1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Masari'den (Şahinler) 'kayıp' edilen bir aile...
Masariden (Şahinler) kayıp edilen bir aile...

Masari'den (Şahinler) 'kayıp' edilen bir aile...

Vasilaylı Elpiniki henüz 30 yaşında güzeller güzeli bir kadındı… Lefteris Eleftheriu’yla harika bir hayatı vardı – kendi tarlalarında, bahçelerinde çalışıyor, yaşayıp gidiyorlardı… Çok çalışıyorlardı ama eğlenmesini de biliyorlardı

A+A-

 

 

Vasilaylı Elpiniki henüz 30 yaşında güzeller güzeli bir kadındı… Lefteris Eleftheriu’yla harika bir hayatı vardı – kendi tarlalarında, bahçelerinde çalışıyor, yaşayıp gidiyorlardı… Çok çalışıyorlardı ama eğlenmesini de biliyorlardı… Yemeyi içmeyi seviyorlardı, çalışmayı sevdikleri kadar… Üç çocukları vardı: Panayotis, Hristakis ve 20 Temmuz 1974 sabahı dünyaya gelen Anastasia…

Elpiniki Hanım çok zor bir doğum yapmıştı, kanaması vardı – 20 Temmuz’da savaş başlayınca kocası apar topar Lefkoşa’daki hastaneye giderek kanaması devam eden karısını oradan çıkarmış, Vasilya’ya getirmişti… Çünkü bu savaş günlerinde, karısından ve yeni doğmuş bebeğinden ayrı kalmak istemiyordu…

Vasilya’dan sonra Omorfo’ya, oradan da güneye, Bladanistasa köyüne gitmişlerdi… Yeni doğum yapmış Elpiniki’yi kucağında bebeğiyle gören köylüler bu aileye acıyarak onlara kahvenin yanında bir odacık vermişlerdi…

Vasilyalı Lefteris, tarımla, çiftçilikle uğraşıyordu, iki traktörü vardı… Traktörlerini ve diğer eşyalarını bu köye kaçmadan önce Masari’ye (Şahinler) buradaki bir arkadaşının arazisine taşımıştı… Şimdi güneyden kuzeye geçip hiç olmazsa traktörünü ve bazı eşyalarını almak istiyordu… Yeni doğmuş, henüz 20 günlük kadar olan minik Anastasia’yı ve 10 yaşındaki Panayotis’i neneleri Anastasia ve dedeleriyle bırakıp yanlarına 7 yaşındaki oğlucukları Hristakis’i ve Masari köyünden Bay Savvas’ı da alarak Masari köyüne gittiler… Ve bir daha geri dönmediler…

Güzeller güzeli, göğüsleri süt dolu, henüz yeni doğum yapmış Elpiniki, 29 yaşındaki kocası Lefteris, 7 yaşındaki oğluları Hristakis ve 60 yaşlarındaki Bay Savvas’ı “Gelin da size yardım edeyim, eşyalarınızı alasınız da öyle gidesiniz” diyerek Vasilyalı bir Kıbrıslıtürk’ün bir arabaya koyup gittiğini görenler olmuştu… Çünkü Masari’de bulunan 24 kadar Kıbrıslırum, Türk askerlerinin açtığı bir koridordan güneye geçeceklerdi – Lefteris’e de “Geride kalma, bizimle gel” dedilerse de, Bay Lefteris bu Vasilyalı Kıbrıslıtürk’e güvenerek “Siz gidin da bu adam bize yardım edecek, eşyalarımızı alıp da öyle gelelim” demiş, bir daha onları gören ya da haber alan olmamıştı…

Küçücük, 20 günlük bebek Anastasia annesiz kalmıştı, Bladanistasa’da, aynı ismi taşıdığı nenesinin kucağında. Durmaksızın ağlıyor, annesinin memesini arıyordu… Anastasia hanım, kendi adını taşıyan bu bebeğe süt veriyor, bebek sütü almayı reddediyor, ağlıyor, ağlıyor, annesinin kokusunu arıyordu… Oysa annesi bir daha hiç geri dönmeyecekti…

Bladanistasa’dan başka bir köye, sonra da Leymosun’a gitmişler, öksüz kalan bu iki evlatçığı nenesi ve dedesi Leymosun’da bir ev kiralayarak besleyip büyütmüştü… Küçük Anastasia büyürken aklı karışıyordu: Annesi, babası neredeydi? Her gördüğü kadına “Anne” diyordu, nenesine “Anne” diyordu, her gördüğü erkeğe “Baba” diyordu, dedesine “Baba” diyordu, 2-3 yaşlarına gelinceye kadar…

Bu iki küçük çocuğu büyütmek için dedeleri bulduğu işlerde, tarlalarda, ovalarda çalışmış, hiçbirşeylerini eksik etmemişti… Halbuki onlardan çalınan ana-baba sıcaklığını hiç kimsecikler yerine koyamazdı…

10 yaşındaki küçük Panayotis, küçücük kızkardeşi Anastasia’ya abilik yapacak, ona bakacak, bütün dünyası yıkılmış olsa da, Leymosun’un Ayios Athanasios göçmen bölgesindeki küçücük bir göçmen evciğinde, kızkardeşinin hiç arkası kesilmeyen sorularına cevap verecekti:

“Annem nasıl biriydi? Babam nasıl biriydi? Erkek kardeşimiz Hristakis nasıl biriydi? Neler yapardınız?”

1986’da onları besleyip büyüten neneleri Anastasia hayata gözlerini yumduğunda, Anastasia henüz 12 yaşında bir kız çocuğuydu, dedelerinin yaşı ilerlemişti – bu yüzden Panayotis, nenelerinin boşluğunu doldurmak üzere ev işlerini de üstlenecek, kızkardeşine bakacak, bir yandan çalışacak, bir yandan da kızkardeşinin büyümesine yardımcı olacaktı… Sonra dedelerini de kaybetmişlerdi… Dedelerini kaybettikleri zaman Kıbrıslırum hükümeti, göçmen evciğini ellerinden almaya kalkışmış, Panayotis hükümeti mahkemeye vererek uzun ve zor bir dava sürecine girmiş, sonuçta bu evin kendilerine ait olması gerektiğini kanıtlamıştı… Hükümet, herşeylerini, Vasilya’daki evlerini, mallarını, tarlalarını, bahçelerini kaybetmiş olan, anneleri, babaları ve kardeşleri “kayıp” olan bu iki öksüz çocuğa, bu göçmen evciğini vermek zorunda kalmıştı…

Değerli gazeteci arkadaşım Paraskos bir gün beni aradı ve Panayotis’in benimle görüşmek istediğini anlattı… Hemen randevulaştık ve Panayotis’le buluşarak oturup konuştuk… Bu iki kardeşin dramatik öyküsü beni derinden etkiledi… Panayotis, hala babasının, annesinin, küçük kardeşinin akibetini öğrenmeye çalışıyordu… Çünkü bugüne kadar başlarına neler geldiğini öğrenememişti… Birkaç kez Vasilya’ya giderek, annesini, babasını ve kardeşiyle Masarili Bay Savva’yı alıp bir arabaya koyan ve Masari’den (Şahinler) ayrılan o Vasilyalı’yı nerede bulabileceğini sormuştu…

Röportajdan sonra kısa bir araştırma, bu Vasilyalı Kıbrıslıtürk’ün çoktan ölmüş olduğunu ortaya koyuyor…

O nedenle okurlarıma bir çağrı yapmak istiyorum: Bu röportajda sözü edilen olaylara tanık olmuşsanız, bir şey duymuşsanız, bir şey görmüşseniz, bir şey biliyorsanız lütfen beni 0542 853 8436 numaralı telefonumdan, isimli veya isimsiz olarak arayınız… Adınızı söylemek istemiyorsanız, söylemeyiniz, önemli olan Panayotis ve Anastasia’nın annesi, babası ve erkek kardeşiyle birlikte Bay Savvas’ın başına neler gelmiş olduğunu öğrenmemiz, onların nereye gömülmüş olabileceğini bulmamız, onların acılı yüreğine birazcık da olsa su serpmemizdir…

Panayotis’in dört çocuğu var, annesiyle babasının isimlerini koymuş iki çocuğuna…

“İçim kan ağlasa da, yüzümden tebessüm eksik olmaz” diyor bana… “Ben bir öğretmenim… Ne kendi çocuklarımın, ne okuldaki çocukların acı çekmesini istemiyorum… Acımı içime gömüyorum ve onlara gülümsüyorum… Bu adada barış olsun artık istiyorum… Kimse böyle şeyler yaşamasın… Tek istediğim ailemden geride kalanları alıp gömmek ve artık beklemekten vazgeçmek… Yıllardır bekliyoruz…”

Panayotis Efsthatiu’yla “kayıp” annesi, babası ve erkek kardeşine ilişkin röportajımızı yarın yayımlamaya başlıyoruz…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 884 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler