1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Mart sıkışıklığı
Mart sıkışıklığı

Mart sıkışıklığı

İki haftadır, ESK’da Mart sonu düzenleyeceğimiz ‘2. Drama Haftası’ nedeniyle 5 farklı yaş grubu ile prova aşamasında olduğumuz 8 farklı tiyatro oyunu yanında; 2. Beşparmaklar Tiyatro Festivali kapsamında 23 Mart’ta Çatalköy Belediy

A+A-

 

İki haftadır, ESK’da Mart sonu düzenleyeceğimiz ‘2. Drama Haftası’ nedeniyle 5 farklı yaş grubu ile prova aşamasında olduğumuz 8 farklı tiyatro oyunu yanında; 2. Beşparmaklar Tiyatro Festivali kapsamında 23 Mart’ta Çatalköy Belediye TiyatroSU olarak prömiyerini gerçekleştireceğimiz ‘Albayın Karısı’ adlı oyunumuzun da provalarının haftasonu dahil, haftanın neredeyse her gününe yayılması yüzünden değil kitap okumaya, yazı yazmaya, ailemi görmeye, yıkanmaya, saçlarımı taramaya, kıl-tüy sorunuma çözüm bulmaya, vaktinde yemek yeyip, uyumaya bile fırsatım olmadı...

Mart hep böyle.

Mart en yoğun ayım(ız).

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, 21 Mart Dünya Şiir Günü ve 27 Mart Dünya Tiyatroları Günü… Bir de bu tarihler arasına serpiştirilmiş çeşitli kutlamalar (ilk karşılaşma yıldönümüz; Edimle birlikte, ondan fazla aile üyesi ya da arkadaşımızın doğum günü), ve başka başka etkinlikler…

(Ayrılırsak, bunun da bir Mart ayında olacağını biliyorum.)

Kutlama ya da etkinlik yoksa, provalar var zaten, gündüz okulda, akşama Çatalköy’de.

Geçtiğimiz hafta, Salı akşamı CTP Kadın Örgütü davetlisi olarak adaya gelip ‘Kadınlar Günü’ etkinlikleri çerçevesinde tiyatro oyunları ‘Dış Ses’i sahneleyen Arka Bahçe Oyuncuları ekibinin kurucu üyelerinden Güneş Kozal’la gerçekleştirdiğim eski bir söyleşimizi güncelleyip yayınlamayı düşünmüştüm. Ancak sevgili Cenk (Mutluyakalı) benden önce davranmış, haftaiçi adaya dönüşü, devlet tiyatrosu süreci, ve yeniden İstanbul’a dönüşü ile ilgili (ki tesadüf bu ya(!) benim yazım da bu eksende kurgulanmıştı) kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirmiş Güneş’le…

İşte bu sabah 6’da kalkınca, yeni bir yazı yazmaya zamanım olmadığı ve gün içerisinde olamayacağı için, eski yazılarımdan hangisini kullanabilirim diye baktım, araştırdım. Öyle görünüyor ki, geçmiş yılların Mart yoğunluklarında, genellikle eski yazıları yeniden yayınlamışım.

Sonuç: Mart yoğunluğuyla ilgili bir yazım yok. Ve ille de bunun, bu kutlamaların öneminin altını çizmek istiyorum.

Mart aynı zamanda, baharın en güçlü şekilde hissedildiği ilk ay. Bu renkler, kokular, sesler, soğuklara rağmen dışarı çağırıyor insanı (veya insanın içindeki hayvanı).

Geçen gün ilk kırlangıçları gördük, çiftleşiyorlardı (her yıl Şubat ayında görürdük, ama bu yıl sağlam bir kış geçirdiğimizden Mart’a sarktı.) Gelenektir, kim önce görürse diğerlerine haber verir.

Bugün 13 Mart. Birazdan okula gitmek için çıkacağım, okuldan sonra tiyatro kulübü var, sonrasında da Çatalköy’de prova… En iyi ihtimalle saat 10’dan sonra dönebileceğim eve…

Dedim ya, Mart hep böyle…

Şikayetçi değilim ama bu yoğunluktan, sıkışıklıktan.

Bütün bu yoğunluk, sıkışıklık içinde durup durup hapse yeni giren arkadaşımızı düşünüyorum, içim kararıyor, moralim bozuluyor, klostrofobik hissediyorum. Dört duvar arasında olmak… Uzun bir süreliğine tüm plan ve kararlarını (ki bunlar arasında pek muhtemel bir evlilik de bulunuyordu) zorunlu olarak dondurmak… Dışarıda olanların günlük hayatında soğuk bir bira içmek gibi zevklerden bile mahrum olmak. Uzun bir yürüyüşe çıkamamak…

O ne desin!!!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 945 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler