1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Maraş, Milliyetçilik ve Ötesi...
Maraş, Milliyetçilik ve Ötesi...

Maraş, Milliyetçilik ve Ötesi...

Mertkan Hamit: Kıbrıslı olmayan ve ada hakkında pek bir bilgisi olmayan bir arkadaşım, Kıbrıs ile ilgili ona göre en inanılmaz durumun, “Hayalet Şehir Maraş’ın” atıl bir biçimde bırakılmış olması idi.

A+A-

 

Mertkan Hamit
mhamit@gmail.com

 

Kıbrıslı olmayan ve ada hakkında pek bir bilgisi olmayan bir arkadaşım, Kıbrıs ile ilgili ona göre en inanılmaz durumun, “Hayalet Şehir Maraş’ın” atıl bir biçimde bırakılmış olması idi. Uzun bir süre önce olan bu konuşmanın ardından kafamda iki soru işareti belirmişti. Birincisi, nasıl oluyordu da Kıbrıs ve Kıbrıs sorunu hakkında neredeyse hiç bir bilgisi olmayan biri bize göre ‘önemsiz olan’ Maraş konusunu en önemli konu olarak görüp onu sorgulayabilmişti. İkincisi ise, Maraş’ın açık bölümünde doğup büyüyen biri olarak, nasıl olurda ben Maraş’a bu kadar yakınken bu kadar az bilgiye sahiptim. Kıbrıs’ta olduğum süre boyunca hemen hemen her gün gördüğüm bu harebe manzarıyı nasıl olur da normal olarak karşılamaktaydım?

Bu sorular kafamı uzun zamandır kurcalarken aslında son zamanlarda Maraş üzerine farkındalığımızın sınırlarını zorlayan inisiyatiflerin çalışmaları ve çabalar olmasa sanırım bu konuda şehir efsanelerinin ötesinde bilgiye sahip olamayacaktım.

Yapılan çalışmaların son derece önemli olmasına inancım tam olsa da, kimi zaman Maraş üzerinden oluşan siyasi taleplerin kuru bir duygusal siyaset ekseninde dönmüş olması bana ayrıca problemli bir durum olarak görünmektedir. Çözümün sadece duygusal bir mesele olduğuna yönelik algımızdan ne Kıbrıslıtürkler ne de Kıbrıslırumlar olarak kurtulamadık. Ulusal çatışma geçmişi olan bir çok coğrafyada olduğu gibi, ruh halimizin Kuzey Avrupa ülkeleri ile kıyaslanmasına tabi ki gerek yok. Buna rağmen, Kıbrıs sorunundan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen insanların sürekli ve görünür bir aidiyet krizine yaşıyor olmaları, siyasi taleplerin ve hedeflerin duygusal reaksiyonlarla sonuçlanıyor olması kaçınılmaz bir durumdur.

Ada’nın Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum siyasetinin temelinde de bu aidiyet krizinden doğan duygusal reaksiyonları görebiliriz. Ayrıca, milliyetçi söylemler üzerinden bahsi geçen reaksiyonların yansımalarını da takip edebiliriz. Milliyetçiliğin son derece geniş bir yelpazede hala daha kabul ediliyor olması, kimi insani taleplerin dahi milliyetçilik ile birleştirilerek sunuluyor olmasını getirmektedir. İnsani meselelerin hala daha devletlerarası hukuki ilişkilere göre düzenlenmesine yönelik fetişizm aslında Kıbrıs’taki insanlarda yaşanan aidiyet krizinin bir başka boyutudur. Milliyetçiliğin söylemsel alanda hala meşruluk tabanı olmasının sebeplerinden heralde en önemlisi, siyasi erkin kendini bugüne kadar milliyetçilik üzerinden var edebilmesidir diye bir iddia cesurca olabilir. Buna rağmen; Kıbrıs’ta yaşanan aidiyet krizine karşı milliyetçilikten arınmış söylemler ötesine geçmek yerine karşı milliyetçi söylemlerin tercih edilmesi aslında, adada yaşanan çatışmanın zihinsel algıda devamını sürekli hale getirmektedir.

Bu noktadan hareketle, Maraş konusunu geri dönersek, meseleye yaklaşımın Kıbrıslıtürk toplumunda üç biçimde dile getirildiğini görüyoruz. Burada sınırlı bir söylem analizi yapacak olursak, durumu destekleyen söylem, öteleyen söylem ve karşı çıkan söylem biçiminde kabaca kategorize etmek derdimi anlatmama yardımcı olacağına inanıyorum.

Bu noktadan hareketle, yukarıdaki yaklaşımları teker teker inceleyecek olursak; meseleye karşı çıkanların soruna Türk Milliyetçiliği ekseninde yaklaştığını iddia edebiliriz. Söylem boyutunda Maraş’ın ‘verilmesinin’ ulusal davaya zarar vereceğini iddia eden bu görüş; bir biçimde 1974 yılında yapılan askeri müdahale ve sonrasındaki gelişmeleri öykülendiren mitoloji sayesinde durumu yeni bir başlangıç noktası olarak kabul etmekte, yapılan müdahelenin meşru ve tamamen yasal bir zeminde olduğunu iddia etmektedir. Maraş’ı ulusal davanın bir aracı olarak görmektedir. Bu görüş oluşturduğu mitoloji ile Türk milliyetçiliğini birleştirerek ulusal davayı Türk milletinin çıkarlarına göre okumaktadır.

Maraş konusuna ikinci yaklaşımı ise meseleyi öteleyeci olarak gören yaklaşım olarak kendini var etmektedir. Kıbrıslıtürkler arasında Maraş konusunda öteleyici yaklaşım, Maraş’ın var olan ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen meselenin müzakerelerin dışında düşünülmesinin, Kıbrıslıtürk toplumunun masadaki elini zayıflatabileceğini iddia eden bir görüştür. Görüşme sürecinin nihayetinde, ‘adil çözümün’ ancak kapsamlı çözüm yoluyla gerçekleşebileceğini iddia eden bu görüşe göre bu tarz adımların adadaki kapsamlı çözüme fayda getirip getirmeyeceği net değildir. Bu yüzden de Maraş’ın adada yaşayan insanların ihtiyaçları gözetilerek açılması, ötelenmelidir. Maraş’ın yerleşime açılmasının kapsamlı çözüm vizyonunun erozyana uğramasını tetikleyebileceğini iddia eden bu bakış açısı, doğrudan karşıt bir tavıra sahip olmasa da, söylemsel açıdan içselleştirdiği Kıbrıslıtürk milliyetçiliğinden kurtulamamaktadır. Bu noktada da iki önemli karmaşa ile karşı karşıya kalmaktadır. Birincisi, böyle bir bakış açısı meşruluğunu yine adadaki gelişmemiş Kıbrıslıtürk milliyetçiliği borçlu olduğundan karşısına aldığı ‘öteki’; durumsal olarak adadaki ‘ötekiler’ üzerinden şekillenmektedir. Öyle ki, bu görüşe göre kurgulanan ‘öteki’ kimi zaman ‘Türkiye’ kimi zaman ise ‘Kıbrıslırum tarafı’ olarak nitelenmektedir. Öteki üzerinden meşruluğunu devam ettirebilen öteleyici yaklaşım, bu tercihini Kıbrıslıtürklerin geleceğini koruduğunu iddia ederek meşrulaştırmaktadır. Burada bir parantez açıp, adadaki Türk ve Kıbrıstürk milliyetçiliğinin ikisinin de mitolojik olarak ortak noktası 1974 askeri harekatının meşru ve yasal olarak algılandığını belirtmek gerekir. Yaratılan hukuk dışı durumun yaşanılanların normal bir sonucu olarak görür. Bu sebepten dolayı bu noktadan hareket eden bir yönelim, kendini var eden mitoloji ile çelişemeyeceği için konuyu öteleyerek siyasi meşruluğunu da sürdürmeye çalışmaktadır. Bu noktadan hareketle öteleyici bakış açısının da önceki gibi ciddi patalojik sorunlara sahip olduğunu iddia etmek hatalı olmaz.

Konuya yönelik bir başka yaklaşım ise, meseleyi destekleyenlerin bakış açısıdır. Buna göre Maraş, Kıbrıs’taki kanlı çatışma ile abluka altına alınmadan önce adanın çekim merkezlerinden biriydi. Bu görüş taleplerinin meşruluğunu iki toplumun ortak ihtiyacı noktasından oluşturmaktadır. Bunu, yıllardır kapalı tutulan bölgenin Kıbrıslılara maddi ve manevi anlamda ciddi zarar verdiği şeklinde dile getirmektedir. Ayrıca Maraş’a yeniden yerleşimi mümkün kılmaya yönelik bir stratejinin iki toplumun yakınlaşmasını da sağlayacağını, bu yüzden Maraş’ın yerleşime açılmasından tüm Kıbrıslıların çeşitli biçimlerde fayda sağlayacağını iddia etmektedir.

Öncelikle, meseleyi destekleyen bakış açısı söylemsel olarak muhalif bir noktadan hareket etmektedir. Önceki söylemler gibi Türk milliyetçiliği ve Kıbrıstürk milliyetçiliği aracılığıyla taleplerini meşrulaştırmak gibi bir ihtiyaç görmeyen bu bakış açısı, buna rağmen milliyetçilikten kendini arındırma noktasında sınırlı bir başarı gösterebilmektedir.

Bu noktada, adadaki çeşitli koşulların da etkisini unutmadan, Maraş’ın açılmasını destekleyen bu görüş karşı milliyetçiliğe, yani bir biçimde Kıbrıs milliyetçiliğine yönelik söylemlerin etkisi altına girmektedir. 1963’ten itibaren başlayan ve adadaki Kıbrıslıların kanlı bir biçimde birbirinden uzaklaşmasının tecrübe edildiği sürecin karşı milliyetçi söylem ile yatıştırmaya çalışılmasının bugün aslında doğru bir yöntem olmadığını iddia edebiliriz. Kıbrıs milliyetçiliği özellikle Annan Planı sonrasında adanın birleştirilememiş olmasından dolayı Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum toplumları için üzücü bir tecrübe olarak en büyük krizini yaşamıştır.

Benim altını çizmek istediğim mesele ise farklı bir boyuttadır. 1963’ten 1974’e kadar kanlı bir biçimde, ardından, soğuk savaş algısıyla süre giden adadaki ulusal çatışmanın, esasında; politik zemini konusunda tercih hatalıdır. Bugün adadaki söylemlerin meşruluk temelini o veya bu biçimde milliyetçilik ve onunla birleşen duygusal sebeplerin olması yapıcı bir politik zemine olanak sağlamamaktadır. Milliyetçiliğin veya karşı-milliyetçiliğin Kıbrıs’ta politik zemin oluşmasına engel olmasından dolayı, milliyetçilik ötesi bir algının ve bununla uyumlu söylemlerin oluşturulması adanın geleceği için son derece gereklidir.

Özet olarak; üç farklı söylemin Maraş meselesine yönelik taleplerini aslında farklı milliyetçi algılarla oluşturduğunu iddia ettik. Ek olarak, Maraş konusuna yönelik geleneksel ve muhalif söylemler görünür olsa da, hem etnik hem de sivil boyutta Kıbrıs’ta milliyetçiliğin ötesine geçebilecek Maraş’a özgü bir söylem henüz oluşturulmuş değil. Bunun gerçekleşmemiş olması, bugün muhalif olarak nitelendirebileceğimiz çabaların değerini azaltmadığının altını çizerken, bir adım daha ileriye gidebilmek için yazının son bölümünde Maraş’a özgü kapsayıcı bir söylem oluşturabilmenin yol haritasına dair görüşlerimi paylaşacağım.

Jacques Derrida’nin Bağışlama ve Kozmopolitanizm Üzerine ismiyle Türkçe’ye çevirilen kitabının Kozmopolitanizm üzerine olan bölümü bu konuya uygunluk sağlayan öneriler içerir. Kent ve egemenlik konusunu irdeleyen Derrida; Uluslararası Yazarlar Parlamentosu’nun önerdiği mülteci kentler fikrinin uluslararası hukuk açısından yaratıcığı yeniliği tartışır. Yeni Kozmo-politika, günümüz hegemonik ilişkilerinde içselleştirilmiş olan baskıcı, kamusal ve özel hayatların ötesinde bir tür özgürlük alanı olarak sunulan yaklaşımdır. Bu öneri, geleneksel vatandaş, yabancı ve öteki ilişkisinin ötesinde geniş hakları özünde içselleştiren, uluslararası devlet hukuğunun ötesinde bir alternatifi temsil etmektedir. Kendine özgü egemenlik durumu oluşturun bu mülteci kentlerin, konukseverlik kurallarını yaratması geleneksel ulus devlettenin yarattığı sosyo-ekonomik çıkmazları, milliyetçiliğin etkilerini de aşmakta yardımcı olabilir. Kent sınırlarında ekonomik, siyasi ve yönetimsel ilişkilerde adil ve kapsayıcı bir yapının oluşturulmasıyla; ırksal ön yargılar ve karşı tarafı ötekileyici ulusal önceliklerden sıyrılmak da mümkün olabilir. Tüm bunların yapılması ise, Derrida’ya göre orada yaşayanların kim ve ne olduğuna bakılmaksızın evrensel misafirperverlik algısıyla, yani aslında kentin aynı anda kimseye ait olmayıp herkesin olabileceğine yönelik oluşturulacak bir algıyla mümkündür. Derrida’ya göre sözü edilen koşul kozmopolitanizmin yaratılmasının öncelikli şartıdır.

Kısaca belirtilen evrensel misafirperverlik konusu dikkate alarak geliştirebilecek söylemler ise Maraş konusunda milliyetçilik üzerinden meşrulaşmış gelenekçi ya da muhalif politikaların ötesinde ulus ötesi bir düşünceyi mümkün kılabilir. BM veya Kıbrıstürk ve Kıbrısrum toplumlarının kontrolünde yeniden yerleşime açılacak olan bu bölgenin, Kıbrıs’ın geleceğinin modelini oluşturacak bir işbirliği alanı olması mümkündür. Açılması ile birlikte yaratılacak olan kendine özgü egemenliği ve kuralları ile birlikte, evrensel misafirperverlik vurgusu ile küreselleşen sermaye ve ticaret ilişkilerine muhalif ama paralel olarak enternasyonal bir dayanışma zemenini de yaratabilir.

Maraş konusunun son yıllarda gündeme taşınabilmiş olması, Maraş’ın adanın kaderiyle beraber on yıllardır mahkum olduğu karanlık odadan çıkabilmesi yönünde önemli ve cesaretli bir adımdır. Gün geçtikçe zemin kazanan bu görüşün bu noktadan sonra ada şartlarında muhalif olmasına rağmen özünde problemli bir söyleme feda etmenin geleceğe dair umutlara zarar vereceği kaygısını taşıyorum. Bu yüzden Maraş’ın açılmasına yönelik taleplerin söylemsel boyutunun, mevcut ulus-devlet algısının yarattığı problemli bakış açısının ötesinde kurgulanması, önce Maraş’ın ve Mağusa’nın, ardından da tüm adanın geleceği için paha biçilmez öneme sahiptir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1011 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler