1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. MANTAR DEĞİL YA BU KÜRDİSTAN DEDİĞİN?
MANTAR DEĞİL YA BU KÜRDİSTAN DEDİĞİN?

MANTAR DEĞİL YA BU KÜRDİSTAN DEDİĞİN?

“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diye güzel bir deyişimiz vardır ya, o hesap bizimkilerin işi. Tunus’tan Suriye’ye kadar Arap Hilalinde esen filizkıran fırtınasını görünce bir koşu Topkapı Sarayı emanetler

A+A-

 

“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diye güzel bir deyişimiz vardır ya, o hesap bizimkilerin işi.

Tunus’tan Suriye’ye kadar Arap Hilalinde esen filizkıran fırtınasını görünce bir koşu Topkapı Sarayı emanetlerinden naftalinli Osmanlı Atlası yelkenleri kapan bizimkiler, anlaşılan yan etkileri hesaplamamışlar.

Şimdi birden bire karşılarına çıkıveren Kürt oluşumları ile sersemlemiş görünüyorlar şaşırtıcı biçimde. Oysa Irak dilimlendiğinde hemen yanı başımızda bitiveren “Kuzey Irak”) deneyiminden hareketle Suriye’de olacakları önceden kestirebiliyor olmalıydılar.

Tabii Irak Kürdistan Federal Yönetimine “Kuzey Irak”, Kıbrıs Cumhuriyetine “Rum Yönetimi” deyince sorun halloluyor, “tehlike savuşturuluyor” illüzyonu tam bize özgü bir durum, biliyoruz da… Bu illüzyona, bizzat yaratıcılarının da inanmış olduğunu görmek… Ne bileyim… Tuhaf!

Hadi bizi 90 yıldır resmi ideolojinizle tepe sersemi ettiniz tamam… Arkadaş Kemalizm anti teziyle 10 yıldır ülkeyi idare etme iddiasında olan da sizsiniz? Yoksa yalancıktan bir Kemalizm eleştirisi miydi sizinkisi? Yoksa siz Kemalist’in badem bıyıklısından ibaret miydiniz aslında?

Kardeşim mantar değil ki bu Kürt ve Kürdistan dediğin şey? O rüyasını gördüğün Osmanlı haritasında, işte şimdi hemen doğu ve güneydoğu sınırlarını oluşturan bölge “coğrafi ve siyasi sıfatıyla” basbayağı Kürdistan’dı zaten?

Şuracıkta, 23 Aralık 1876’da kurulan Meclis-i Mebusan bir yana, Kanuni Sultan Süleyman’ın Ocak 1526’da Fransa Kralı Fransua’ya yazdığı mektupta adını resmen andığı bir Kürt yerleşim bölgesiydi Kürdistan denilen coğrafya:

“Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân'ın torunu, Sultan Selim Hân'ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım…”

Hadi Kanuni bu, tepesi atmış, yazmıştır bu mektubu kefereye diyenler için daha tatmin edici bir belge lazımsa 5 Muharrem 1264 (14 Aralık 1847) tarihli Takvim-i Vekayi Gazetesindeki resmi tebliğe göz atalım. Sadeleştirilmiş haliyle:

“Takvim-i Vakayi’nin bundan önceki sayılarında da yazılmış olduğu gibi bir süreden beri zorba ellerinde kalmış olan Kürdistan ülkesinin –Allaha şükürler olsun ki– Padişahın benzersiz gayreti ve ezici gücünün eseri olarak bu kez yeni baştan ele geçirilmesi başarıyla tamamlanmıştır. Bu başarı yüce Padişahın, Osmanlı İmparatorluğu tebaa ve berâyâsının haklarıyla ilgili adalet niyetinin,hayırlı fikirlerinin ve yüce amaçlarının her zaman Allah tarafından feyz ve yardıma mazhar olacağının delili ve ispatıdır. Doğrusu zamanının geldiği münasip görüldüğünden adı geçen ülkenin idaresi, içişleri ve düzeninin devamlılığıyla, güveninin tesisi ve halkın isteklerinin yerine getirilmesi yani oraların hususi ve bağımsız bir idare makamına konularak, zeki, bilgili ve olgun bir zata ihalesiyle Diyarbakır eyaleti,Van, Muş ve Hakkari sancakları ile Cizre, Bohtan ve Mardin kazaları birleştirilip hepsinin bir eyalet sayılması ve itibar olunması ve bu eyalete Kürdistan eyaleti isminin verilmesi gösterdiği lüzumdan dolayı yerinde ve münasip görülmüştür.” (Sezen Bilir’in sadeleştirmesiyle “kürdtarihi.blogspot.com” dan alınmıştır.)

Ne zaman kaldırıldı Kürdistan isminin resmi kullanımı? 8 Aralık 1925 tarihli “Türk Birliğini Parçalamaya Çalışan Cereyanlar” başlıklı Maarif Vekâleti Tamimi ile… Yani resmi olarak 1925’e kadar anılan, bilinen Kürt ve Kürdistan adına şimdi “birden bire bitivermiş mantar” muamelesi yapmak niye? Kafanıza estiğinde emperyal tarihinizi hatırlayıp coşuverirseniz, o tarihe gömdüğünüzü sandığınız korkularınız en kanlı canlı haliyle çıkıverir karşınıza tam da böyle…

* * *

Başta bir isim kullandım: filizkıran fırtınası… Hasan Hüseyin Korkmazgil gençliğimin en sevgili ozanlarındandı… O’nun dizeleri geldi hemen aklıma filizkıran deyince… Şiir yaz başında ortalığı kasıp kavuran filizkıran fırtınasını anlatıyor. Henüz tomurcuk gülleri, henüz çiçekteki meyveleri açmadan savuran bir fırtınadır filizkıran… Şu “Arap Baharı” dediklerine ben filizkıran diyorum… Okuyunca hemen anlayacaksınız gerçi ama ille yaz diyen olursa başka bir yazıda anlatayım müsaadenizle…

“gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası

evler yemen türküsü

             sokaklar seferberlik

öyle bir gariplik ki

                öyle bir tedirginlik

yaz başında güz sonrası

ayvalar çiçekteydi

       güller daha tomurcuk

açıl demişti güneş

      açılmıştı kıraçta kış elmaları

çözül demişti güneş

       çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında

dallarda yuvalar tüy kokuyordu

       düğünçiçekleri şenlikli

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası

ne dal kaldı ne tomurcuk

yerden yere çaldı otları ağaçları

              insan yüzlü bir korkuluk

üşüdüm dünyalarca

       baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm

sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık

              bahardan kışa düştüm

 acılı günler gördüm

sığdıramam bir tek günü bir koca yıla

geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında

               nice baharları kışlara gömdüm

uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun

uzak düştüm umudundan mutundan

                yomundan uzak düştüm

bunaltının böylesini görmedim

 severim fırtınanın her türlüsünü

ormanlar uğultulu sular dalgalı

severim filizkıran fırtınası'nı

        kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü

nerde benim baharım

               dalım yaprağım nerde

gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın

       sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü

ne kuş kalmış ne çiçek

ne kırmızı ne yeşil

sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü”

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1047 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler