1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Mehmet Çağlar ile din işleri dairesi yasa tasarısı  ve din eğitimi üzerine…
Mehmet Çağlar ile din işleri dairesi yasa tasarısı  ve din eğitimi üzerine…

Mehmet Çağlar ile din işleri dairesi yasa tasarısı  ve din eğitimi üzerine…

Eğer din’in, KKTC'deki  toplumsal düzeyde değişime yol açabilecek bir birikimi sağlayacağını düşünüyorlarsa, ortaya “anomik” bir durum çıkacaktır...  

A+A-

 

Röportaj: Pervin Yiğit & Ahmet Güneyli

 

S1.     Geçtiğimiz günlerde Meclis Genel Kuruluna sevk edilen Din İşleri Dairesi Yasasına değişiklik önerisi ile Kur’an kurslarına yasal bir zemin kazandırılıyor ve Din İşleri Başkanlığının 67 olan kadro sayısının ihtiyaca göre 346’ya çıkarılması hedefleniyor. Bu karara ilişkin kişisel görüşünüzü paylaşır mısınız? Konuyla ilgili CTP’nin etkin bir muhalefet yapmadığı ve yasanın Meclis Genel Kuruluna aktarılmasına olanak sunduğu yönünde eleştiriler var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

C1.     Evet, sıra din ve mezhep üzerinden “demokrasi“ kurmaya geldi... Irk ve milliyet üzerinden denendi ve yürümedi! Şimdi din ve mezhep üzerinden demokrasi kuracaklar !
Bu kişisel düşüncelerim yılların birikimi ve yaşadıklarımdan öğrendiklerimle oluşan tecrübeler olarak bir yerde bekleyedursun, ve dilerim süreç içerisinde yanılmış olayım, Sezar’ın hakkını da Sezar’a vererek, Meclis genel kuruluna sunulan Din İşleri Dairesi Değişiklik Yasa Tasarısı hakkında ise medyanın genelinde yazılanlara bakıldığında, yazılanların çoğunun içeriğinden yasa tasarısının yeterince okunmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum! 
Yasa tasarısına göre Dairenin kadro sayısının artırılıyor olduğu doğrudur, çünkü eğriydi doğruydu, gerekliydi gereksizdi tartışmaları baki kalmak kaydı ile, Kıbrısın kuzeyinde bugün 198 adet cami var ve buralarda çalışanlar maaşlarını halihazırda vakıflardan alıyor. Ayrıca 130 kadar imam da TC yardım heyetine bağlı olarak camilerde görev yapıyor ve bu kişiler ne din işleri dairesine, ne de vakıflara bağlı olmayıp, maaşlarını da TC yardım heyetinden alıyorlar. Ne yazık ki bu kişilerin özlük işleri bile yardım heyeti tarafından takip ediliyor. Bu statüdeki çalışanlar yıllık izinlerine çıkarken ya da mazaret izni veya sağlık raporu kullanırken bile din işlerinin haberi dahi olmuyor. Harcamalar konusunda da Daire kendi bütçesi ile yönetiliyor ve Vakıflar idaresinin kontrol ve denetimine tabidir. KKTC Anayasasında yer alan Laiklik ilkesi gereği, Din İşleri Dairesi devlete değil, Vakıflar idaresine bağlıdır. Anayasa'ya ve Laiklik ilkesine uygunluk ile Atatürk ilke ve devrimleri vurgusu, hazırlanmış olan ve Meclis genel kuruluna gelen yasanın birçok yerinde geçiyor. Yasanın Kuran kurslarını düzenlemeyle ilgili olan 3. maddesinin şekillenmesinde, komite aşamasında CTP’nin çok ciddi çabası oldu ancak istenen duruma getirilemediğinden, bu maddenin nihai şekline onay vermeyip "ret" oyu kullanıldı. Komite aşamasında Yasanın bütününe olumlu oy kullanıldı çünkü 198 caminin 160'ında çalışan din görevlilerinin kendilerine iş güvencesi sağlayacak olanağı yaratacak bu yasaya CTP'nin ret oyu vermesi ilkeleri gereği doğru da olmazdı. Üstelik bunun çeşitli muhafazakar kesimler tarafından istismar edilmesinin önünü açılması da beraberinde başka sorunları da yüklenerek önümüze taşıyacak öngörümüz oluşmuştu. Bilinmesi gerekir ki, komiteye gelen yasa önerisinde halen çalışmakta olan kadrosuz çalışanların "eğitim durumlarına bakılmaksızın kadrolara atanması" da ön görülmekteydi. Oysa CTP’nin komitedeki katkı ve çabaları ile bu çalışanlar bir eğitimden geçtikten sonra ve yapılacak sınavda da başarılı olmak koşuluyla asıl ve sürekli kadrolara atanabileceklerdir.
Dolayısı ile CTP bir siyasal parti olmanın bilinci ile davranarak komite aşamasında da ilkeleri doğrultusunda toplumsal menfaatleri ve çalışanların haklarını düşünerek sorumlu muhalefet görevini yerine getirmeye çalışmıştır. Genel Kurul aşamasında ise, CTP’nin yine etkin muhalefeti ve yapıcı önerileri ile, Kuran kursları ile ilgili olan 3. Madde, yasa önerisini hazırlayan iktidar milletvekilleri tarafından geri çekilmek durumunda kalmış, yasadaki birçok maddede de değişiklik önerileriyle düzenlemeye gidilmiştir. CTP olarak bizler bütün bu değişikliklere karşın yine de yasa tasarısının Laiklik ve Eşitlik ilkesiyle yeterince bağdaşmadığını düşünerek, çalışanların iş güvencelerinin sağlanmasına tam destek verdiğimiz halde, yasanın bütününe ret oyu kullanmış olduk.
Kısacası gerek komite aşamasında gerekse genel kurulda bu yasa ile ilgili olarak CTP toplumsal ihtiyaçları da gözetecek biçimde ve ilkelerinden taviz vermeden ve popülizm tuzağına da düşmeden üzerine düşen muhalefet sorumluluğunu en etkin bir biçimde yerine getirmeye çalışmıştır.

2. Toplumsal değişme ve eğitim ilişkisine baktığımızda, toplumsal değişimin hem sebep hem de sonuç olduğunu görürüz. Toplumsal değişim, eğitimi belirli bir yönde şekillendirmekle beraber, eğitim de toplumu dönüştürür. Sizce din eğitimi ile ilgili konuşurken konuya buradaki karşılıklı etkileşim çerçevesinde bakılabilir mi? Türkiye’nin son 15 yılda eğitim yoluyla toplumu istenen ve planlanan yönde değiştirdiği söylenebilir mi?

C2.    Türkiye’de son yıllarda eğitim sistemlerinde yaşanan değişimlerle ilgili şu kadarını söylemekle yetineyim: Türkiye'de son 15 yılda eğitimde "reform" adına yapılanlar, gençlerin enerjilerini, tutkularını ve yaratıcılıklarını beslemiyor...
Tabii ki,  her toplum, kendi öznel koşulları ölçüsünde yaşanan değişimi kontrol ederek planladığı şekilde yönlendirmek ister;  eğitim değişmenin ve değişimin en önemli ve etkin bir aracıdır... Ama biliyoruz ki,  KKTC'deki eğitim sistemi, tek başına, diğer kurumlardan  bağımsız bir güç olarak planlanmıyor...  Örneğin; bizim eğitim yasalarımıza göre eğitim sistemimiz, Kemalist nesiller yetiştirmek zorundadır... Kısacası eğitimin hangi yönde toplumsal  değişme sürecini başlatıp başlatamayacağı,  kendisine  yüklenen  müfredat ve işlevlere büyük oranda bağlıdır... 
Bize yeni "moral otoriteler" ve benim sende, senin bende dirileceğin bir aidiyet gerek!
Sadece dünya görüşünüzle, neyi anlamlı sayacağınızın zeminini ortaya koyamazsınız!
Değişimi özendirebilmek için, değer gördüğümüz "anlam ağlarına"”, yani kültüre önerme getirmemiz lâzım. Çevre koşulları, insanın kişiliğini geliştirmek için kullanılabilir.
"Değerler" üzerinden, insanlara yeniden bir gaye ve ahlâk duygusu aşılanabilir.
Çünkü değerler, hem insanların arzularını doyurma, hem de onlara etrafındaki diğer insanlarla ortak bir kimlik kazandırma gücüne sahiptir. Dengeli bir toplum yaratma stratejisi budur: “Değerlerin kurallarını koymak” !.. Kırk iki yıldır bazı odaklar, bu insanların korkularını manipüle etme yoluyla, bunu kendi amaçları için kullandılar. Kıbrıs Türk Halkının sağ duyusuna hiç güvenmediler. Bu yüzden, onlara göre: “ Her zaman biri bizi yukardan yönetmelidir!.. Kıbrıslı Türkler, kendi kendilerine bırakılırsa, demokratik bir vatandaş olma yetileri yoktur!.. İyisi mi, biz tepeden "babacılık" yöntemini getirelim!.. Yoksa bunlar, toplumu tehdit eden, görünmez bir "Rumcu" olur, çıkarlar!”
Kıbrıslı Türkler adına böylesi düşüncelere sahip olanların "siyaset" dediği şey, aslında bazı insanların kişisel çıkarları üzerine inşa edilmiş olup "pazar" adlı kutsal bir kitapla örülmüştür...
"KKTC Benliği" de, bu "pazar ağları ve kriterleri” içerisine gömülmüş bir benlik durumundadır!
"Giden Türk, Gelen Türk" düsturu üzerinden kurgulanmış yeni bir Türklük bilincidir.
Yeni "KKTC benliği" maalesef sosyal uzlaşı peşinde değildir. Bulunduğu ortamdan azami fayda elde etmek ister... Dostlukları simgeseldir ... İyi izlenim uyandırma stratejisiyle sürdürülmektedir… Meşruiyet duyusu, "söylensel (mitik)" bir anlatıdan ibarettir...
Gelinen konjonktürde, Kıbrıslı Türkler, "KKTC Benliği"nden bağımsızlık çabası içerisindedir.
Alternatif kimlik, değer ve yaşam biçimlerini araştırmak için memleketini terk etmiştir adadaki Kıbrıslı Türklerden daha fazla bir Kıbrıslı Türk nüfus ... Bu gençler memlekete dönmeye ikna edilerek "KKTC Benliği" mi pekiştirilecek? Yoksa! "İnadına Barış" deyip, yeni değerlerle onun duygusal gelişimini, değerlerini altüst eden, kısıtlayan bu "benliğe" karşı başkaldırması mı desteklenecek?
İşte bu nedenlerle CTP, alternatif rakip güçler üretmeli...
Topluma rehberlik edecek kültürel şemalar, değerler çıkarmalı...
Toplum bu yeni kılavuz değerleri, ahlâki kodları, neyin özel, neyin politik, neyin kamusal alanlara taşınması gereken meseleler olduğunu bilmeli ve özdeşleşmeli...
İşte ancak o zaman, toplum kendisine çizebileceği bir yol bulabilecek ve motive olup kendi geleceğini çizme konusunda umutlanabilecektir ... Toplum soruyor, özellikle din konularında yaşanan yoğunlaşmış son gelişmelerden sonra, nerede kılavuz değerlerimiz, nerede alternatif rakip güçlerimiz, nerede ahlâki kodlarımız diye ...

3. Toplumsal değişme her zaman ileriye doğru olmaz, maalesef ki geriye doğru da gerçekleşebilir. Birçok eğitimbilimci dinin etkisinin artmasının sosyo kültürel açıdan bakıldığında geriye doğru bir adım olacağını belirtmektedir. Dahası din derslerinin zorunlu olmasının “ötekileştirmeye” sebep olacağı üzerinde durulmaktadır.  2017 yılında, siyasi olarak Kıbrıs’taki böylesi kritik bir süreçte, din eğitiminde öngörülen değişikliğin,  Kuzey Kıbrıs’ı toplumsal bağlamda nasıl etkileyeceğini öngörüyorsunuz? Olası bir çözüm durumunda, çokkültürlü bir yapının oluşması durumunda mevcut şekildeki din eğitimi, engelleyici bir durum yaratabilir mi?

C3. Söze şöyle bir alıntı ile başlayım:
 "Siz bana din ile refaha ulaşmış bir toplum gösterin. Ben de size devrim ile geri kalmış toplum göstereyim..." Ernesto Che Guevara.
Kuşkusuz, dinamik bir toplumun herhangi bir yöresinde veya örgütünde meydana gelen değişimden her kurumu da etkilenir.  Eğer din’in, KKTC'deki  toplumsal düzeyde değişime yol açabilecek bir birikimi sağlayacağını düşünüyorlarsa, ortaya “anomik” bir durum çıkacaktır...  
Din derslerinin zorunlu olması, dini ideolojik bir denetim aygıtı durumuna  sokar, "fırsat eşitliği”  değil,  ayrıcalıklar yaratır...  Ve bu ayrıcalığı yaratanların otoritesine bağımlı kılar...
Din eğitiminde öngörülen değişikliğin,  Kuzey Kıbrıs’ı toplumsal bağlamda nasıl etkileyeceğine gelirsek...  Bence din, egemen kesimin istek ve iradelerine uygun olacak biçimde statükoyu ya da toplumdaki hiyerarşik yapıyı sürdürmek için,  Kıbrıslı Türkler üzerinde çok önemli bir toplumsal kontrol aracı olarak kullanılamaz...  Bir çözüm durumunda, hiç kuşkusuz tek yönlü bir etkiden çok, karşılıklı bir etki tepki, yani çokkültürlü bir etkileşim söz konusu olacaktır. Bence bu durumda din eğitimi, çözümün yönü, amacı ve kapsamı üzerinde belirleyici bir rol oynayamaz.  İnsanlar daha çok güven ve konfor içinde yaşamak ve geleceklerini denetim altına almak için çaba harcayacaklardır...

4. Yukarıdaki görüşün aksine çoğulcu anlayışı temel alan ve din eğitimini bir insan hakkı olarak değerlendiren bakış açısı olduğu bilinmektedir. Gelişmiş ülkelerde din eğitimine ilişkin olumlu modeller var mıdır? Özetle, din eğitimi zorunlu mu, seçimlik mi olmalıdır; yoksa hiç mi olmamalıdır? Din eğitimi olacaksa kimler tarafından ve kaç yaşından itibaren verilmelidir? Din eğitimi olmamalıysa bunun nedenleri sizce nelerdir?

C4. CTP, bireylerin dini inanç ve kanaat özgürlüğüne saygı duymaktadır. Partimiz, dinin ve din duygularının istismarına, ideolojik ve politik bir enstrüman olarak kullanılmasına ve dinsel eğitim uygulamalarına karşı çıkmaktadır. “Din Kültürü” ve “Ahlak Bilgisi” eğitiminin de tüm dinler hakkında temel bilgiler içermesini ve seçmeli ders grubunda yer almasını öngörmektedir.
Din eğitimi ile ilgili birçok ülkede farklı uygulamalara rastlamak mümkündür. Ancak en yaygın kabul gören anlayışın din eğitiminin seçmeli bir şekilde verilmesi ve ağırlıkla da farklı inançlarda olan herkesi kapsaması açısından dinlerin tarihi ve kültürünün aktarılması şeklinde olduğu görülmektedir. Eğitimbilimdel açıdan ve öğrenme teorileri de dikkate alındığında, dini konuların soyut konular olması nedeniyle ve soyut öğrenmenin de 14-15 yaşlarında başlamasından dolayı, lise çağlarında alınan eğitimin daha anlaşılır olacağı ve ezbere dayanmayacağı da bilinmektedir. 14-15 yaşlarından önce ise yukarıda da belirtildiği gibi dinler tarihi ve kültürü boyutlarında yürütülmesi daha uygun görülmektedir. Dünyamızın içerisinden geçtiği küreselleşme sürecinde özellikle teknolojinin ve bilişim dünyasının genişlemesinin de olumsuz etkileri ile sosyal değerlerde büyük bir erozyon yaşanmaktadır birçok ülkede, ve işte bu yüzden de sosyal değerler eğitimi de iyi yurttaş yetiştirmede başat bir rol oynadığından, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin de bu açıdan ele alınarak sosyal değerlerin pekiştirilmesine katkı koyabilecek şekilde düzenlenmesinde yarar görülmektedir.
Din eğitimi sürdürülürken dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de din ile bilimi birbirine karıştırmamak ve asla rakip fikirler olarak görülmesine katkı koymamaktır. Bilim önce problemi oluşturur, ardından da problemi çözebilecek hipotezler, fikirler, modeller kurup; sonra da bunları eleştirerek ve yanlışlayarak ilerler... Şüpheciliği elden bırakmaz!
Ölümü aklının ucuna bile getirmez; Ölüm üzerine değil, hayat üzerine tefekkürdür...
Bilim, neyin işe yarayıp, yaramadığını tecrübe ederek , yaşamın içerisinde kabul gören, tutan ve fayda sağlayan iyi şeyleri kullanır, yaşamı yeniden "tutanlar" üzerinden değiştirir ve inşa eder...Bilim, evrimin bir tavrı niteliğindedir...
Din ve dolayısı ile inanç ise, bilimden farklı olarak bilgi üretmez, ancak,
üretilen bilgiyi kabul eder, onu benimser veya benimsemez. Bilimin en temel farkı,
Herhangi bir alanda var olan, statik olan bilgiyi alır, evirir, çevirir, ve ondan hareketle başka bilgiler üretir...Kısacası bilinmeyeni bilme, görünmeyeni görme aracıdır bilim...bu bilgiler ışığında eğitimciler olarak bizlere düşen asli görev, öğrencilerin kendi yeteneklerini keşfedip geliştirmelerini sağlayacak programlar ve ortamlar oluşturmamız, bilimsel temellerle öğrenmelerine katkı koymamız ve sosyal değerleri güçlü bireyler olarak yetişmelerinin önünü açmamızdır.

5. Kuzey Kıbrıs’ta değişen öğretim programları ve ders kitapları değerlendirildiğinde özellikle öğretmen sendikaları, akademisyenler ve ombudsman tarafından ciddi eleştiriler söz konusudur. Din eğitimine verilen önemle toplumun demokratik olmaktan uzak, hatta baskıcı bir şekilde belirli bir dine ve mezhebe yönlendirileceği belirtilmektedir. Bunun ötesinde Kıbrıs’ta Türkiye’nin etkisinin daha da artacağı ve eşitlikçi olmayan bir toplumsal ilişki üretileceği düşünülmektedir. Bu eleştiriler konusunda ne söylemek istersiniz?

C5. Kıbrıslı Türk kimliği yerine, yapay bir "KKTC benliği" aşılanarak, Kıbrıslılık ya da Kıbrıslı Türklük, ve aklın rehberliği, kökten dinci inanç temelli imanın yanında ikinci bir plana itilmiyor mu?
Bu değişim gerçekleştirilirken, Kıbrısın her iki tarafındaki muhafazakar kesimler, tüm kültürlerin ve kimliklerin, aynı ebru sanatındaki gibi, renklerin iç içe geçtikleri halde kendi renklerini de koruyarak, çok kültürlü ve çok kültürcü ortamlarda,birlikte yaşamasını istiyorlar mı?
İşte tam da bu soruların ehemmiyeti ortada iken, CTP'nin de görevi sivil demokrasiyi ön plana çıkarmak ve bu anlayış sonucunda, KKTC'de özgürlüğü, yeniden tanımlanır hale getirmektir.
CTP’nin "demokratik özgürlük anlayışıyla”, Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan tüm insanların, inançları, kültürel kimlikleri ve farklılıkları yasalarla güvence altına alınmalı, ve toplumsal alanda bir kısıtlamaya maruz kalmadan, yaşayabilmelerine olanak sağlanmalıdır.
Çünkü "demokratik özgürlük" anlayışının önceliği budur... Demokratik Özgürlük, Devlet iktidarına karşı, kişinin özgürlüğünü koruma altına almaktır. Demokratik özgürlük,
Toplumdaki farklılığı ve çeşitliliği üretmek ve savunmaktır. Demokratik özgürlük,
Kıbrıslı Türkleri evrensel düşünceden ve dünya yurttaşlığı fikrinden mahrum bırakmamaktır.

6. Amerika, birçok etnik grubu bir potada eritme yönündeki politikaları sonucunda okullarında “Amerikanlaşmayı” öğretmektedir ve bu durum eğitiminin önemli bir işlevi olarak değerlendirilmektedir. Okullar bu değişmeye aracılık etmektedir ve planlanan “Amerikalı” kimliği yaratılmaktadır. Kıbrıs düşünüldüğünde “Kıbrıslı” kimliğinin var olmadığı yönünde yıllardır ifade edilen bir görüş söz konusudur ve bu görüş, adanın güneyinde ve kuzeyinde hatırı sayılır bir kesim tarafından savunulmaktadır. Din derslerinin zorunlu olması Kıbrıs’ın kuzeyi için bir toplum mühendisliği olarak düşünülebilir mi? Bu kararın uygulanması sonucunda, sizce, ciddi anlamda bir toplumsal dönüşüm gerçekleşebilir mi?

C6. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşu Kıbrıs Ulusunu meydana getirmedi ama bir “Kıbrıslı” olarak düşünmeyi ve  yerelliğin önde tutulması bilincini getirdi süreç içerisinde. Bu yüzden “Kıbrıslılık” kavramı yapay değildir yani... Temelinde bir bilinç vardır... Eğer Kıbrıslılık bilinci aşınmış bir değer durumuna düşsün diye din gündeme sokulmuşsa günümüzde, ki toplumda bu şekilde yaşanan bir algı ve tedirginlik vardır,  CTP olarak biz buna asla “hoşgörü” ile bakmayız.
Taşkın bir milliyetçilik, ve buna bağlı olarak patlak veren krizler, yerini, kendilerini tüm "doğrular"ın sahibi addeden, bir din muhafazakârlığına bıraktı... Onlar da bu dünyayı, "Öte dünya" kurallarıyla yönetebileceklerini sanıyorlar... Laiklik ile dindarlık,
Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana sorun .... '80 darbesi sonrasında, totaliter anlayış kamusal alana da taşınırken, dinin kamusal alanın dışına itilmesini, "laiklik" sanmışlardı...Oysa sadece, dinin kamusal alanda görünür kılınmasını engelleyebilmişlerdi... Sonra ne oldu ? Nereye ulaştı görünürlük ve geçer akçe ne oldu? “Erkeğim ,Türküm, Sünni'yim, Askerim...” Hatta, "Sen Âlevisin ben Sünni"yim geçer akçe, yani "İN" oldu... Halbuki,
"Ne mutlu ki bu ülkede hep birlikte özgürce ve insanca yaşıyoruz" diyebilmenin mutluluğunu yaşayacak ortamları yaratmalıyız... Hepimiz için insanlık için, "Yurtta Barış Dünyada Barış" için...
Kusura bakılmasın ama ; İnanç özgürlüğü ile dinin kamusal yaşama müdahale özgürlüğü aynı şey değildir!.. Bir yandan bilimin sağladığı tüm olanakları kullanacaksın;
Ama yeri geldiğinde de bilimsel düşünceyi/metodu inkâr edeceksin... Sosyalistler ve sosyal demokrat insanlar için, dinin toplumsal ilişkileri düzenlemesinin önüne geçmek,
stratejik bir zorunluluktur... Bu ise, din ile ahlâk'ın özdeş olmadığını ortaya koyup, birbirinden ayrıştırmakla yapılabilir... Ahlâkın dinden kaynaklı olduğu propogandasını yapanların önüne geçilmeli ve bu propogandaya "ilerici" güçler izin vermemelidir... Hangi ahlâkın diğerinden üstün olduğuna karar vermek herşeyden önce bizden uzak olmalıdır... Sünni'yim demeyen de güzel ahlâk sahibi olabilir... Ayrıca, bu mücadelenin inançlara karşı olmakla da hiçbir ilgisi yoktur!
"Dünya benim düşünce tarzıma uymaz"cılardan, Kıbrıs Türk Toplumu çok çekti ...
Kıbrıs Türk Toplumunun, barış ve demokrasi mücadelesinde büyük güven duyduğu ve destek verdiği CTP; artık kendi "hakikatini", kendine ve topluma olan güven ve sorumluluğu ile,
ileriye taşıyabilmelidir...Vaat ettiğimiz sosyal ve siyasi "vizyon"u, toplumun doğasına ve dokusuna uyumlu bir biçimde, veriye dayalı bilimsellikle inşa etmelidir...
Bu şekilde, "Ortacı" tutumlarla siyaseti yönetmeye devam edilirse, birileri kendi vizyonunu "vahi"yle inşa eder, bizlere de seyretmek kalır...

7. Son olarak, tarihsel sürece bakıldığında Güney Kıbrıs’ta kilisenin ve dini liderlerin siyasette baskın olduğu gözlenmektedir. Hatta, çözümsüzlüğün faturası çıkarıldığında din konusu Kıbrıslıtürkler tarafından sıklıkla gündeme getirilmektedir. Gerek insanların din algısı ile dini yaşama biçimleri gerekse din eğitimi bağlamında Kıbrıs’ın kuzeyi ile güneyi arasında şu an itibariyle bir farklılık olduğunu düşünüyor musunuz? Kuzeydeki din algısının daha özgürlükçü olduğu ve bu durumun muhafazakar kesim tarafından değiştirilmeye çalışıldığı yönündeki görüşe katılır mısınız? 

C7. Başpiskopos Hrisostomos "ELAM'ın çoğu görüşü beni ifade ediyor" demiştir... Kilise ve ELAM için Kıbrıs sorununa çözüm kriterleri, AB normları ya da hukuk mücadelesi falan değil, çünkü federasyonu içlerine sindiremiyorlar... 
Gaye olarak Kıbrısın kuzeyi ile güneyi arasında din algısı ile dini yaşama biçimleri ve din eğitimi bağlamında pek fark yok! Her iki taraftaki muhafazakar kesimler, toplumsallığın din ile mi, yoksa siyaset ile mi sağlanacağının kavgasını veriyorlar...
Oysa ki, Batı bu sorunu Rönesans ile çoktan çözdü...
 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1332 defa okunmuştur
Gaile 422. Sayısı

Gaile 422. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler