1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MEKTUP-23
MEKTUP-23

MEKTUP-23

“Bir dağcılık filmi görmüştüm” diye başlıyorsun mektubuna. Hani bir başkası olsa, seni tanımayan, şöyle bir fikir yürütürdü ta mektubun başında; dağlar, ormanlık alan, çam ağaçları, küçük bir akarsu, kamp ateşi, çadır ve kuş sesleriyle dolu

A+A-

 

 

“Bir dağcılık filmi görmüştüm” diye başlıyorsun mektubuna.

Hani bir başkası olsa, seni tanımayan, şöyle bir fikir yürütürdü  ta mektubun başında; dağlar, ormanlık alan, çam ağaçları, küçük bir akarsu, kamp ateşi, çadır ve kuş sesleriyle dolu bir huzur mekânı.

Dedim ya, seni tanımayan biri olsam böyle düşünürdüm.

Tamam, haklısın, bazan beni yanılttığın olmuştur, karamsar bir mektup olacağını beklediğim anda, tıpkı futboldaki gibi bacak arası gol yemişimdir. Ama böylesi bir başlangıçta beni bekleyenin “huzurlu-mutlu” bir mektup olmadığını söylüyor önsezilerim...

   “Dağcılık sporuyla uğraşan bir çift canlandırılıyordu filmde.

Yıllarını, yıllarından öte; ‘sayılı’ olsa da, ‘dopdolu ve anlamlı’ geçirdiği yaşam, hayat, ömür; üçü de aynı olan sözcüklerin bütünseli; birlikte nefes aldıkları bu dünyaya sahiptiler.

Kimin diğerini daha çok sevdiği, değer verdiği, hatta canını onun için feda edebileceğini belki de yaşamları boyunca birbirlerine ispatlamak durumunda kalmışlardır, yaşamın yorgunluğuna tutsak kalarak.

Hep bir eksik aranmıştır, birinden, diğerine.

‘ama’lar olmuştur sözcüklerin ardında, bir sivil polis edasıyla takipçisi.

Biri; ‘mutluluk’ değil, ‘huzur’ yakalama peşindeyken, bir diğeri, incir çekirdeğiyle hem kendini hem karşısındakini huzursuzluğa hapsetme çabasında; bilmeden, düşünmeden, farketmeden.

Anlık mutluluklardı belki tek can simitleri.

‘keşke’leri yapıştırırlarken sözcüklerine, hep dilekleri ‘anlık mutsuzluğumuz olsun’ şeklindeydi. Daima mutlu olmanın, olabilmenin gerçekçilikten uzak, hâyâl oluşunun farkındalığından dolayıydı belki de ‘anlık mutsuzluğu’ kabullenmeleri.

Hayatın gerçekliğinin farkındalığının bir iz düşümü gibi.

Sonra ‘birlikte neler paylaşırız’ın peşine düşmüşler yıllarca.

Bir ‘takım’ anlayışıyla, paylaşımın ve üretmenin, birlikte yapacaklarından haz duyacakları, mutluluğu eşit paylaşacakları alanlar yaratmanın gerekliğini keşfetmişler, dağcılık sporuna başlarken.

Birçok insan tarafından ulaşılmaz, zor, görülenleri; yaşamın iniş-çıkışları gibi algılamışlar bu sporu. Bundan dolayı sarılmışlar dağcılığa.

Tırmanmak... zorun üzerine gitmek, hani elki de zor görünen koskocaman, dimdik dağı kandırırcasına geçmek, ona hükmetmek...

Tüm araç gereçleriyle çivilerini çakarak tırmanmaya başlamılar en dik kayalıklara. Biri, diğerini izler, sosyal yaşamlarında olduğu gibi birbirlerine güvenlik ipleriyle bağlı, biri, diğerinin hayat sigortası gibi.

Adım adım tırmanırlarken zirveye, geri dönüşleri olmadığının gerçekliğiyle, ‘başladığını-bitir’menin dürtüsüyle tırmandılar, tırmandılar, tırmandılar...

Birinin eli zirveyi yakalamıştı, mutlu an’a çok az kalırken, bir diğeri sıkıntılı, tırmanma çabasında.

Ve beklenmedik anda, yaşam sigortası olarak gördükleri çivilerden birkaçı sökülüyor, tıpkı yaşamımız içerisinde ‘güven’ diye düşündüklerimizin tek tek elimizden kayması gibi.

Ve zirveye yakın olan, kendisine iple bağlı olanın geleceği oluyor bir anda.

Her dakika, her saniye; yorgunluğa yenilen, yaşamlarının ‘en güzel’ anlarının bir film şeridi gibi geçtiği zihinlerinde son an’a gelişin donukluğunda hapsedilmiş gözler.

Alttaki karar vermek durumunda; ya kendini uçuruma bırakacak ya da birlikte düşeceklerdir. Tek bir sözcük çıkıyor dudaklarının arasından, kayalıkların her bucağında çınlarcasına; ‘seni seviyorum...’

Cebinden bıçağını çıkararak, bağlı olduğu ipi kesiyor.

Hiç bağırmadan, sadece gözleriyle ‘hoşçakal’ diyerek uçuruma bırakıyor geçmişini ve geleceğini...

Mutlu anlar yanında, yaşamlarını gereksiz bir şekilde anlık da olsa zehir eden mutsuzlukları da peşine takarak elveda diyor, herşeye...

Ardında “keşkeleri” bırakarak, ‘ama’lar olmaksızın...”  

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 761 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler