1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MEMLEKETİMİN GERÇEKLERİ
MEMLEKETİMİN GERÇEKLERİ

MEMLEKETİMİN GERÇEKLERİ

Bu kaçıncı diyor iç sesim; bu kaçıncı hayal sukutu!. Ayrılmak zorunda kaldığın yerlerde anılarını bile bulamamak ve boşlukta tarihsiz kalmak!.

A+A-

 

 

“Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim” dedin

Bundan daha iyi bir şehir bulunur elbet

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıysa karşı karşıya

-bir ceset gibi-gömülü kalbim

Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?

Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam

Kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün

Boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede”

 

“Yeni bir ülke bulamazsın

Başka bir deniz bulamazsın

Bu şehir arkandan gelecektir

Sen gene ayni sokaklarda dolaşacaksın

Ayni mahallede kocayacaksın

Ayni evlerde kır düşecek saçlarına

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma

Ömrünü nasıl tükettiysen burada

Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de”

 

     Konstantinos Kavafis’e ait bu dizelerde kendimi buluyorum bu günlerde.Bu duyguyu anlatmak o kadar zor ki!..Yıllarca hayalini kurduğun,dönmek için sabırsızlandığın,ömrünün en güzel yılları denilen çocukluğunu ve gençliğini geçirdiğin  bu şehre, bu topraklara eninde sonunda dönmek ve hayalinde kalanları bulamamak…Bu kaçıncı diyor iç sesim; bu kaçıncı hayal sukutu!. Ayrılmak zorunda kaldığın yerlerde anılarını bile bulamamak ve boşlukta tarihsiz kalmak!.Tıpkı kökleri kurumuş bir ağaç gibi muallakta kalan gövden ve dallarınla nefes almaya, can çekişerek yaşamaya çalışmak!..Artık sarılacak anıları bile kalmamak!.Geldiğin yerden getirdiğin hikayen bir nebze bile değil  ruhunda açılan bu koca yaraya merhem olmaya.  “Gelmeseydim keşke” dersin;  hayallerine, gelmekle ihanet ettiğini düşünürsün. Artık hayalsiz kaldığına yanarsın. Bir ütopya olarak kalsaydı bu ada dersin. Keşke itakiye hiç ulaşamasaydım, hep hayal etseydim güzellikleri de varsın o güzellikler hayalde kalsaydı dersin.  Keşke o kadar değişmeseydi, keşke ben değişmeseydim dersin. Keşke keşke!.Keşkeler pişmanlıkların ifadesidir ama artık pişman olunmuşu telafi olanağı da yoktur.Hayata tutunmak için teselliler lazım bu saatten sonra hatta bu biraz aldatmacayla bile olsa.Belki biraz şarkı,biraz şiir ve hüzün…Yetmeli!. yetmek zorunda!. Çünkü biliyorum ki bu topraklara eninde sonunda tekrar döneceğim. Nereye gidersem gideyim dönüp dolaşıp döneceğim yer bu ada. Anılarım tüketilmişse de bir bağ var beni çeken buralara. Ne olduğunu keşfedemesem de hala bir bağ var. Kim bilir?. Belki de o bağ; annemle babamın gömülü olduğu toprakta!...

                                               ***      

     İstanbul Başkonsolosluğu’nda çok uzun süren ‘ Kültür Ataşe’ liği görevimden sonra adaya dönmek mi,  İstanbul’da kalmak mı düşüncesi bir süre beynimi işgal etti. Nihayette Kıbrıs’a dönme fikri ağır bastı ve döndüm. İstanbul’u ne kadar seversem seveyim doğup büyüdüğüm yer burasıydı çünkü. Köklerim buradaydı. Doğanın kucağında bir ev aldım. Küçük bir de bahçesi vardı yeni evimin. Artık balkonlarda, saksılarda yetiştirmeyecektim çiçeklerimi. Yeni bir muhite, yeni bir eve alışmanın zaman alacağını biliyordum. Bir süre İstanbul’daki evimi özledim. Aşina eşyalarımı özledim. Yıllarımı geçirdiğim o evin bir ruhu vardı. Benden bir şeyler vardı onda. Yeni evime bunu kazandırmak zaman alacaktı.

     Ben, evlerin de bir ruhu olduğuna inananlardanım ve o ruh ona, içinde yaşayanlardan geçer. Evlerin de tıpkı insanlar gibi mutlusu, mutsuzu, duygulusu, duygusuzu, huzurlusu, telaşlısı vardır biliyor musunuz?  Eskiden beri yok olmaya terk edilmiş, çatıları çökmüş, virane haline gelmiş evler beni hep etkilemiştir. O evler kim bilir kaç nesile yuva olmuş, kimleri konuk etmiş, nasıl bir hayat yaşanmıştır içinde diye hep düşündürmüştür beni. O kadar ki; o evlerde bir zamanlar kaynatılan buğdayın, pişirilen aşurenin kokusunu alacak;  bahçesinde körebe,saklambaç oynamış çocukların sesini duyacak kadar!.  Kıbrıs’taki evim hala bir kişiliğe sahip değildi. Çünkü ben, kendimi henüz buraya ait hissetmiyordum. Uzun zaman dağılmış düşüncelerimi toparlamak için sadece ağaç ve çiçek ektim ama onların filizlenmeleri bile uğradığım hayal kırıklığını telafiye yetmedi.        

     Yeni bir eve ve muhite alışmak tabii ki zaman alır ama alışmanın sürecini ayarlayan dengeler de çok önemlidir. İşte ben galiba onu bulamadım. Ada ve insanı çok değişmiş. Eski adetler adeta yok olmuş. Adanın gerçek sahipleri o kadar azalmış ki o adetler de yenilerin getirdikleriyle adeta dejenere olmuş, bozulmuş. (Yeni uygulamalarla daha da bozulacağı aşikâr) Gözlerim aşina yüzler aradı sokağa her çıkışımda ama ya hiç görmedim ya da gördüklerimi tanıyamadım. Sanki eski tanıdıklarım değil de kişiliğini çözemediğim yabancılardılar. Neyse ki birkaç eski arkadaşım bu izlenimimde yanılmış olabileceğimi düşündürdü. Belki de bendim değişen; onlar eskisi gibiydiler de bendim yabancılık hisseden. Bir soyutluk vardı bunda ama adadaki kumarhaneler ve genelevler somuttu. Devlet dairelerinin bozuk işleyişleri somuttu. Somut olan daha ne çok acı gerçek vardı!.

                                               ***                                   

     Devlet dairelerindeki sorumsuzluk, iş bilmezlik  ve keyfilik  göze çarpacak boyutlardaydı. Oralara işim düşmesin diye adeta dua ediyordum.Ama mümkün müydü?.Saymakla bitmeyen sorunlar yaşadım o dairelerde. Düşünmek bile istemiyorum. Emekli olurken gerekli olan dosyamın bakanlıkta kaybolduğunu mu anlatayım; arabamın kaydını yaptırırken bana başka arabanın evraklarını verdiklerini mi?. Daha hangilerini?..

     İstanbul’daki  görevimi  bitirip döndükten sonra bağlı bulunduğum bakanlıkta oturacak yer bile bulamadım. Esasen orada çalışmak da istemedim ve emeklilik işlemlerinin başlatılması için dilekçe verdim. Ama başlatamıyorlardı çünkü otuz üç senelik dosyam kayıptı. Ne komiktir ki dosyamın nerede olabileceğini benden soruyorlardı. Neticede bütün aramalar sonuçsuz kaldı. Dosya bulunamadı. Neyse ki  Maliye Bakanlığındaki dosya kaybolmamıştı da işlemleri onunla yürütebilecektik. Orada da pürüzler yaşadım.Örneğin İskan Dairesi’nde bir yıl çalıştığımı gösteren hiçbir evrak yoktu.Günlerce koşuşturduktan sonra onları da ilgili yerlerden toparlayıp dosyamı bizzat kendim tamamladım ve alnımın akıyla kendimi emekliye ayırdım.

     Araba olayı tam bir komediydi. İstanbul’dan gelirken arabamı da getirmiştim. Diplomatik plaka olduğundan bir yıl o plaka ile kullanma hakkım vardı. Öyle de yaptım. Zamanı geldiğinde de ilgili prosedüre göre işlemleri başlattım. Gümrük, muayene , kayıt  vs. Sonunda zar-zor işlemler bitti, araba KKTC’ li olmaya hak kazandı. Aradan bir aydan fazla bir zaman geçmişti. Arabanın İstanbul trafiğindeki kaydını sildirmek için yeni kimliğini ve oraya ait evraklarla plakasını Konsolosluğa göndermem gerekiyordu. Evrak çantamdan ilgili evrakları buldum. Buldum bulmasına da gördüklerim karşısında dona kaldım. Şaşkınlıktan da öte bir dehşet duygusuydu bu!. Benim arabama ait değildi bu evraklar. Ben bir aydan beri arabamı böyle mi kullanıyorum telaşı ile çantayı boşalttım; kendi evraklarımı da buldum. Eski kayıtlarla yenilerini karşılaştırdım. Neyse ki şasi numarası, plaka falan tamamdı. Peki, bu evraklar hangi arabanındı; kime aitti, bende ne işleri vardı? Araba dediğime bakmayın bir tırdan bahsediyorum. Bir tırın evraklarıydı bunlar.Hepsi de orijinal bir tomar evrak!. Bana hangi daireden verildiklerini bilmem olanaksızdı çünkü ayni gün gümrüğe, araç muayenesine ve araç kayıta gitmiş; birçok işlem yaptırmıştım.Nereyi arayacağımı kara kara düşünürken evrakların bir köşesindeki  el yazısıyla yazılmış soluk bir telefon numarası  imdadıma yetişti.Aradım.Ben, bu numaranın devlet dairelerinden birine ait olduğunu düşünürken karşıma bir nakliyat şirketi çıktı.Konuşmaya yeni başlamıştım ki karşımdaki sevinç naraları atmaya başladı.Meğer evraklar onların getirttiği bir tıra aitti ve tırın işlemlerini evraklar kayıp diye yaptıramıyorlardı. Aylar önce ilgili daireye evraklarını vermişler ama oradaki ilgililer vermedikleri gerekçesi ile işlemlerini yapmadıkları gibi bir de insanları yalancı çıkarmışlar. Bir süre kendimi suçladım evrakları kontrol etmedim diye ama araç markaları ayniydi ve gerisini kontrol etmek gereği duymamıştım. Hem neden duyacaktım ki? Onlar bana bir devlet dairesinden verilmişti. Yanlış olabilirler miydi?!. Evet,  iki araç da Volvo’ydu. Sadece küçücük(!) bir fark vardı; benimkisi salon arabaydı ötekisi TIR!.

                                               ***

   Geçmişte sıkıntı yaratmış olayları bugün belki komik anılar gibi anlatabiliyoruz ama sıkıntıların ardı arkası kesilmiyorsa,hatta eskilere yeni ilaveler de yapılıyorsa  durum komik değil trajiktir artık.Bu ilavelerden bir tanesi de haftanın en az üç gecesi yerleşim yerleri sınırları dahilindeki gece klüblerinden ve daha bilmediğim nerelerden gelen acayip müziğin kulakları tırmalayan sesi!. Bu memleketin bu konuyla ilgili yasaları vardır mutlaka ve belli bir saatten sonra susmalı bu sesler ama susmuyor. Susturulmuyor. Yasalar işlemiyor. İşletilmiyor. Müzik, en üst perdeden sabahın dört buçuğuna, bazen beşine kadar devam ediyor. Yaz gecelerinde bu daha da çekilmez bir hal alıyor, çünkü o seslerle uyumak mümkün değil. Kıbrıs’ın malum sıcağında o sesleri duymamak için pencereleri, camları kapatmak zorunda kalıyor bütün gece ya klimanın sağlıksız serinliğinde uyuyor, ertesi gün her tarafınız tutulmuş olarak uyanıyorsunuz veya klimanız yoksa sıcaktan uyuyamıyorsunuz. Bu konuyla ilgili gerekli yerlere yapılan yazılı ve sözlü  başvuru ve şikayetler maalesef hiçbir netice vermiyor..

        Adada, sınırları içinde yaşadığım belediye bir başka âlem!.Adını yazmaktan çekiniyorum çöpümü de almazlar diye. Çünkü bir tek o işi yapıyorlar. Rahmetli babamın bir sözü vardı dillere destan. Baflı’lar çok iyi bilirler o sözü. Zamanında Baf Belediye Başkanına ve o zamanın sancaktarına: “Belediyesi var parkı yok. Elektriği var, şavkı yok.Bütün….ler toplandı, birbirlerinden farkı yok” demişti. Bizim belediye de o mahrumiyet günlerini aratmıyor hani!.

     Maksadım doğduğum, büyüdüğüm vatanımı yermek değil. Hatta bunları yazarken en yakınlarımı çekiştiriyormuşum gibi bir duyguya kapılıyor ve huzursuzluk duyuyorum. Ama yazmak gereği de duyuyorum çünkü bu tür hataların görülüp artık yapılmamasını istiyorum. İstiyorum ki Devlet dairelerinde vatandaşlar ezilmesin; istiyorum ki herkes görevinin gereklerini bilsin ve ona göre davransın. Başka yerler çok mu iyi diyeceksiniz.Değil .Ama burası benim memleketim.İstiyorum ki yıllarca yurt dışında yaşayıp vatan özlemiyle geri dönenler “keşke dönmeseydim” demesin..

                                                                                                       

                                              

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 650 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler