Eralp Adanır

Eralp Adanır

Yazarın Tüm Yazıları >

MEKTUP 38

A+A-

 

“Bıçak kemiğe dayandı denilir bazan, hiç kuşkusuz ete girmekten daha büyük acı verendir. Bundandır ki bıçak ile kemik temasının hiçbir aşkı olmaksızın, acının ve ızdırabın vazgeçilmez ikilisidir.”

Diye başlıyordu mektubun. Bıçak kemiğe dayanmışsa vardır diyeceklerin elbet. İnsanın sabrının taşdığı son nokta olarak biliriz. Kaçımızın başına gelmedi ki? Ya da geldi mi acaba ve ne yapmışız ardından... neyse mektuba dönelim...

“Bazan bıçak gibi batıyor ağrılar diyoruz, bazan da hükümetleri eleştirirken et de bıçak da ellerinde diyoruz.
Peki ya dili bıçak gibi keskin, bıçak üstünde yürümek...
ne kadar çok bıçaklı yaşamımız varmış meğer.
Ama ilk baştaki bıçağın kemiğe dayanması’nın yerini hiçbiri alamaz.
Çünkü son noktadır, hayatidir, dönülmezdir.
Yaşamımız içerisinde alınan son kararlar gibi.
Kimileri yeni bir başlangıcın ve en azından mutlu olabilecek umudunu taşıyan yeni bir yolculuğa çıkarırken seni, bir diğeri daha hazindir, ağlamaklıdır, acıdır.
Başka bir dünyaya kapılarını açmaktır, geride neyi nasıl neden bıraktığının umursamazlığında. İnsanoğlu yaşamı süresince bir dönemi kapatıp bir diğerini açmak için nokta koymaların peşinden koşmuştur.
Bu koşuşta; bıçağın kemiğe dayanmasını hep beklemiştir.
İşte o an geldi dediği anda, cebindeki “nokta”yı çıkarır ve tam önüne yerleştirir.
Bundan sonra yeni bir yaşam biçimi der üzerinden atlar.
Risk almak hayatın bir parçasıdır.
Her değişimin küçüklü büyüklü kendine göre riskleri vardır ve değişim diyorsan bu riskleri göze alabilmelisin.
Kimse size elleriyle bir değişim, yeni bir hayat vermiyor işte.
Belki büyümenin bir yoludur da kendi kararlarını, kendi risklerinle almak.
Her geçen gün, saat, dakikada; yaşamı kaliteli ve mutlu-huzurlu şekilde yaşayabilmek için kaçırdığımız yığınca anlar var.
Her şeyi ertelemenin pençesine takıp, ilerisi için planlar yaparken, bugünü kaçırdığımızın farkında olmaksızın geçen zamana dönüp bir an baktığımızda, boşa giden ne kadar çok günlerimiz olduğunu görür, hayıflanır, ama değişmeyi, nokta koyup öncelikle bugünü yaşamayı seçtim diyerek yeni bir yolculuğa başlamaktan hep ürkek olur insan.
Halbuki ne ki yaşam?
Bir saniye sonra ne olacağını bilmediğin bir çarkın içerisinde, kendinden fazla başkaları için yaşamak mıdır?
Yoksa kendinden başkalarının üzerindeki sorumluluğu mudur seni yaşatmayan?
Nice sorular olur peşi sıra kendine yönelteceğin.
Ama öyle bir geleneğin devamcılarıyız ki, bunu bozmak, yeni bir gelenek yaratmak dünyanın sonuymuş gibi gelir insana.
Kendi sonunun olduğunu görmeksizin, hayatı ıskalamaya devam ederek gittiği yere kadar gider.”

Bu yazı toplam 1529 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar