin yüzyıllar boyunca kültür ırmağından süzülen ve günümüze kadar gelebilmiş, belki de pek değerini bilmediğimiz, veremediğimiz kültürel miraslarımız konusunda da mesaj vermekte izleyene. Zaman zaman çan seslerini duyduğumuz sokak araları bizlere bu ada kültürünün zenginliğini, dinsel mozaiğini sezdiriyor. Meyhane kültürümüzden tutunuz da iç politik sorunların toplum nazarındaki yansıyışlarına, göç olgusunun satıraralarında dillendirilip bir gerçeğe parmak basılması yanında, memleketin içinde düştüğü “mafialaşma” sürecine de atıfta bulunuluyor.

Aslında tek kelimeyle; “memleketin bir fotoğrafı” çekilmiş. Gocunanların da olacağı gerçekliği gibi, memleketin gerçekliği de bu işte. Hiçbir abartı yapılmadan, bu Ada insanının yaşamından kesitler gibi görünse de film; aslında yaşamımızın her anında karşılaştığımız, karşılaşabileceğimiz “gerçekliğin” ta kendisi.

Başrollerde çok sevdiğim, çok takdir ettiğim dostlarım var: Hatice Tezcan, Cihan Tarıman, Hüseyin Ağlamaz, Barış Refikoğlu, Barış Burcu, Fevzi Tanpınar, Rıza Şen... hepsi de kendilerine verilen rolü inanılmaz derecede bir performansla ortaya koymuşlar. Nutkum tutuldu... sevgili Hatice; bu ülkenin yeni Afife Jale’si. Bu kadar iddialı bunu söyleyebilirim. Cihan... kendisini sadece projelerden tanıdığım birisi ama muhteşem bir oyuncu. Bir Kıbrıslı olarak kendisiyle övünç duymamak olası değil. Hüseyin Ağlamaz dostum, her zamanki gibi “kalitesinden” bir dirhem geriye gitmeyen biri ve “komünist” duruşunun, entellektüel yapısının tam da iz düşümlerini aktarmış perdeye. Barış Burcu dostumuz, tıpkı birçokları gibi “saklı cevherlerden” biriydi. Rolünü yaşayan ve perdeye bunu yansıtan Barış Burcu’nun yüreğinden süzülen her kelime, her deyiş; bir mızrak gibi dalıyor içimize; “doğrudur” dedirtircesine. Sevgili Barış Refikoğlu... o profesyonelliğin en güzel yerinde ve gerek tiyatro gerekse sinema geleceğimiz için umutlarımızı yeşertenlerin başında gelir. Fevzi Tanpınar dostum, tam bir gönüllülük dostu. Özellikle filmin İngiltere ayağında aldığı rolle bu fimin “çekim mekanları” konusunda artı bir değer. Ve Rıza Şen dostum... genelde “profesyonelce” bakılmayan işlerde insan hep “iyi rolü” oynamak ister. Halbuki “kötü roller”; filmin “etkisi” açısından büyük bir sorumluluk taşıtıyor insana. Rıza bunu inanılmaz derecede başarılı sergiledi. Onun sımsıcacık yüreğini bilen biri olarak, kötü rolü bu kadar başarılı sergilemesinin tek nedenini; “profesyonelliğine” bağlıyorum... filmin müziklerinde yine çok yetenekli ve gerçekten kendisiyle gurur duyduğum bir insan var; Aysun Kahraman...bir müzik adamı olarak onu ne kadar tebrik etsem azdır. Bu sektörün ülkemizde oluşmasında inanılmaz katkısı olacağına inanıyorum.

Ve Cemal Yıldırım dostum... onunla bu alanda yol alan bir yoldaşı-dostu olarak kendisiyle ne kadar gurur duysam azdır. Kendisinin deyimiyle bu ülke şartları göz önüne alınarak düşünüldüğünde böylesi bir davranışın “donkişotluk” olarak algılanabileceği bir ortamda Cemal, bu görevi artık “asli görevi” olarak kabul ettiği görülmektedir. Bu memleketi önce “donkişotlar” düzeltecek. Ve her birimiz de Donkişot olmalıyız yok olmaya inat...hepinize helal olsun arkadaşlar...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1253 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler