Eralp Adanır

Eralp Adanır

Yazarın Tüm Yazıları >

MEKTUP 48

A+A-

“Sonsuz olan sadece yaşanılanların anılarıdır. O da hayattan göç ederken birlikte götürdüğündür...”

Mektubunun beni karşılayış cümlesi buydu. Yaşamın sonsuz olmadığını bile bile biriktirilen anıların gün gelir seninle birlikte dönüşsüz bir yolculuğa çıkması. Ta ki geride bıraktıkların seni anılarla anar olduğu sürece bir nebze de olsa hatırlanabilmenin yaşamsallığında biraz daha zaman geçirsen de bu fani dünyada, onun da biteceği bir gün gelir elbette...

“Yaşanmamışlıkların hâyâli ise sonsuz değildir. Her hâyâl, bir diğeriyle zenginleştiğ gibi, bir diğeriyle körelebilmektedir de. Yaşanılan birçok şey, hâyâl kırıklıklarının nedeni olabilirken, kırgınlıklardan kendini koparabilmişsen ancak hâyâlin, hâyâl sarmalı içerisinde gözünde, yüreğinde ve kalbinde dönmeyi sürdürebilir.

Yaşanılanlar iyisiyle de kötüsüyle de nefes aldığın sürece seninle birlikte yol alır. Ama ne ilginçtir diyemeyeceğim; acılar, kırgınlıklar, pişmanlıklar, keşkeler ilk hatırlananlardır. Bundandır ki nice yayınlar yapılmakta, nice söylemler geliştirilmekte; mutlu olmayı görmek ve bilmek adına.

İnsan kendisi bunu başaramıyorsa, bir başkasının aklına, sözüne, güvenine gerek duyar ki bu ‘yolgöstericilik’ görevini üstlenen, kendisine bu görev, yaratan tarafından verilen ama bunun bilincinde olmayan nice insanlar yaşıyor çevremizde, yaşadığımız bu dünyada...”

Teknoloji ve Çağımız geliştikçe insanın yalnızlaşması da artmaktadır. Mektubunu okurken bir an kendi durumuma bakma ihtiyacı hissettim doğrusu. Yalnız yaşıyorum, bir apartman dairesi yaşam alanım, sokağı gözleyebildiğim bir pencerem, kitaplarım, kahvem, cam kenarı koltuğum ve ben. Hani şarkıda dediği gibi “bir kedim bile yok”. Ha bir de tabii senin mektupların var beni yalnız bırakmayan. Belki sen de benim gibisin; tek ve tek’liğinde “hür” değil, “tutsak...”

mektup-48-18-aralik.jpg

Neyse bugün biraz melankolik bir hâl var bende...(kendi kendime gülüyorum)

“Kırılganlıkta bir geri dönüş şansı varsa da küslük’te bu pek yoktur işte.

Küsmek; kırılmaktan öte, artık onu görmezden gelme, yok sayma, ortamından, alanından, bağlantılarından uzak durmaya açılan bir kapıdır. Kimileri bu kapıdan girer girmez kapısını sonsuza dek kapatır, kimileri bir ışık huzmesinin geçebileceği kadar aralık bırakır. Bu; elektrikli sandalyeye oturtulan mahkumun ‘acaba elektrik enerjisi kesilip bunu bir Tanrısal mesaj olarak görüp beni affederler mi?’ inancı ve bekleyişi kadar anlamsız da olabiliyor.

Yaşamından birini ne kadar silersen sil, yaşamındayken bıraktığı iz, kendini her zaman korumaktadır. Tıpkı kurşun kalemle yanlış yazdığımız bir kelimeyi silmeye kalktığımız zaman karşılaştığımız o görünür-görünmez iz gibi.

Ne yazılı olduğu konusunda yıllar sonra okumaya çalışsanız, fikir yürütseniz de hatırlayamayabilir, silik ama var olan bu iz’in karşısında durup anlam yüklemek adına, ‘demek ki silinmesi gerekirdi’ cevabını kendine vererek ondan uzaklaşabilirsiniz.

Bir noktaya kadar..."

Bu yazı toplam 1089 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar