1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MEKTUP-21
MEKTUP-21

MEKTUP-21

Hava kurşun gibi... karanlığın içindeki gri’nin dönüşümü hâlâ sürmekte. Dünya kuruldu kurulalı bir devinimin paylaşımcıları gibi; ne onunla ne de onsuz olunmaksızın git-gelleriyle geçerken yaşam, siyahın gri’ye, gri’nin siyaha tutsaklı

A+A-

 

 

Hava kurşun gibi... karanlığın içindeki gri’nin dönüşümü hâlâ sürmekte.

Dünya kuruldu kurulalı bir devinimin paylaşımcıları gibi; ne onunla ne de onsuz olunmaksızın git-gelleriyle geçerken yaşam, siyahın gri’ye, gri’nin siyaha tutsaklığının gerçekliğiyle de yaşar olur insan.

Hava kurşun gibi Gri... mektubunun; güneş sıcaklığında olmasını beklemek saflık olurdu. Böylesi bir hava, böylesi bir iç soğuklukta yeri olmaz aydınlığın, sıcaklığın... tahmin ettiğim gibi değil, emin olduğum gibi geldiğini düşünüyorum mektubunu açmadan elimde tuttuğum anda.

   “Pencere önü soğuğu suratıma vururken, gözlerimin feri ise; Gri’ye dönüşmüş uzaklarda kendimi arar durur...” diyerek başlıyordun mektubuna. Devamında neler geleceğinin habercisi gibi...

     “Nedense insan bazan havanın grileşmesiyle yolculuk etmek ister kendine.

İç dünyasına; kırgınlıklarına, üzüntülerine, yokluklarına, özlemlerine; sanki bir yolcu bileti gibi böylesi havalar.

Yoksa bir fırsat olarak mı algılanmaktadır her duygumuzun yolculuğu. Kendimizden kaçar olmanın konulmaz dürtüsü müdür kapkara-Gri’p Gri havalar?

İçimiz çıfıt çarşısını gibi dolu.

Herşeyi tıkmışız içimize.

O kadar ki; başkaları tarafından uğradığınız kırılganlıkların, üzüntülerin hatti hesabı yokken, tüm bu karmaşanın içinde kendini unutur olmuşuz.

Bir fare kemirirken aklımızın her yanını; kırgınlıklarla; gelip geçmekte olan güzellikleri görmezliğe hapseder olur yüreğimiz.

Bazan kendine ayırmayı becerdiğin anlık bir zamanda; “boşver”menin kelimeleri dolansa da dilinin ucunda, yenik düşmekten alıkoyamıyorsun işte. Çünkü beklemeyi, sabretmeyi bir külfet gibi algılar olduk.

Doğrunun-yanlışın, kırgınlığın-barışıklığın yerli yerine oturmasını beklemekten acizken, bu acizliğe bir de kuruntuları ekler olduk; yaşamımızı daha zor hale nasıl getiririz dercesine. Bak; soğuk pencere camında biriken damlacıklar, bir bir aşağıya süzülüyor. Yaşamımızdaki tüm olumsuzlukların, kırgınlıkların ve sıkılmışlıkların, bunaltıların tek tek üzerimizden süzülüp gittiği gibi.

Beklemek... en zorudur insan için... zor olduğu için bir o kadar daha değerlidir, kurtarıcıdır, doğrudur belki de.

Ve takıntı haline dönüştürdüğümüz “niçin-neden?”lerin içerisinde zamanımızı tüketirken, aslında tükettiğimiz güzellik ve zevklerin, yeni deneyimlerin ve yaşam iksirlerinin varlığına, bir gün gelir şahit olduğumuz anda, bir kez daha “keşkelere” atıfta bulunur insan.

Evet... kızgınlıklar, kırılganlıklar, bezmişliklerin, söylenenler, duyulanlar, yorumlananlar...yorumlanan...yorum...yor...... yorgunluktan başka birşey getirmiyor insana. Tüm bunlara harcanan enerjinle yaşamak istediklerini erteler, avucundakilerin değerine anlam veremezken, bir an durup derin nefes almalı insan:

‘beni olumsuz etkileyen herşeyi hayatımdan çıkarmalıyım’ derken, bir eliyle de buğulanmış pencere camını silmeli; uzakları daha net görmek adına.

Ve herşeye rağmen yaşamak istediklerinin akışına bırakırken yüreğini, belleğini, tenini; aslında tüm bunların uzak olmadığını görerek bodoslamadan dalmalı engin, derin yaşam anlarına.”

   Evet bu kez beni mektubun yanılttı. Karamsar bir mektup beklerdim senden, genelde olduğu biçimde! Bugün farklısın... karamsarlığın rengini umuda çevirmeyi becermişsin. “Her şeye rağmen” diyerek yürümekte kararlısın yeniliklere, arkanda; zamanını boşa harcatan sözcükleri, düşünceleri, öfkeleri bırakarak.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 944 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler