MASDER

MASDER

Genelde Mağusa’yı özelde de Suriçi’ni seven bir grup insanın oluşturdukları bir sivil toplum örgütü

A+A-

 

 

Firuzan Nalbantoğlu

 

 

MASDER’i konuşmak istedik bu hafta… Nasıl kuruldu, neler yapıyor, Mağusa’yla ilgili neler düşünüyor diye Yönetim Kurulu Başkanı Şenay Eyupoğlu sorularımızı yanıtladı;

F.N: MASDER fikri nasıl doğdu?

Ş.E: Mağusayı seven ve Mağusa ile ilgili güzel şeyler düşünen arkadaşlar “ne yapılabilir” “bir şey yapabilir miyiz” diye sohbet ederken, dernek olmadan önce bir çalışma grubu olarak bu işe başladık. Mağusa’yı sevenler, Mağusa için vakit ayırıp çalışabilecek arkadaşlar, sohbetin ötesinde de “artık bir şeyler yapabilir miyiz” dedik ve bölgesel turizmle ilgili belli bölgelerde farkındalığı arttırmak amacıyla ön çalışmalar yapan EDGE grubuyla görüşmeye karar verdik.

F.N: Nedir EDGE biraz bahseder misiniz?

Ş.E: Amerika destekli,  AB’nin yardım kuruluşları gibi bir gruptur. Bunun bir ayağı SAVE bir ayağı EDGE’dir. SAVE daha fazla kamu kuruluşlarına yardımlar sağlayan bir gruptur. EDGE daha çok sivil toplum kuruluşlarına yardım sağlar. EDGE grubu kendisine 3 farklı destinasyon seçti. Tamamen turizme yönelik 3 bölgeyi canlandıracaklar. Bunlardan biri Büyükkonuk, biri Mağusa Suriçi biri de Lefke Bölgesi’ndeki bir köydür. EDGE bu işi yapıyor. EDGE’in kendilerine göre bu işte uzman personeli var. Bize de haftalık toplantılar şeklinde personel gönderdiler ve bizi Suriçi ile ilgili nasıl çalışacağımızla ilgili yönlendirdiler.

F.N: Bu grupla ne gibi çalışmalarınız oldu MASDER’in kuruluş aşamasında?

Ş.E: Bu grupla bir araya geldik. Bizim kafamızdaki projenin bir örneği Büyükkonuk’da çalışıldı. Büyükkonuk’un bugünkü durumuna gelmesinde EDGE’in katkıları vardır. Büyükkonuk ekoturizmde örnek bölgedir. Biz de dedik ki Mağusa’da Suriçi’ni pilot bölge seçebilirsiniz.  Bizler de varız, çalışabiliriz. Tabii bu konuda belediye başkanımız Oktay Kayalp ile de görüştük. O da zaten hep sohbetlerimizde “Mağusa için böyle bir sivil örgüt olmalı, çalışılmalı” diyordu ve bir şekilde belediye de bu konuda bize aracılık etti ve bu EDGE grubu ile bizi bir araya getirdi. İki yıl boyunca bu grupla çalıştık. Yaptığımız da şuydu; İlk başta Mağusa için neler yapılabilir, Suriçi’nin neyini ön plana çıkarabiliriz, nasıl ilgi çekebiliriz bunları tespit etmeye çalıştık. Amacımız da tamamen Mağusa Suriçi’ne insanların gelmesini sağlamak. Önce sınırlarımızı belirledik, bu da Suriçi’ydi. Eski eserlerimiz var, onları ön plana çıkarabiliriz ve önce Mağusalıları Suriçine çekmek sonra bunu bir adım ileriye taşıyarak Lefkoşalı, Girneli, Omorfolu nasıl gelebilir daha da sonrasında turizmi nasıl hareketlendiririz bunlar üzerine düşündük. Birlikte panayır düzenledik, bunu nasıl duyuracağımızı, kimleri davet edeceğimizi, neyi nasıl tespit edeceğimizi birlikte yaptık. Altı dilde bize Mağusa Suriçi ile ilgili broşürler bastırdılar. Bu çalışmayı biz dernek olana kadar bu insanlarla götürdük. 

“İNCELEDİK, GEZDİK, GÖRDÜK, TARTIŞTIK”

F.N: Dernek olma aşamasında ne gibi çalışmalar yapıldı?

Ş.E: Çalışmamızın planı önce dernek olmak değil, çalışma grubu olarak nereye kadar devam edebiliriz idi ve biz bu çalışma grubunu sürekli geliştirerek gittik. Yani ilk başta 7-8 arkadaşla başladık daha sonra Mağusa Suriçi’ne ilgi duyanları içimize almaya çalıştık. Resmi bir adı yoktu, çalışma grubuydu. En sonunda da dernek kurmak durumunda kaldık çünkü artık resmi bir çerçeveye oturtmamız gerekiyordu. Bazı özel girişimler yaptık. TC Elçiliği’dir, Turizm Bakanlığı’dır, Eski Eserler Dairesi’dir, Vakıflardır. Eski eserlerin restorasyonu ile ilgili mesela ilk girişimlerimizden biri olan Buğday Cami’nin restorasyonu (St. Peter ve Paul Kilisesi) ile ilgili görüşmeler yaptık. Orada bir restorasyon söz konusuydu. Bununla ilgili aracılık yapacak bir derneğe ihtiyaç vardı. Biz orada devreye girdik. SAVE’in katkılarıyla güzel bir proje yapıldı. Mesela son olarak ikona restorasyonu yapıldı orada. Yani dolayısıyla bir sivilleşme bir sivil toplum örgütü avantajı yakalamaya çalıştık. Dernek olduktan sonra zaten tamamen Mağusa’nın birebir benzeri olan şehirleri görmek için dernek yönetim kurulunu bir çalışma gezisine götürdüler. Kotor, Dubrovnik, Budva bölgelerini gezdik. Onlar birebir Mağusa’nın minyatürü gibiydi. Çevre düzenlemesi, temizlik, binalarımızın, eski eserlerimizin kullanımı, turistler geldiklerinde beklentileri nelerdir, zamanlarını nasıl değerlendirmeyi tercih ederler. Bu geziden sonra EDGE grubuyla bağlantımız noktalandı. Biz geziden sonra onlara raporlarımızı sunduk daha sonra da dernek olarak yürürlüğe girdik.

F.N: MASDER’in ne gibi etkinlikleri var?

Ş.E: Nisan’da çocuk panayırı düzenliyoruz. Klasik otomobil rallisi var. Yılbaşı pazarımız var rutin olarak yaptığımız. Bunlar rutin üç organizasyondur ve her yıl daha fazla geliştirerek yapıyoruz. Bunun yanında bu sene fotoğrafçılık kursu başlattık. Dedik ki dernek binamızı da aktif olarak kullanalım. Çünkü henüz her gün o binanın birisi tarafından açılması söz konusu değil. Bunun için de girişimlerimiz var, nasıl yapabiliriz, nasıl derneği açık tutabiliriz, turizm enformasyon binası olarak nasıl kullanabiliriz. Bakanlıkla da bununla ilgili görüşmelerimiz var.  Bakanlıktan bir rehber talebimiz var. Mesela orada sürekli olarak bir rehber olsun ve gelen turistlere hizmet versin belli çerçevede. Çünkü binamız tam merkezi yerdedir. Biz esnafla birlikte Suriçi’nde gezilebilecek yerlerin krokisini çıkardık. Turistlere bu krokileri bedava dağıtıyoruz. Ne nerededir, ne görülebilir. Yani amacımız binayı aktif olarak kullanmak. Oraya farklı kesimleri de çekebilmek için. Fotoğrafçılık da 25-30 kişilik yeni açtığımız 3 aylık bir kurstur. En azından Mağusa’nın dışından 25-30 kişi geliyor ve haftada 2 günlerini Suriçi’nde geçiriyor. Biz en azından bunu sağladık. Othello kalesi var, orada 2-3 yıl öncesine kadar Mücahitler Gazinosu vardı. Miladını doldurmuş bir binaydı. Orada eskiden düğünler, balolar falan yapılıyordu. Ama uzun yıllardır atıl durumdaydı. Etkinliklerimiz dışında birinci girişimimiz bunun temiz bir ortam olarak Mağusa’ya geri kazandırılmasıydı. Onunla ilgili elçiliktir, bakanlıktır bazı girişimler yaptık. Bunun sonucunda da oranın o kötü görüntüsünü yok ettik. Oradaki binayı ortadan kaldırdık ve Kale’nin önünü yeşil alan olarak belediyeye devredilmesini sağladık. Yani Othello Kalesi de bizim derneğimizin bir girişimidir. Yani bu tip girişimler ekstralardır, etkinliklerin dışındadır.

F.N: Buğday Camii restorasyonu da Suriçi için önemli restorasyonlardan biriydi, biraz bahseder misiniz?

Ş.E: Buğday Camii’nin girişimi SAVE’in kendi projesiydi. Kendileri bir proje hazırladılar. Aşırı büyük bir yatırımdı. Biz sadece arada kurumları buluşturmayı yaptık. Çünkü zaman çok önemlidir ve bu bürokrasi bazı şeylere çok büyük engeldir ve insanlar nereye gideceklerini bilemiyor. Benim mesela Suriçi’nde eski bir binam var ve ben onu tamir edeceğim. Nereye gideceğim? Nereden başlayacağım. Gidip mühendise orayı bana yık yeni mi yap diyeceğim? Biz insanları yönlendiriyoruz.

“MAĞUSA’YI SATMAK İSTİYORUZ!”

F.N: MASDER Mağusa Suriçi için neler yapmayı planlıyor?

Ş.E: Bizim Suriçi esasında büyük bir “müzedir” ve biz bu müzeyi bedavaya veriyoruz. Bu işin Türkçesi budur. Bizim bu dernekle gidip gördüğümüz bölgelerde insanlar bunu satıyorlar. Kapısından girerken cüzi de olsa parasını verirsin ama bu bir destektir o şehir için. Biz bunu da yapmaya çalıştık esasında fakat dediğim gibi mesela eski eserlere aittir bu Suriçi’ndeki yerler. Veyahut da bir vakıfa aittir ve bir projeleri yoktur. Tamam bizim Suriçi’nde bu kadar eski eserimiz var. ‘Biz bunu planladık, bu zamanda şunu, bu zamanda şunu yapacağız, ya da şu şartlarda restore edilecek’ gibi bir çalışma ne yazık kİ yoktur.  Dolayısıyla şu an bizim yaptığımız en azından mevcudu korumaktır. Misal şu an bir eski eserin duvarı yıkıldığında inanın eski eser personeli farkında değildir ama biz bir alo ile hemen arayıp ‘bakın burada bir yıkılma var’ ya da ‘eski esere beton dökülüyor koşun’ diyoruz.

F.N: İTÜ Mağusa’daki eski hastanenin yerini alarak oraya bir fakülte açacak, onlarla bir diyaloğunuz oldu mu?

Ş.E: Evet onlarla bir bağlantımız var. Geçen haftalarda güzel bir toplantı yaptık. Amacımız, onlar da binalarını kullanıma sokarken Mağusa Suriçi’nin mimari şartlarını yerine getirmeleriydi. Örneğin şu Portofino Hotel, onun yanında Reflex’in yaptığı binalar yasadaki yüksekliğin üstündedir. Görüntüyü bozan çalışmalardır. Biz en azından bunların olmaması için onlarla görüşüp bu konulara dikkat çektik çünkü bu insanlara orada 45 dönümlük bir yer verildi, fakülteyi kurmaları için. Biz de dedik ki “tamam güzel bir gelişme hepimiz için”. Oraya bir fakülte kurulacak, ekonomik olarak sağlıklı bir girişim ama birilerinin o insanlara nelere dikkat etmeleri gerektiğini belirtmesi lazımdı. Yüksekliği, binanın tarzı, Suriçi’nde kullanabilecekleri alanların var olduğunun dikkatini çektik, nitekim bazı şeylerin farkında değillerdi. Örneğin bir kütüphane kuracaklarsa bunu Mağusa Suriçi’ne kurmalarını önerdik ve birkaç yer gösterdik.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 436 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler