1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Mars’taki koloniye bizim bakanlar gidiyor!
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Yazarın Tüm Yazıları >

Mars’taki koloniye bizim bakanlar gidiyor!

A+A-


Ekim ayı yeni başlangıçların ayıdır genelde… Okullar açılmıştır, yeni yargı dönemi başlamıştır, yasama da yeni dönemine girmiştir… Uzun yaz döneminin tembelliğinden çıkıp yeni girişimler ve yeni planlar yapmanın da zamanıdır.

Kimileri heyecanla karşılar bu dönemi, kimileri de tedirgin olurlar. Okullar kimi çocuk ve genç için bir sevinçtir, kimileri içinse bir can sıkıntısı… “Offf, yine açıldı okullar, yine sabah sabah kalk, okula git, dersleri çek, eve gel, ödev yap, uyu kalk, çekilecek dert değil” derken bazıları, evde oturmaktan sıkılanlar için de sıkıntıdan kurtulma fırsatı yaratıyor.

*  *  *

Yaz tatilinde de yargı çalışmıştır ama genellikle bu dönem sonrasına ertelenen davaların da başlaması ve devam etmesi demektir. Yargı süreci adalet bekleyenler için bir umut, ceza bekleyenler içinse bitmek tükenmek bilmeyen eziyet günleridir.

*  *  *

Ya yeni yasama dönemi, bazı vekillerimiz için bir sıkıntıdır, bir şey üretmeyen veya üretemeyenler için işe yaramaz zamanların başlangıcıdır Ekim ayı… Oysa onlar yaz aylarında ne güzel düğünleri gezmişlerdir, bol bol el sıkmışlardır. Oysa şimdi düğün mevsimi de geçmiştir. Ne iyi ki (ne kötü ki) ölmenin mevsimi yoktur, cenazeler devam edecek yine… Yoksa nasıl çekilir bu aylar!..

*  *  *

Hükümetin bazı kararlar alması için meclisin açılmasına gerek yoktur ama makam araçları kararında olduğu gibi… Hatta bazen sıkıntı da yaratıyor sürekli mecliste olmak, bazı şeylere cevap vermek, bazı icraatları anlatmak… Şimdi de makam araçları mecliste gündem olacaktır muhakkak sürekli… Ben bu konuda aşağıdaki gibi dolaylı bir çözüm önermek istiyorum;
Mars’a yolculuk başlıyormuş. Hatta yolculukla kalmıyor, orada kalmak için ilk etapta 100 kişinin taşınması ve orada bir koloni kurulması planlanıyor. Bu koloni için gidecek kişilerden de 200 bin dolar alınması hesaplanıyormuş. Bir hesap yaptım, önceki hükümet döneminden devlet dairelerinin ihtiyacı olan otomobil-araç alınması için ayrılan 4 milyon tl vardı ya!.. Hani bu 4 milyon TL’nin hemen hemen yarısı şimdiki UBP-DP azınlık hükümeti tarafından makam araçlarına harcanmıştı ya… İşte o parayı hesapladım, dolara çevirdim. Bizim bakanlardan ancak 6. 5 kişi kadarı gidebiliyor. Geriye 4.5 kişisi kalıyor. Onları hep birlikte Mars’ta koloni kurmaları için göndermeye bu para yetersiz kalıyor. Ben diyorum ki geri kalan parayı bütçeyi oluşturan kalemlerden aktarma yaparak Bakanlar Kurulu kendilerine bir iyilik yaparlar mı! Sonuçta çok itibarlı bir girişim olacak. Ne de olsa uzayın başka bir noktasında başka yaşamlar için bir başlangıç yapacaklar. Eğer parayı sağlayacak başka bir kalem bulamazlarsa da iş insanlarımızdan böyle bir yardım beklenebilir. Böyle bir yolculuk hem bakanlarımız hem de bizim için büyük bir sükse olacaktır! Mars’ta başka bir yaşam için ilk 100 kişi arasında bizden birileri… Çok havalı olsa gerek.     

-----------------------------------------------------


‘Çok gökyüzü’

Karadenizli sanatçı Doç. Dr. Erdal Aygenç 10 yıldır Kıbrıs’ta yaşıyor ve Kıbrıs’a gelmesinin nedenlerinden birini geçtiğimiz hafta adres Kıbrıs’ta Simge’ye (Çerkezoğlu) açıkladı; “Kıbrıs’a gelmemin ve burada yaşamaya devam etmemin nedenlerinden bir tanesi Kıbrıs’ta gökyüzünün çok olması. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar gökyüzü olan başka bir yer daha yoktur. Kıbrıs’ın gökyüzü, ay ışığı, bulutu ve güneşi çok güzel.” Kısmen doğru da artık o ‘çok’ olan gökyüzü azalıyor… O ‘çok gökyüzünü’ görmek için eğer ulaşacak yol bulursanız deniz kenarında görebilirsiniz ya da delinmeyen, patlatılmayan dağlar kalırsa o dağlara çıktığınızda… Özellikle Girne içinde artık gökyüzünü ‘çok’ görmenin imkânı yok. Emirname değişikliğinde alınan ara emirler de işe yaramazsa az kalan gökyüzü de bitecek ne yazık ki! Erdal hocanın Kıbrıs’a geliş nedenlerinden biri ortadan kalkmış olacak yani… Biraz abartılmış anlatım mı? Evet ama bir şeylerin anlaşılması için abartılmaya ihtiyaç var.

----------------------------------------------------------------------
ÖNERİ

‘Kar’

Şu sıralar Orhan Pamuk’un ilk 2002’de yayımladığı ‘Kar’ isimli romanını okuyorum. Evet, geç kalınmış bir okuma ama şimdi okuyorum ya… Hem şimdi okurken Türkiye’nin bugün geldiği durumun neden olduğunu o sayfalarda buluyorum, daha iyi anlıyorum. Kars’ta geçiyor hikâye… O zamanın siyasi İslamcıları, askerleri, laikleri, Kürt ve Türk milliyetçileri arasında şiddet ve gerilim var. İlişkiler, çıkarlar, kar altındaki Kars’ta yaşamlar… Bir de aşk hikâyesi ve hikâyeleri ama o gerilim içinde yaşanamamışlıklar… Dediğim gibi şimdiyi daha iyi anlamak için ‘Kar’. Siz de hâlâ okumamışsanız öneririm.

--------------------------------------------------
ANALİZ

Delik-deşik yollar

Neden çok araba satışı olduğunu anladım. Nedenlerden biri yollarımızın delik deşik olması… Arabalar bu yollara fazla direnemiyor. Her engebeye girdiğimde, her çukura düştüğümde içim cız ediyor. Altımdaki arabaya acıyorum canlıymış gibi… Yeni aldığınız araba birkaç ay sonra takırtı-tukurtu sesleri çıkarmaya başlıyor. Galericilerimiz şikâyet etseler de ayda ortalama 1000 arabanın yollara çıktığını kabaca hesaplamıştım daha önceleri… Neredeyse her köşebaşında bir oto-galeri olmasından dolayı belki “çok satışımız yok” diyebilir bir galerici ama gerçekte yola çıkan araba sayısı bizim ülkeye göre çok fazla.

------------------------------------------------------

“Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; birçok insanın hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.”
Aristotoles

Bu yazı toplam 763 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar