1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Masal Diyarındaki Terzi…
Masal Diyarındaki Terzi…

Masal Diyarındaki Terzi…

Sevgiyi taşıyan yüreklerin, aşka dokunan parmakların, ne zaman ve kimin tarafından kirlendiğini zaman zaman düşünürüm. Sizin de aklınıza gelir mi böyle şeyler diye Sevgili Okuyucularıma sormak istedim. Bugüne dek üzerinde durduğum bir konu olmamıştı, yu

A+A-

 

Sevgiyi taşıyan yüreklerin, aşka dokunan parmakların, ne zaman ve kimin tarafından kirlendiğini zaman zaman düşünürüm.

Sizin de aklınıza gelir mi böyle şeyler diye Sevgili Okuyucularıma sormak istedim.

Bugüne dek üzerinde durduğum bir konu olmamıştı, yukarıda yazdıklarım…

Daha ziyade sevgi ve aşk taşıyan sözcüklerin anlamlarını ve değerlerini konuşur dururuz.

Yazarız, çizeriz.

Ama hiçbir zaman saf gibi gözüken bu değerlerin de, kirlenebileceğini ve bu yüzden çoğu yüreğin de yaralı olabileceğini anlayamayız.

Çok kafa yormayız işin bu yanıyla. Sadece tek ilgilendiğimiz anlamları ve ifade ettikleri duygulardır…

Niye bir kadın sevgiden uzak durur?

Niye bir adam aşka inanmaz?

Bunlar gibi benzer sorulara verilecek olan cevaplar hep aynıydı ta ki bu soruların cevaplarına masallar diyarındaki terzimiz doğru cevap verene dek…

Gökyüzünün sonsuzluğunda yaşayan periler diyarında terziymiş kahramanımız…

Periler ne zaman üzülseler terziye gelirlermiş. Terzimiz de onları yatıştırıp, sakinleştirdikten sonra başlarmış yüreklerindeki ve ruhlarındaki sökükleri dikmeye…

Alırmış eline sihirli iğnesini, sessizce huşu içerisinde dikermiş ağlayan perilerin yaralarını…

Başka da bir işi yokmuş terzinin. 

Gel zaman, git zaman masal içindeki terzi, bir gün azat olur ve yeryüzüne yollanır.

Dünyadaki işi de yine insanların söküklerini dikmekmiş.

Bir gün sökükleri dikmek için kullandığı sihirli iğne parmağına batıp da canını acıtınca, iğneyi yere atmış.

Canı o kadar yanmış ki, insan söküklerini artık dikmemeye karar vermiş.

Soranlara artık terzilik yapmadığını söylüyormuş.

Yüreği ve ruhu ilmik ilmik olmuş ne kadar yaralı insan var diye hayret etmiş.

Etrafına baka dursun, yürümeye başlayınca bir de bakmış ki kendi üzerinde dikecek bir yer bile yok.

Düzgün ve yeni bir bedenle elbisesinin içerisinde göz kamaştırıyor.

O gün mutlu ve keyifli bir gün yaşamış. Doğanın içerisinde, hiç olmadığı kadar neşeli, etrafında onu çevreleyen insanlarla gülmüş, gezmişler ve sohbet etmişler.

Akşam evine döndüğü vakit niye daha evvelden terzilik işini bırakmadığına hayıflanmış.

İnsanları çok sevmiş ve ömrünün sonuna kadar hep burada yaşamaya karar vermiş.

Aradan kısa bir zaman geçmiş, artık eskisi gibi söküklerle uğraşmadığından epeyce zamanı oluyormuş yaşadığı yere uyum sağlamaya ve arkadaş edinmeye…

Bu sakinlik masal terzimizin âşık olmasıyla değişmiş. Gözü hiç bir şey görmez olmuş. Sanki dünyadaki en mutlu kadın kendisiymiş gibi, yüzünde güller açıyormuş.

Şarkılar söylüyormuş ve sevdiğiyle birlikte masalın içinde yaşadığını düşünüyormuş.

Ne gamın, ne kederin kıyısından bile geçmediği bir hayatın ortasında sadece yaşadıkları anı duyarak, hissederek, tadarak yaşıyorlarmış.

Bir sabah uyandığı vakit, gökyüzünün yağmurlu olduğunu görmüş. Mevsim sonbahar demiş kendine terzimiz, böyle havanın olması normaldir…

O gün hiç olmadığı kadar çok üşüyormuş.

Üstelik sevdiği ortalıkta yokmuş, kaybolmuş.

Gece pencerenin önüne oturmuş bir halde sevdiğini beklerken, kapının çaldığını duymuş.

Kapıyı açtığı vakit, gelenin sevgilisi olduğunu görmüş ve mutlulukla boynuna atılmış.

Fakat sevgilisinin yüzü kederliydi, hüzünlüydü.

Ayrılma vaktinin geldiğini anlamıştı terzimiz.

Hiç konuşmadan, hiç dokunmadan seven bir insan çoğu kez hisseder duyguları…

Bu da öyle bir şeymiş…

Terzimiz o gece uyumamış da, ağlamamış da, sadece düşünmüş hep.

Sabah olduğu zaman yerinden kalkmış, bir de bakmış ki, o herkesin gıpta ettiği elbisesi, göz kamaştırıcı renkteki giysisi sökük sökük olmuş.

Hayret etmiş, gözlerine inanamamış.

Dokunduğu her yer elinde kalıyormuş.

Bu duruma daha fazla dayanamayan narin bedeni hastalanmış.

Günlerce, haftalarca kendinde olmadan yatmış.

Gökyüzünün sonsuzluğunda yaşayan periler inmişler yeryüzüne ve bakıp iyileştirmişler terzimizi…

Bir sabah gözlerini açtığı vakit, güneşin keskin bakışını görmüş.

Hemen üzerine bakmış.

Elbisesi tekrar eski haline kavuşmuş, aynı geçmişteki gibi ihtişamlı bir şekilde üzerindeymiş.

Ve terzimiz anlamış ki, ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar sihirli iğneyle dikiş atarsa atsın, kendi yaralarını, söküklerini maalesef dikemiyormuş…

Sevgiyi taşıyan yüreklerin, aşka dokunan parmakların, ne zaman ve kimin tarafından kirlendiğini işte o an düşünmeye başlamış terzimiz.

Bugüne dek üzerinde durduğu bir konu olmamıştı, hiç bunlar…

Daha ziyade sevgi ve aşk taşıyan sözcüklerin anlamlarını ve değerlerini konuşmuştu.

Yazmıştı, çizmişti ve hepsinden de önemlisi insanlara yardımcı olmuştu yaralarını sarmaya, söküklerini dikmeye...

Ama hiçbir zaman saf gibi gözüken bu değerlerin de, kirlenebileceğini ve bu yüzden çoğu yüreğin de yaralı olabileceğini anlayamamıştı, ta ki kendi başına gelinceye kadar…

Çok kafa yormayız işin bu yanıyla.

Sadece tek ilgilendiğimiz anlamları ve ifade ettikleri duygulardır…

Niye bir kadın sevgiden uzak durur?

Niye bir adam aşka inanmaz?

Bunlar gibi benzer sorulara verilecek olan cevaplar hep aynıydı ta ki bu soruların cevaplarına masallar diyarındaki terzimiz doğru cevap verene dek…

Niye bir kadın,

Niye bir adam sevgi ve aşktan uzak durur?

Bilir ki söküklerini dikecek bir terzi olmayacaktır,

Ve hepsinden de önemlisi onu her şeyden vazgeçecek kadar sevecek,

Onu koşulsuz şekilde kabul edecek bir insanın karşısına çıkacağına inancının kalmayışıdır…

Ruhunu saracak sevgili karşısına çıksa bile, onu incitip, yara bere içerisinde bıraktıktan sonra sevgilinin arkasına bile bakmadan gidecek olmasıdır…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1129 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler